Ve-iż yerfe'u ibrâhîmu-lkavâ'ide mine-lbeyti ve-ismâ'îlu rabbenâ tekabbel minnâ(s) inneke ente-ssemî'u-l'alîm(u)
Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kabe'nin) temellerini yükseltiyor, "Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin" diyorlardı.
Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt'in temellerini yükseltmeye başladı, İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç şüphesiz işiten sensin, bilen sensin.
Bu ayet, İbrahim ve İsmail'in Kabe'nin temellerini yükseltirken Allah'a yönelttikleri duayı aktarır. Ayet, 'yükseltmek', 'temeller', 'ev/Kabe', 'kabul etmek', 'işiten' ve 'bilen' gibi kavramlar üzerinden inşa ve ibadet arasındaki derin ilişkiyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ref'' kelimesinin asıl anlamının bir şeyi bulunduğu yerden daha yüksek bir yere taşımak olduğunu belirtir. Ayetteki 'yerfa'u' ifadesi, İbrahim ve İsmail'in Kabe'nin temellerini inşa ederek yükseltme eylemini, yani fiziksel bir yapıyı yukarı doğru kaldırma ve kurma faaliyetini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ref'' kelimesinin mecazi kullanımlarına değinse de, bu ayetteki kullanımının 'bina etmek, inşa etmek' anlamında olduğunu, temelleri yerden yükseltme fiilini kastettiğini belirtir. Bu, Kabe'nin fiziksel inşasına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavâid' kelimesinin 'kaide'nin çoğulu olduğunu ve bir şeyin üzerine oturduğu, dayandığı temel anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'el-kavâid' ifadesi, Kabe'nin sağlam zeminini ve üzerine yapının yükseleceği ana unsurları belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kaide'nin bir şeyin üzerine oturduğu esas olduğunu ve bina için kullanıldığında temelleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'el-kavâid', Kabe'nin inşasında kullanılan ve yapıyı ayakta tutan temel taşlarını ve zeminini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'kaide'nin bir şeyin üzerine bina edildiği esas olduğunu ve mimaride temeller için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-kavâid', Kabe'nin fiziksel yapısının dayandığı sağlam ve köklü temelleri vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyt' kelimesinin asıl anlamının gecelemek için kullanılan yer olduğunu, ancak Kur'an'da özel olarak Kabe için kullanıldığında 'Allah'ın Evi' anlamını kazandığını belirtir. Ayetteki 'el-Beyt', Kabe'yi, yani Müslümanların kıblesi ve hac mekanı olan kutsal yapıyı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'beyt' kelimesinin Kur'an'da hem genel anlamda ev hem de özel olarak 'Beytullah' (Allah'ın Evi) olarak Kabe için kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki 'el-Beyt', Kabe'nin kutsal statüsünü ve Allah'a adanmışlığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kabul' kelimesinin bir şeyi rıza ile almak, benimsemek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tekabbel' duası, İbrahim ve İsmail'in inşa faaliyetlerinin Allah katında makbul olmasını, O'nun rızasına uygun bulunmasını talep etmelerini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kabul'ün bir şeyi hoşnutlukla almak ve karşılığını vermek olduğunu açıklar. Bu ayetteki 'tekabbel' ifadesi, Allah'tan yapılan amelin boşa gitmemesini, aksine O'nun lütfuyla kabul edilmesini ve sevapla ödüllendirilmesini dilemeyi içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semî'' kelimesinin 'işitmek' fiilinden türediğini ve Allah için kullanıldığında O'nun her sesi, her duayı ve her fısıltıyı eksiksiz bir şekilde idrak ettiğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'es-Semî'' Allah'ın duaları işiten ve onlara icabet eden kudretini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'es-Semî'' isminin Kur'an'da Allah'ın insanlarla olan iletişimini ve onların dualarına karşılık verme yeteneğini gösteren önemli bir sıfat olduğunu belirtir. Bu ayette, İbrahim ve İsmail'in dualarının Allah tarafından işitileceğine olan inançlarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'alîm' kelimesinin 'bilmek' fiilinden türediğini ve Allah için kullanıldığında O'nun her şeyi, geçmişi, şimdiyi ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni eksiksiz bir şekilde bildiğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-Alîm' Allah'ın niyetleri, amellerin mahiyetini ve her şeyin sonucunu bilen kudretini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'el-Alîm' isminin Allah'ın ilminin mutlak ve sınırsız olduğunu, hiçbir şeyin O'nun bilgisinin dışında kalamayacağını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, İbrahim ve İsmail'in dualarının ve amellerinin Allah tarafından tam olarak bilindiğine ve değerlendirileceğine olan güvenlerini dile getirir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
(2/127) Ve iz yarfeu İbrâhîymül kavaıde minel Beyti ve İsmâıyl* Rabbena tekabbel minna* inneKE ENTEsSemi'ul 'Aliym;
* Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.
Ey Habibim, ey okuyan kişi, o vakti hatırla ki, Düşün şimdi yum gözlerini bugün o gündür aynı zamanda, o mertebeyi de bugün insânlar yaşıyorlar, İbrâhîm, İsmâîl ile birlikte Beytin duvarlarından bir kısmını yükseltiyordu, işte yum gözlerini seyret, aç ufkunu.
İbrâhîm (a.s.) ın orada olduğu devrede bir tufan bir fırtına olmuş ve Kâbe’nin temelleri o şekilde ortaya çıkmış, işte ondan sonra o temeller üzerine Kâbe duvarlarını yükseltiyorlar, her birerlerimizin daha önce Nuh tufanında yıkılmış olan gönül duvarlarımızı makam-ı İbrâhîm’de toparlamamız gerekiyor, düzeltmemiz gerekiyor, işte yükseltiyor dediği o, yerden kurtarıyor artık, yükseltiyor işi ama bunu İsmâîl ile yapıyor daha evvel ki hadisede İsmâîl (a.s.) kûrb’an edilmişti, burada İsmâîl (a.s.) rol değiştirmiş oluyor, mertebe-i İsmâîl insânda faaliyete geçmeye başlıyor yani bu da Muhammediyetin hazırlıkları yapılıyor demektir, yani gönül Kâbe’sinin tamamlanması için.
İbrâhîm (a.s.) a İsmâîl yardım etmemiş olsaydı bu hakikatler zuhur etmez çok başka yönlere giderdi, bir zamanlar kesilmesi emredilen İsmâîl (a.s.) yani kûrb’an edilmesi gereken İsmâîl (a.s.) aslında İsmâîl (a.s.) kûrb’ân
edildi, çünkü orada niyet önemliydi fakat Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v) gelmesine sebep olacağından İsmâîl denen zuhurun yaşaması gerekiyordu ama İbrâhîm (a.s.) ın gönlündeki İsmâîl muhabbetinin çözülmesi, atılması gerekiyordu, işte İbrâhîm (a.s.) gönlündeki evlât muhabbetini kesti orada bitirdi ve bitirdikten sonra bu imtihanı kazandı.
Burada bir sır daha vardır ki, o da, Hz. Peygamberin (s.a.v) çocuklarının küçük yaşta vefat etmeleri sırrıdır;
Cenâb-ı Hakk acizmiydi, yaşatamazmıydı onun çocuklarını, ki küçük yaşta aldı elinden. Hz. Rasûllüllah’ın erkek çocuğu olmasaydı eğer, sadece kızları oluyor diye yani o günlerdeki anlayış üzere onda eksiklik var diye düşünülecekti,
Hz.Rasûlüllah’ın (s.a.v) erkek çocukları yaşasaydı ve büyüselerdi onun şanına yakışan bir evlât olması için en az kendi değerinde, hatta kendisinden üstün olması gereke-cekti, fakat Hz. Rasûlüllah’tan sonra onun kemâlatında birisi gelemeyeceğinden onun erkek çocukları, dünyaya geldiler fakat küçük yaşta vefat ettiler.
Ey bizim Rabbimiz yaptığımız bu işi bizden kabul eyle diye dua ediyorlardı irfaniyetlerini de göstermek sûretiyle, “muhakkak ki Sen duyucu ve bilicisin” diyerek bu hakikati de söylüyorlardı, bizim dualarımızı, yaptığımız bu işi bizden kabul eyle, zâten Sen bunu hem duyucusun, hem de yaptığımızı bilicisin, diyerek Cenâb-ı Hakk’ın o vasıflarını da bildirip, bu işi yapmak sûretiyle. irfaniyetlerini de or-taya koyuyorlardı.