Rabbenâ vec'alnâ muslimeyni leke vemin żurriyyetinâ ummeten muslimeten leke veerinâ menâsikenâ vetub ‘aleynâ(s) inneke ente-ttevvâbu-rrahîm(u)
"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın."
Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.
Bakara 128. ayet, Hz. İbrahim ve İsmail'in Allah'a yönelişini, teslimiyetlerini ve nesillerinin de bu teslimiyet üzere olmasını dilemelerini ifade eder. Ayet, 'İslam', 'ibadet' ve 'tevbe' gibi temel dinî kavramlar etrafında şekillenerek, Allah'ın rahmet ve tevbe kabul ediciliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'سَلَمَ' (se-le-me) kökünü 'selamet, barış, teslimiyet' olarak açıklar. 'Müslim' kelimesi, kişinin kendini Allah'a teslim etmesi, O'nun emirlerine boyun eğmesi ve böylece iç huzura ermesi anlamını taşır. Ayetteki 'müslimeyn' ifadesi, bu teslimiyetin ikili bir özne tarafından (İbrahim ve İsmail) gerçekleştirildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'İslam' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini inceler. Ona göre 'İslam', kişinin kendi iradesini tamamen Allah'ın iradesine teslim etmesi, O'na boyun eğmesi ve böylece 'barış' (selam) durumuna ulaşmasıdır. Ayetteki 'müslimeyn' ifadesi, bu teslimiyetin Hz. İbrahim ve İsmail tarafından bilinçli bir eylem olarak talep edildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'müslim' kelimesini 'Allah'a itaat eden, O'nun hükümlerine boyun eğen' olarak açıklar. Ayetteki 'müslimeyn' ifadesi, bu itaatin ve boyun eğmenin Hz. İbrahim ve İsmail tarafından Allah'tan istenen bir durum olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'أُمَّة' (ümmet) kelimesini 'aynı hedefi veya aynı zamanı paylaşan topluluk' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Hz. İbrahim ve İsmail'in soyundan gelecek, Allah'a teslimiyet ortak paydasında birleşen bir topluluğu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ümmet' kelimesinin farklı kullanımlarını sıralar ve 'bir peygambere tabi olan topluluk' anlamını vurgular. Ayetteki 'ümmeten müslimeten' ifadesi, Hz. İbrahim'in soyundan gelecek ve İslam'a tabi olacak bir topluluğu dilemesini yansıtır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ümmet' kelimesinin 'bir araya gelmiş insanlar topluluğu' anlamını verir. Ayetteki bağlamda, Hz. İbrahim ve İsmail'in dualarında, kendi teslimiyetlerinin ötesinde, gelecek nesillerinin de aynı teslimiyet üzere bir topluluk oluşturmasını arzu ettiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'menâsik' kelimesini 'ibadet yerleri ve ibadet şekilleri' olarak açıklar. Ayetteki 'erine menâsikenâ' ifadesi, Hz. İbrahim ve İsmail'in Allah'tan, kendilerine hac ve umre gibi ibadetlerin nasıl yapılacağını göstermesini talep ettiklerini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'نُسُك' (nüsük) kelimesini 'ibadet, takva ve Allah'a yaklaşma' olarak tanımlar. 'Menâsik' ise bu ibadetlerin yapıldığı yerler veya ibadetlerin kendisi anlamına gelir. Ayette, Allah'tan bu ibadet yollarının kendilerine öğretilmesi istenmektedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'menâsik' kelimesinin 'ibadetler, özellikle hac ibadetinin merasimleri' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Hz. İbrahim ve İsmail'in, Kâbe'nin inşası sonrası bu kutsal mekânda yapılacak ibadetlerin detaylarını öğrenme arzusunu yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'تَابَ' (tâbe) fiilini 'dönmek' olarak açıklar. Kulun Allah'a dönmesi 'tevbe', Allah'ın kula dönmesi ise 'tevbeyi kabul etme, merhamet etme' anlamındadır. Ayetteki 've tüb aleynâ' ifadesi, Allah'ın kendilerine yönelmesini, dualarını kabul edip merhamet etmesini talep ettiklerini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tevbe' kelimesinin 'günahı terk edip Allah'a yönelmek' anlamını taşırken, Allah'ın 'tevbe etmesi'nin ise 'kulu affetmesi ve ona merhamet etmesi' olduğunu belirtir. Ayetteki bu dua, Allah'ın affediciliğine ve merhametine bir yakarıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tevbe' kavramının Kur'an'daki kullanımını incelerken, hem kulun Allah'a yönelişini hem de Allah'ın kuluna yönelişini kapsadığını belirtir. Ayetteki 've tüb aleynâ' ifadesi, Allah'ın rahmet ve mağfiretiyle kendilerine yönelmesini, dualarını kabul etmesini isteme anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'Tevvâb' ismini 'kullarının tevbesini çokça kabul eden, onlara tekrar tekrar yönelen ve merhamet eden' olarak açıklar. Ayetteki bu isim, Hz. İbrahim ve İsmail'in dualarının kabul edileceğine olan inançlarını ve Allah'ın bu sıfatına sığınmalarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Tevvâb' isminin 'tevbeyi çokça kabul eden, günahları bağışlayan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bu kullanım, Allah'ın affediciliğinin ve merhametinin sınırsız olduğunu, kullarının samimi yönelişlerini karşılıksız bırakmadığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'tevbe' kavramının Allah ile kul arasındaki ilişkiyi yeniden tesis etme aracı olduğunu belirtir. 'Tevvâb' ismi ise, Allah'ın bu ilişkiyi sürekli olarak onarmaya ve kullarına bağışlayıcılıkla yaklaşmaya hazır olduğunu gösterir. Ayette, bu isimle Allah'a yakarış, O'nun affediciliğine olan güveni pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'Rahîm' ismini 'çok merhametli, merhameti sürekli olan' olarak açıklar. Bu isim, Allah'ın kullarına olan şefkatinin ve lütfunun sürekliliğini ifade eder. Ayetteki 'Tevvâb' ismiyle birlikte kullanılması, Allah'ın tevbeyi kabul etmesinin ardında yatan sonsuz merhametini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rahîm' isminin 'ahirette müminlere özel merhamet eden' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bu kullanım, Hz. İbrahim ve İsmail'in dualarının kabulü ve nesillerinin hidayeti için Allah'ın bu özel merhametine sığındıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Rahîm' isminin Allah'ın kullarına olan şefkat ve lütfunun tecellisi olduğunu ifade eder. Ayette 'Tevvâb' ile birlikte zikredilmesi, Allah'ın tevbe kabul ediciliğinin, O'nun engin merhametinin bir sonucu olduğunu vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
* “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi kabul et. Çünkü sen, tövbeleri çok kabul edensin, çok merhametli olansın.” Rabbimiz bizi senin hakikatini idrak eden iki müslüman eyle, zürriyetimizden de böyle devam ettir.
İşte buradaki duadan da daha evvel geçen Âyetlerdeki dualardan da bizlerin nasibi var şu anda, müslüman olmamızın büyük sebebi bunların dualarıdır,
Ve bize göster yani biz müşahede ehli olalım, hac hakikatlerinin, yani hac nasıl yapılacak bize göster, nasıl hacı olunur bunu bize öğret diyorlar ve bu yaptığımız işleride bizden kabul et, günahlarımızdan tevbelerimizi kabul eyle Sen tevbe edenlere merhamet edicisin, bu Âyette de belirtildiği gibi haccın hakikatleri daha İbrâhîm (a.s.) dan başlıyor, yani o gün onlar bunun sûri şeklini yapıyorlardı yani tevhidi ef’al mertebesindeki halini, Muhammediyyetin yolu da buradan açıldığından doğrudan doğruya İsmâîliyetten Muhammediyyete geçiyor.
İbrâhîmiyyet kökünden iki dal oluşuyor biri İsmâîl diğeri ishak, İshak’tan gelen tam tepeye kadar ulaşmıyor İseviyyet dalında kalıyor ama İsmâîl’den gelen dal Hz. Rasûlullah (s.a.v) ile tam zirveye ulaşıyor, oradan da aşağıya sarkarak İseviyet mertebesini tutup onu yukarıya çekiyor, eğer Muhammediyyet gelmese İseviyyet o paralelde kalacak, yani zirvenin altındaki mertebesinde kalacak.