Vekâle lehum nebiyyuhum inna(A)llâhe kad be'aśe lekum tâlûte melikâ(en)(c) kâlû ennâ yekûnu lehu-lmulku ‘aleynâ venahnu ahakku bilmulki minhu velem yu/te se'aten mine-lmâl(i)(c) kâle inna(A)llâhe-stafâhu ‘aleykum vezâdehu bestaten fi-l'ilmi velcism(i)(s) ve(A)llâhu yu/tî mulkehu men yeşâ(u)(c) va(A)llâhu vâsi'un ‘alîm(un)
Peygamberleri onlara, "Allah, size Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demişti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir." dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilir.
Bu ayet, İsrailoğulları'nın Talut'un hükümdarlığına itirazlarını ve peygamberlerinin bu itirazlara verdiği cevapları ele almaktadır. Ayet, 'mülk', 'seçme', 'bilgi' ve 'güç' gibi kavramlar üzerinden ilahi iradenin ve liyakatin önemini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mülk' (ملك) kelimesinin, bir şey üzerinde tasarruf etme ve hükmetme yetkisi olduğunu belirtir. Ayetteki 'meliken' (مَلِكًا) ifadesi, Talut'a verilen bu hükmetme ve yönetme yetkisini, yani hükümdarlık makamını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'melik' (ملك) kelimesini 'sultan' (سلطان) ve 'hükümdar' (حاكم) anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, Talut'un Allah tarafından atanmış bir lider ve yönetici olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'safâ' (صفا) kökünden türeyen 'ıstıfâ' (اصطفاء) kelimesinin, bir şeyi saflaştırmak, arındırmak ve en iyisini seçmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ıstafâhu' (ٱصْطَفَىٰهُ) ifadesi, Allah'ın Talut'u hükümdarlık için özel olarak, diğerlerinden üstün görerek seçtiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ıstıfâ'nın (اصطفاء) bir şeyi diğerlerinden ayırarak seçmek ve onu üstün kılmak olduğunu açıklar. Ayette, Allah'ın Talut'u hükümdarlık görevi için özel bir liyakatle donatarak seçtiği anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'bast' (بسط) kelimesinin genişletmek, yaymak ve artırmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bastaten' (بَسْطَةً) ifadesi, Talut'un bilgi ve fiziksel gücünün Allah tarafından artırıldığını, genişletildiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bast'ın (بسط) bir şeyi yaymak, genişletmek ve bolluk vermek olduğunu açıklar. Ayetteki 'zâdehu bastaten' (وَزَادَهُۥ بَسْطَةً) ifadesi, Talut'a hem ilim hem de cisim (beden) açısından bir genişlik, bolluk ve üstünlük verildiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' (علم) kelimesini bir şeyi olduğu gibi idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'el-ilm' (ٱلْعِلْمِ) ifadesi, Talut'a hükümdarlık için gerekli olan stratejik düşünme, karar verme ve yönetme bilgisi gibi entelektüel yeteneklerin verildiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilm' (علم) kavramının sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda hikmet ve derin anlayış anlamına geldiğini vurgular. Ayette, Talut'un hükümdarlık için gerekli olan bu derin anlayış ve bilgelikle donatıldığına işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cism' (جسم) kelimesinin bedeni, fiziksel yapıyı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-cism' (ٱلْجِسْمِ) ifadesi, Talut'un hükümdarlık görevini yerine getirebilmesi için gerekli olan fiziksel güce ve dayanıklılığa sahip olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cism'in (جسم) hacimli ve boyutlu varlık olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, Talut'un sadece zihinsel değil, aynı zamanda fiziksel olarak da güçlü ve heybetli bir yapıya sahip olduğunun, bu durumun onun liderlik vasıflarından biri olarak sunulduğunun altını çizer.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكاً قَالُوَاْ أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِّنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
(2/247) Ve kale lehüm Nebîyyühüm innAllahe kad bease leküm Tâlûte meliken, kalu enna yekünu lehül mülkü aleyna ve nahnu ehakku Bil mülki minhu ve lem yü'te seaten minel mal* kale innAllahastefahu aleyküm ve zadehu bestaten fiyl ılmi vel cism* vAllahu yü'tiy mülkeHU men yeşa'* vAllahu Vasi'un Aliym;
* Peygamberleri onlara, “Allah, size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Nebileri onlara dedi ki: "Muhakkak ki Allah, Tâlût'u sizin için Melîk olarak seçti." Tâlût uzun demek, boyu uzun olduğu için öyle diyorlarmış, biz buna tulû’ diyelim yani sizin üzerinize yeni doğuşlar seçti, yeni doğuşlara tabi olursanız sizi karanlığa çeken Esmâ-i İlâhiyye aydınlanır ve kurtulursunuz.
Dediler: "Nasıl olur da o bizim üzerimize mülk sahibi olur? Biz mülkümüze ondan daha çok hak sahibiyiz. Üstelik mal yönünden de fakirdir dediler, Nebi dedi ki “Muhakkak ki onu sizin üzerinize Allah seçti, ve hem ilimde hem cisimde onu ziyadeleştirdi, Hu’yu
seçti, çünkü o üstünde Hu’yu taşıyor, siz belki mal taşıyorsunuz hammallığını yapıyorsunuz ama, işte nefsi emmârenin bunlar oyunlarıdır, her yerde ben üstünüm diyor. Allah mülkünü dilediğine verir, muhakkak ki Allah geniştir ilmiylede herşeyi kaplamıştır.