Vekâle lehum nebiyyuhum inne âyete mulkihi en ye/tiyekumu-ttâbûtu fîhi sekînetun min rabbikum vebakiyyetun mimmâ terake âlu mûsâ veâlu hârûne tahmiluhu-lmelâ-ike(tu)(c) inne fî żâlike leâyeten lekum in kuntum mu/minîn(e)
Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."
Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır.
Bakara 248. ayet, İsrailoğullarına gönderilen peygamberin, Talut'un hükümdarlığının alameti olarak Tâbût'un geri dönüşünü müjdelemesini konu alır. Ayet, Tâbût'un içeriği ve taşıyıcıları üzerinden ilahi bir delil sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebî (نَبِيّ) kelimesi, 'nebe' (نَبَأ) kökünden türemiştir ve 'haber vermek' anlamına gelir. Allah'tan haber getiren, insanlara tebliğ eden kişi için kullanılır. Ayetteki 'nebiyyuhum' ifadesi, İsrailoğullarına gönderilen peygamberi ifade eder ve onun Allah'ın elçisi olarak Talut'un hükümdarlığına dair ilahi bir alameti bildirdiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nebî, Allah ile kulları arasında elçilik yapan, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara ulaştıran kişidir. Bu ayetteki kullanımı, peygamberin ilahi bir otoriteyle konuştuğunu ve Talut'un hükümdarlığının meşruiyetini Allah'ın bir işaretiyle desteklediğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آيَة) kelimesi, 'alamet' ve 'nişan' anlamına gelir. Bu ayette, Tâbût'un gelmesi, Talut'un hükümdarlığının doğruluğuna ve Allah tarafından desteklendiğine dair açık bir alamet olarak sunulmuştur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Âyet, 'delil' ve 'ibret' anlamlarına gelir. Burada Tâbût'un gelişi, İsrailoğulları için Talut'un hükümdarlığının ilahi bir tasdikine ve aynı zamanda onların imanlarını sınayan bir ibrete işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'âyet' kavramı, genellikle Allah'ın varlığına, kudretine ve birliğine işaret eden, aynı zamanda peygamberlerin doğruluğunu kanıtlayan mucizevi olaylar için kullanılır. Bakara 248'deki 'âyet', Talut'un liderliğinin ilahi bir onayını temsil eden somut bir delildir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mülk (مُلْك), bir şeye sahip olma, üzerinde tasarruf etme ve hükmetme yetkisidir. Ayetteki 'mülkihi' (onun hükümdarlığı), Talut'un İsrailoğulları üzerindeki siyasi ve idari egemenliğini ifade eder ve bu egemenliğin ilahi bir işaretle desteklendiğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mülk, 'saltanat' ve 'iktidar' anlamlarına gelir. Bu ayette, Talut'un 'mülkü', Allah tarafından kendisine verilen ve Tâbût'un gelişiyle tasdik edilen meşru bir yönetim hakkını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tâbût (تَابُوت), içinde Tevrat levhaları ve diğer kutsal emanetlerin bulunduğu sandıktır. İsrailoğulları için büyük manevi önemi olan bu sandığın geri gelmesi, Allah'ın onlara olan lütfunun ve Talut'un hükümdarlığının bereketinin bir göstergesi olarak sunulmuştur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Tâbût, İsrailoğullarının kutsal emanetlerini barındıran ve onlara zafer getirdiğine inanılan bir sandıktır. Ayetteki bağlamda, Tâbût'un geri dönüşü, İsrailoğulları için kaybettikleri manevi gücün ve ilahi desteğin yeniden kazanılmasının sembolüdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sekîne (سَكِينَة), kalbe inen huzur, sükûnet ve emniyet halidir. Ayetteki 'fîhi sekînetun min Rabbikum' ifadesi, Tâbût'un içinde Allah'tan gelen bir huzur ve güven olduğunu, bunun da İsrailoğullarının kalplerine ferahlık vereceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sekîne, Kur'an'da genellikle Allah'ın müminlerin kalplerine indirdiği manevi bir huzur ve güven duygusu olarak geçer. Bu ayette, Tâbût'un getireceği 'sekîne', İsrailoğullarının yaşadığı endişe ve belirsizliğin giderilmesi, yerine ilahi bir dinginliğin gelmesi anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mü'min (مُؤْمِن), 'emn' (أَمْن) kökünden gelir ve 'güvenmek, tasdik etmek, emin olmak' anlamlarını taşır. Ayetteki 'in kuntum mu'minîn' ifadesi, Tâbût'un gelişinin bir alamet olduğunu ancak bu alametin değerini ancak iman edenlerin anlayabileceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman, Kur'an'da sadece zihinsel bir kabul değil, aynı zamanda Allah'a ve O'nun gönderdiklerine tam bir güven ve teslimiyet halidir. Bu ayette, 'mü'minîn' olmak, Tâbût'un getirdiği ilahi işareti doğru bir şekilde değerlendirebilme ve ona göre hareket edebilme yeteneğini ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَقَالَ لَهُمْ نِبِيُّهُمْ إِنَّ آيَةَ مُلْكِهِ أَن يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِّمَّا تَرَكَ آلُ مُوسَى وَآلُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلآئِكَةُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
(2/248) Ve kale lehüm Nebîyyühüm inne Âyete mülkiHİ en ye'tiyekümüt tabutu fiyhi sekiynetüm min Rabbiküm ve bekıyyetün mimma terake alu Musa ve alu Harune tahmilühül Melaiketü, inne fiy zâlike leÂyeten leküm in küntüm mu'miniyn;
* Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Mûsâ ailesinin, Hârûn ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır.” Nebileri onlara dedi ki; onun mülkünün işareti yani kelâmla kabul etmediniz ama fiilli ıspatı, ona tabut verilmesidir, tabut sandık mânâsına, çünkü Mûseviyyet mertebesi itibarıyla “ölmeden önce ölünüz” cümlesini yaşıyor Tâlût ve Mûseviyyet idrakiyle dirilmiş.
O tabutun içinde onlar için bir sekine vardır.
Sekine Âdem (a.s.) ın varoluşuyla başlıyor, Âdem (a.s.) İlâh-î mertebe olarak ilk insândan söz edilen makamdır, ondan evvel insândan, muhabbet ehlinden, peygamberden bahsedilmiyor çünkü yoktu, bu hakikatleri idrak etmeye başlayan ilk işaret ilk Âyettir, ayrıca Allah’ın o güne kadar yeryüzünde varettiği en büyük Âyet olan Âdem (a.s.) ın zuhura çıkması, ve ona “üskün” “cennette
sâkin ol” demesi “Benim Zat cennetimde yani Allah esmâsı içinde bütün Esmâ-i İlâhiyye ile birlikte sâkin olun” demektir, bu beşeriyetindeki sükûnet değil Allah’taki varlığıyla sâkin ol Ulûhiyyetinle birlikte orada sükûnet halinde ol, demektir ve bu ilk sükûnettir daha sonra Âdem (a.s.) ikinci olarak kendindeki hakikati farkettiğinde bu sefer kendinde sâkin oluyor, Âdem esmâsı içinde sükûnet, Âdem (a.s.) dan sonra her mertebenin kendi içindeki sekinesi oluşmaya başlıyor, Âdem’in ilk zuhuru Havva’nın kendisinden çıkması, Havva ile beraber çoğalmaya başladığında isimleri ve zuhurları artmaya başlıyor.
Allah’tan gelen, tabutun içine girmiş olan Tâlût tam bir Mûseviyet sekinesi halidir, İseviyet sekinesi yani secde halindeki sekine ondan sonra geliyor, Muhammediyet mertebesindeki sekine daha başka,"HU"velleziy enzeles sekiynete fiy kulubil mu'miniyne liyezdadu iymanen mea imânihim”(Fetih sûresi 48/4.Âyet) yani “İmânlarının kat kat artması için, imân edenlerin kalplerine sekine indiren "O"dur! İşte bu Muhammediyet mertebesinin ümmetine gelen sekinedir.
Bu sekine mü’minlerin kalbine indirildi, imân yoluyla indirildi, ve o imânları sekinenin gelmesiyle ikân’a dönüştü.
Efendimizin (s.a.v.) kendisine gelen ilk sekine Hira dağında iken gelen “İkra” hitabıdır. Efendimiz (s.a.v) orada çok karmaşık düşünceler içerisindeydi, bütün varlığın hakikatini idrak etmiş, fakat bunu tasdik edecek bir merci olmadığından tereddüt içerisindeydi, bir melek vasıtasıyla “İkra” hitabının gelmesi onun gönlüne sekinenin inmesi oldu, ilk sekine orada geliyor daha sonraki sekine Mirac-ı Şerif’te oluyor daha sonraki sekinesi Kadir Gecesinde oluyor ve namazdaki tahiyyat sekinenin son halini oluşturuyor.
Ve içinde bakiye vardır yani geçmişten kalanlar vardır, Mûsâ ve Hârun ailesine ait o sekinenin yani sandığın
içinde terekeler vardır, o ailedeki asalet de miras olarak ona aktarmış. Sandığın içerisinde Tevrat’ın nâzil olduğu levhalar, Mûsâ (a.s.) ın asası ve elbisesi, Tih sahrasında yedikleri helva ve Hârûn (a.s.) ın sarığı olduğu rivâyet edilmiştir.
Ayrıca da onu melekler taşırlar, Burası rububiyyet mertebesi itibarıyla olduğundan melekler taşıyor, yani meleki güçler, ve Câlût’a karşı gelmesi o güçlerle oluyor.
Diğer yönüyle bakarsak bu mertebede olanlara daha evvelce manevi miras olarak kalan şeyleri elden kaçırdıktan sonra iyi niyetleri dolayısıyla gök âleminden yardımın gelmesi, kendileri gaflete düşmüş olsalarda içlerinde iyi niyet olduğundan Cenâb-ı Hakk onlara yardım ediyor. işte böylece işaretlerdir bunlar, eğer gerçek mü’minler iseniz. Not: Sekine hakkında geniş bilgi (Feth Sûresi) isimli kitabımızda mevcuttur dileyen oraya bakabilir.