Tilke âyâtu(A)llâhi netlûhâ ‘aleyke bilhakk(i)(c) ve-inneke lemine-lmurselîn(e)
İşte bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Onları sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz ki sen o gönderilen resullerdensin.
Bakara 252. ayet, Allah'ın ayetlerinin hakikatini ve Hz. Muhammed'in peygamberliğini vurgulamaktadır. Ayet, ilahi vahyin okunması ve peygamberlik müessesesinin doğruluğu üzerine odaklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesini, 'bir şeyin varlığına delalet eden açık alamet' olarak tanımlar. Bu ayetteki 'âyâtullah' ifadesi, Allah'ın kudretini ve birliğini gösteren Kur'an ayetleri ve evrendeki deliller anlamında kullanılmıştır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ayet' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir. Burada 'âyâtullah' ifadesi, Allah'ın kelamının, yani Kur'an'ın kendisi ve onun içerdiği hükümler ve mucizeler olarak anlaşılmalıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'da hem 'işaret, delil' hem de 'Kur'an'ın bir bölümü' anlamlarına geldiğini vurgular. Bu ayette, Allah'ın vahyinin ve peygamberliğin doğruluğunu kanıtlayan deliller ve Kur'an'ın kendisi kastedilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tilavet' kelimesinin 'bir şeyi takip etmek, ardı sıra okumak' anlamına geldiğini belirtir. Burada Allah'ın, ayetlerini peygamberine vahyederek, yani ardı sıra bildirerek okuduğu ifade edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tilavet'in sadece okumak değil, aynı zamanda 'anlamını düşünerek ve gereğince amel ederek okumak' olduğunu vurgular. Ayetteki 'netlûhâ' ifadesi, Allah'ın ayetlerini sadece lafzen değil, aynı zamanda anlam ve hikmetleriyle birlikte indirdiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tilavet'in Kur'an bağlamında 'vahyi okumak, tebliğ etmek ve ona uymak' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Bu ayette, Allah'ın ayetlerini peygamberine vahyederek tebliğ etmesi kastedilmektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hak' kelimesinin 'doğru, sabit, gerçek' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'bil-hakkı' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin mutlak doğru ve gerçek olduğunu, hiçbir şüphe taşımadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hak' kelimesinin 'gerçeklik, doğruluk, adalet ve vacip olan şey' gibi geniş anlamlara sahip olduğunu belirtir. Burada, Allah'ın ayetlerinin hakikat üzere indirildiği ve adaletle dolu olduğu kastedilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hak' kavramının Kur'an'da 'mutlak gerçeklik, doğruluk ve ilahi adalet' anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'bil-hakkı' ifadesi, Allah'ın ayetlerinin kaynağının mutlak gerçeklik olduğunu ve bu ayetlerin insanlara doğru yolu gösterdiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'resul' kelimesinin 'gönderilen, elçi' anlamına geldiğini ve özelde Allah tarafından insanlara vahiy ile gönderilen kimseler için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-murselîn' ifadesi, Hz. Muhammed'in de bu elçiler zincirinin bir halkası olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'irsâl' fiilinin 'göndermek' anlamına geldiğini ve 'mürsel'in de 'gönderilmiş kişi' olduğunu açıklar. Bu ayette, Hz. Muhammed'in Allah tarafından insanlara doğru yolu göstermek üzere gönderilmiş bir peygamber olduğu teyit edilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'resul' kelimesinin 'bir mesajla gönderilen kişi' olduğunu ve Kur'an'da bu kelimenin genellikle Allah'ın elçileri için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-murselîn' ifadesi, Hz. Muhammed'in peygamberlik makamını ve ilahi bir görevle gönderildiğini açıkça ortaya koyar.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
تِلْكَ آيَاتُ اللّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
(2/252) Tilke ayatullahi netluha aleyke Bil Hakk* ve inneke le minel mürseliyn;
* İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
İşte bunlar Allah’ın Âyetleridir, yani Ulûhiyyet yolunda işaretlerdir ve özelliklerdir, Allah esmâsına gelen yoldaki menzil taşlarıdır.
Senin üzerine bunları Hakk olarak anlatıyoruz. Rahmân veya Rahîm denmiyor Hakk olarak okuyoruz deniyor, çünkü bütün bu âlemler Hakk esmâsı yönünden var olduğundan, Hakk esmâsıyla kâim olduğundan ve âlemlerde genel olarak Hakk esmâsının hukuku geçtiği için, anlaşılabilir haliyle bunları sana anlatıyoruz demektir.
Okuyanın üzerine derken bunun ilk muhatabı Efendimiz (s.a.v.) dir, ondan sonra ümmeti ve belirli mertebelere gelmiş olan kimselerdir, anlatan yani okuyan ise Allah yani Ulûhiyyet mertebesidir fakat o mertebenin Hakk esmâsı zuhuru, bunlar açık seçik anlaşılsın diye, herşeyde İlâh-î tecelli olduğundan bütün varlığın Hakkını
vermek sûretiyle anlatıyoruz deniyor.
Muhakkak ki sen Rasûllerdensin, buradaki Rasûl’lük vahiy ile gelen Rasûllüktür.
Bâtıni risâlet devam etmekte, çünkü bâtıni risâlet yani haberlerin ulaştırılması olmasa artık kıyametin kopmuş olması gerekiyor, dünya yaşadığı sürece ve yeni kimlikler dünyaya geldiği sürece bu kişilere bunların hakikati olan Ulûhiyyet mertebesini, hakikati Muhammedi mertebesini ulaştıracak görevliler lâzımdır yani eğitim devam edecektir. İşte bu Rasûllük ise ilham yoluyla gelen Rasûllüktür.
Kim ki zâti mertebeden, hakikati Muhammediyye yani yaşanan bu âleme onu indiriyorsa ona Resûl denebiliyor, ama mutlak manada resul değil, peygamberlerden aldığı haberleri ulaştırıcı, bu Âyeti okuyan da bir mürseldir, zatından kendi özünden tecellilerine, aklına, fikrine bunları anlatıyor demektir, bir insânda değişik mertebeler olması sebebiyle zat mertebesi, sıfat, esmâ, ef’al mertebelerine bunu anlatmış oluyor, bir şeyi okumadan, o bize gelmeden bizim onu faaliyet sahasına dökmemiz mümkün değildir, sen bir rasûlsün ve risâletini fiiliyatına anlatmak ve bunu tatbik ettirmek zorundasın ayrıca kim kime bir şeyler anlatabiliyorsa o onun habercisi-rasûlüdür.