Fe-in lem tef'alû fe/żenû biharbin mina(A)llâhi verasûlih(i)(s) ve-in tubtum felekum ruûsu emvâlikum lâ tazlimûne velâ tuzlemûn(e)
Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resulüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.
Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.
Bu ayet, faiz yasağının ciddiyetini ve bu yasağa uymamanın sonuçlarını vurgulamaktadır. Tevbe etmenin ve adaleti gözetmenin önemini dilbilimsel olarak 'harp', 'tevbe', 'ru'ûs' ve 'zulm' gibi anahtar kavramlar üzerinden ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fi'l' (فعل) kelimesini, bir işi veya eylemi gerçekleştirmek olarak tanımlar. Ayetteki 'lem tef'alû' (لَّمْ تَفْعَلُوا۟) ifadesi, faizden vazgeçme emrine uymama, yani bu eylemi gerçekleştirmeme durumunu anlatır. Bu, Allah'ın emrine karşı gelme eylemsizliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fi'l'i (فعل) iradeye dayalı bir hareket olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, faizden vazgeçme iradesini göstermeme ve bu iradi eylemi yapmama durumunu ifade eder. Bu, emre itaatsizliğin bilinçli bir tercih olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ezen' (أذن) kelimesinin 'bilmek' ve 'ilan etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fe'zenû' (فَأْذَنُوا۟) ifadesi, faizden vazgeçmeyenlerin Allah ve Resulü'nden bir savaşla karşılaşacaklarını kesin olarak bilmeleri ve bu durumun kendilerine ilan edildiğini anlamaları gerektiğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ezen' (أذن) kelimesinin mecazi olarak 'haberdar olmak' ve 'uyarılmak' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'fe'zenû' (فَأْذَنُوا۟) ifadesi, faiz yasağına uymayanların, Allah'ın kendilerine savaş ilan ettiğini kesin bir şekilde anlamaları ve bu durumdan haberdar olmaları gerektiğini mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ezen' (أذن) kelimesinin temel anlamının 'kulak vermek' ve 'dinlemek' olduğunu, buradan da 'bilmek' ve 'ilan etmek' anlamlarına geçtiğini belirtir. Ayetteki 'fe'zenû' (فَأْذَنُوا۟) ifadesi, faiz yasağına uymayanların bu ilahi uyarıya kulak vermeleri ve Allah'tan gelecek bir savaşın kesinliğini idrak etmeleri gerektiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'harb' (حرب) kelimesini düşmanlık ve çatışma olarak tanımlar. Ayetteki 'bi-harbin' (بِحَرْبٍ) ifadesi, faiz yasağına uymamanın Allah'a ve Resulü'ne karşı açık bir düşmanlık ve çatışma anlamına geldiğini, bu durumun ciddiyetini ve sonuçlarının ağırlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'harb' (حرب) kelimesinin 'bir şeyi yok etmek' ve 'düşmanlık etmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi-harbin' (بِحَرْبٍ) ifadesi, faiz yasağına uymayanların Allah'ın rızasını ve bereketini yok etme yoluna girdiklerini, bu durumun ilahi bir düşmanlığa yol açacağını ve şiddetli bir mücadeleyle karşılaşacaklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'harb' (حرب) kavramının Kur'an'da sadece fiziksel savaş değil, aynı zamanda ilahi bir gazap ve mücadelenin sembolü olarak da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'bi-harbin' (بِحَرْبٍ) ifadesi, faiz yasağına uymayanların sadece dünyevi bir çatışmayla değil, aynı zamanda Allah'ın gazabıyla ve ilahi bir mücadeleyle karşı karşıya kalacaklarını sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevbe' (توبة) kelimesini 'günahı terk edip Allah'a dönmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'in tübtüm' (وَإِن تُبْتُمْ) ifadesi, faizden vazgeçip bu günahtan pişmanlık duyarak Allah'ın emrine dönülmesi gerektiğini vurgular. Bu, ilahi affa ulaşmanın yolunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'tevbe' (توبة) kelimesinin 'dönmek' anlamını taşıdığını ve bu dönüşün hem kulun Allah'a, hem de Allah'ın kula rahmetiyle olduğunu belirtir. Ayetteki 'in tübtüm' (وَإِن تُبْتُمْ) ifadesi, faizden dönenlerin Allah'ın rahmetine ve affına mazhar olacaklarını, böylece ilahi emre itaatin önemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 're's' (رأس) kelimesinin mecazi olarak bir şeyin başlangıcı veya aslı anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ru'ûsu emvâliküm' (رُءُوسُ أَمْوَٰلِكُمْ) ifadesi, faizden vazgeçilmesi durumunda sadece borcun aslının, yani anaparanın alınabileceğini, faizin ise bu aslın dışında olduğunu mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 're's' (رأس) kelimesinin 'bir şeyin başlangıcı ve aslı' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'ru'ûsu emvâliküm' (رُءُوسُ أَمْوَٰلِكُمْ) ifadesi, faizden tevbe edildiğinde sadece malın aslının, yani faizsiz anaparanın helal olduğunu, fazlalığın ise haram olduğunu açıkça belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zulm' (ظلم) kelimesini 'bir şeyi yerinden saptırmak' ve 'haksızlık etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'lâ tazlimûne' (لَا تَظْلِمُونَ) ifadesi, faiz alarak başkalarının malını haksız yere ele geçirmenin, yani zulmetmenin yasak olduğunu vurgular. Bu, adaletin sağlanması gerektiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' (ظلم) kelimesinin 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak' veya 'hakkı sahibinden alıkoymak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ tazlimûne' (لَا تَظْلِمُونَ) ifadesi, faiz alarak borçlunun hakkını gasp etmenin ve ona haksızlık etmenin yasak olduğunu, 'lâ tuzlemûne' (وَلَا تُظْلَمُونَ) ifadesi ise borçlunun da anaparasından eksiltme yoluyla haksızlığa uğratılmaması gerektiğini vurgular. Bu, karşılıklı adaleti emreder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' (ظلم) kavramının Kur'an'da sadece bireysel haksızlıkları değil, aynı zamanda ilahi düzene karşı gelmeyi ve adaletsizliği de kapsadığını belirtir. Ayetteki 'lâ tazlimûne ve lâ tuzlemûne' (لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ) ifadesi, faiz yoluyla hem başkalarına haksızlık etmenin hem de haksızlığa uğramanın ilahi adalete aykırı olduğunu ve bu durumun toplumsal düzeni bozduğunu vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَإِن تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُوسُ أَمْوَالِكُمْ لاَ تَظْلِمُونَ وَلاَ تُظْلَمُونَ
(2/279) Fein lem tef'alu fe'zenu Bi harbin minAllahi ve RasûliHİ, ve in tübtüm feleküm ruusü emvaliküm* la tazlimune ve la tuzlemun;
* Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.