Ve-iżi-steskâ mûsâ likavmihi fekulna-drib bi'asâke-lhacer(a)(s) fenfecerat minhu iśnetâ ‘aşrate ‘aynâ(en)(s) kad ‘alime kullu unâsin meşrabehum(s) kulû veşrabû min rizki(A)llâhi velâ ta'śev fi-l-ardi mufsidîn(e)
Hani, Musa kavmi için su dilemişti. Biz de, "Asanı kayaya vur" demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. "Allah'ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın" demiştik.
Hani bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti, biz de "asanla taşa vur!" demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesada vermeyin.
Bakara 60. ayet, Hz. Musa'nın kavmi için su talebini, Allah'ın emriyle taştan su fışkırmasını ve bu nimet karşısında bozgunculuktan sakınma uyarısını anlatır. Ayet, ilahi kudretin tecellisini ve insanın nankörlükten kaçınması gerektiğini vurgulayan temel kavramlar içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsteşka (استسقى), 'su istedi' anlamına gelir. Bu fiil, bir şeyin talep edilmesi anlamındaki 'istif' kalıbında olup, Allah'tan yağmur veya su talep etme fiilini ifade eder. Ayette Hz. Musa'nın kavmi için Allah'tan su dilemesini anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İsteşka (استسقى) fiili, 'su istedi' demektir. Burada Musa'nın kavmi adına Allah'tan su talebinde bulunması mecazi bir anlatım değil, doğrudan bir dilek ve dua fiilidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İdrib (اضرب) kelimesi, 'vur' anlamına gelir. Ayetteki 'bi-asâke' (asanla) ifadesiyle birlikte, Hz. Musa'ya asasını taşa vurması emrini açıkça belirtir. Bu, ilahi bir mucizenin gerçekleşmesi için bir araçtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Darabe (ضرب) fiili, birçok anlama gelebilen geniş kapsamlı bir fiildir. Ancak bu ayetteki bağlamında, 'bir şeye bir şeyle vurmak' anlamında kullanılmıştır. Allah'ın emriyle taşa vurma eylemi, suyun fışkırmasına vesile olmuştur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İnfecera (انفجر), 'patladı, fışkırdı' anlamına gelir. Bu kelime, suyun taştan aniden ve şiddetli bir şekilde çıkışını ifade eder. Ayetteki kullanımı, ilahi kudretin bir mucizesi olarak suyun beklenmedik bir şekilde ortaya çıkışını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İnfecera (انفجر) fiili, 'bir şeyin yarılıp içinden bir şeyin çıkması' anlamını taşır. Özellikle suyun yerden veya taştan şiddetle çıkışını ifade etmek için kullanılır. Ayette, taşa vurulmasıyla birlikte suyun fışkırmasını tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ayn (عين) kelimesi, 'göz' anlamına geldiği gibi, 'su kaynağı, pınar' anlamına da gelir. Bu ayetteki 'isnetâ aşrate aynen' (on iki pınar) ifadesiyle, taştan çıkan su kaynaklarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ayn (عين) kelimesi, 'su pınarı' demektir. Ayetteki kullanımı, İsrailoğulları'nın on iki kabilesi için on iki ayrı su kaynağının oluştuğunu gösterir, böylece her kabilenin kendi su ihtiyacını karşılayabileceği belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Meşreb (مشرب), 'içilecek yer' veya 'içme yeri' anlamına gelir. Ayetteki 'kad alime küllü ünâsin meşrabehum' (herkes içeceği yeri bildi) ifadesi, her kabilenin kendi pınarını ve su içme noktasını tanıdığını ve düzenin sağlandığını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Meşreb (مشرب), 'içme yeri' veya 'içme zamanı' anlamlarına gelir. Bu ayette, her bir grubun (kabilenin) kendilerine tahsis edilen veya bildikleri su kaynağını ifade eder, böylece karışıklık önlenmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ta'sev (تعثوا), 'fesat çıkarmayın, bozgunculuk yapmayın' demektir. Ayetteki 'müfsidîn' (bozguncular olarak) kelimesiyle birlikte, yeryüzünde karışıklık ve düzensizlik yaratmaktan sakınma emrini pekiştirir. Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etmeme uyarısıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): A-s-v kökünden türeyen 'fesat' kavramı, Kur'an'da genellikle 'düzenin bozulması, yozlaşma, yıkım' anlamlarında kullanılır. 'Lâ ta'sev' (bozgunculuk yapmayın) emri, Allah'ın verdiği nimetlere karşı şükürsüzlük ve isyanın bir sonucu olarak ortaya çıkacak toplumsal ve ahlaki çöküşten sakınmayı ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُواْ وَاشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ
(2/60) Ve izisteska Mûsâ likavmihî fekulnadrib Bi'asakelhacer* fenfecerat minhüsneta aşrete aynen, kad alime küllü ünasin meşrabehüm* külu veşrabu min rizkıllahi ve lâ ta'sev fiyl' Ardı müfsidiyn;
* Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.
Yine o vakti hatırla ki, Mısırdan çıktıktan sonra kavmi Mûsâ’dan su talep etti, Mâsâ’da kavmi için su talep etti Cenâb-ı Hakk’tan, ama bu olay Kudüs-ü Şerif’e giriş hadisesinden önce olan bir olay ; Biz dedik ki Mûsâ’ya asanı şu taşa vur! ve oradan On iki kaynak, On iki göz olarak fışkırdı akmaya başladı, ve insân’lar nereden su içeceklerse o yerlerini bildiler, On iki kaynaktan çıkan sudan hangi sıpta yani sülâlaye hangi kaynak ayrılmışsa oradan içtiler sularını, birbirlerinin sularından içmediler, işte hangi mertebenin insân-ı kaynağı nereden ise oradan suyunu almakta ve ayrıca diğer bir ifade ile bir tarikat yolcusu On iki dersin neresinde ise suyunu o anda o
mertebe içerisinden almaktadır. Yiyiniz, içiniz Allah’ın rızkından, yalnız yeryüzünde bozguncu olarak yürümeyiniz, yani ben tarikat ehliyim diyerek kendinden aşağılarını hor görme, bozguncu olarak gitme, kendi halinde devam et.