Ve-iż eḣażnâ mîśâka benî isrâ-île lâ ta'budûne illa(A)llâhe vebilvâlideyni ihsânen veżi-lkurbâ velyetâmâ velmesâkîni vekûlû linnâsi husnen veakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte śümme tevelleytum illâ kalîlen minkum veentum mu'ridûn(e)
Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, anababaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.
Bakara 83. ayet, İsrailoğulları'ndan alınan bir ahdi ve bu ahdin temel hükümlerini ele almaktadır. Ayet, tevhid inancı, sosyal adalet, güzel söz ve ibadet gibi temel dinî ve ahlaki prensipleri vurgulamakta, ardından İsrailoğulları'nın bu ahde vefasızlığını dile getirmektedir. Dilbilimsel olarak, 'mîsâk', 'ihsân', 'hüsnen', 'salât' ve 'zekât' gibi kavramlar, ayetin ana mesajını oluşturan merkezi unsurlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Veseka (وثق) kökünden türeyen mîsâk (ميثاق), bir şeyi sağlamlaştırmak, güvenilir kılmak anlamına gelir. Kur'an'da ise genellikle Allah ile kulları arasında yapılan, uyulması gereken sağlam ahitler için kullanılır. Bu ayetteki 'mîsâk', Allah'ın İsrailoğulları'ndan aldığı, tevhid ve sosyal sorumlulukları içeren bağlayıcı bir sözleşmedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mîsâk, bir şeyin sağlam ve güvenilir kılınması için yapılan ahittir. Bu, hem sözlü hem de yazılı olabilir ve taraflar arasında karşılıklı bir yükümlülük doğurur. Ayetteki 'mîsâk', İsrailoğulları'nın Allah'a karşı yerine getirmesi gereken dinî ve ahlaki yükümlülüklerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mîsâk' kavramını Kur'an'daki 'ahd' kavramıyla yakından ilişkilendirir. Mîsâk, Allah'ın insanlara yüklediği, yerine getirilmesi gereken bir dizi emir ve yasakları içeren, karşılıklı bir anlaşma niteliğindedir. İsrailoğulları bağlamında bu, onların seçilmişliklerinin getirdiği sorumlulukları ve Allah'a karşı sadakatlerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (حسن) kökünden türeyen ihsân (إحسان), bir şeyi güzel yapmak, iyilikte bulunmak anlamına gelir. Bu, hem fiillerin güzelliğini hem de başkalarına karşı yapılan iyiliği kapsar. Ayetteki 'ihsân', anne babaya, yakınlara, yetimlere ve düşkünlere karşı gösterilmesi gereken üstün ahlaki davranışı ve iyiliği ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İhsân, bir fiili en mükemmel ve en güzel şekilde yerine getirmektir. Bu, sadece görevi yapmakla kalmayıp, onu en iyi niyetle ve en iyi biçimde icra etmeyi de içerir. Ayetteki bağlamda, belirtilen kişilere karşı sadece adil olmak değil, aynı zamanda onlara karşı lütufkar ve cömert davranmak anlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, ihsânı 'iyilik' ve 'mükemmellik' kavramlarıyla açıklar. İhsân, sadece bir görevi yerine getirmek değil, onu en üst düzeyde, Allah'ı görüyormuşçasına bir bilinçle yapmaktır. Bu ayetteki ihsân, sosyal ilişkilerde sergilenmesi gereken en yüksek ahlaki standardı temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüsn (حسن) kelimesi, güzellik ve iyilik anlamlarına gelir. 'Hüsnâ' (حسنى) ise daha güzel ve daha iyi demektir. Ayetteki 'hüsnen' (حسناً) ifadesi, insanlarla konuşurken sözün güzel, nazik ve doğru olmasını emreder. Bu, kaba ve çirkin sözlerden kaçınmayı, aksine gönül alıcı ve yapıcı bir dil kullanmayı gerektirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hüsnen' ifadesini 'güzel söz' olarak tefsir eder. Bu, insanlara karşı yumuşak ve hoş bir üslupla konuşmak, onları incitmekten kaçınmak demektir. Ayetteki bağlamda, İsrailoğulları'na verilen bu emir, sosyal ilişkilerde dilin önemini ve sözün gücünü vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hüsnen, sözün niteliğini ifade eder; yani sözün güzel, doğru ve hikmetli olmasıdır. Bu, sadece yalan ve iftiradan kaçınmak değil, aynı zamanda insanlara karşı şefkatli ve anlayışlı bir dil kullanmayı da içerir. Ayetteki 'hüsnen' emri, toplumsal barış ve uyum için güzel sözün vazgeçilmezliğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salât (صلاة) kelimesi, lügatte dua etmek, tazim etmek ve yönelmek anlamlarına gelir. Şer'î anlamda ise, belirli rükünleri ve şartları olan, Allah'a yönelişi ve O'na ibadeti ifade eden özel bir ibadettir. Ayetteki 'akîmû's-salât' (أقيموا الصلاة) emri, namazın düzenli ve eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Salât, Allah'a yönelmek ve O'na dua etmektir. Kur'an'da geçtiği yerlerde genellikle bilinen namaz ibadetini ifade eder. Bu ayetteki 'salât', İsrailoğulları'na da emredilen, Allah ile kul arasındaki manevi bağı güçlendiren temel bir ibadet şeklidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, salât kelimesinin kökenindeki 'eğilme, yönelme' anlamının, namazın fiziksel ve manevi boyutunu yansıttığını belirtir. Namaz, Allah'a tam bir teslimiyetle yönelme ve O'nun huzurunda durma eylemidir. Ayetteki 'salât', İsrailoğulları'nın dinî yaşamlarındaki merkezi ibadetlerden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zekât (زكاة) kelimesi, lügatte temizlenmek, arınmak, artmak ve bereketlenmek anlamlarına gelir. Şer'î terim olarak ise, malın belirli bir kısmının Allah rızası için fakirlere verilmesiyle malın temizlenmesi ve bereketlenmesini ifade eden farz bir ibadettir. Ayetteki 'âtû'z-zekât' (آتوا الزكاة) emri, sosyal adaletin ve yardımlaşmanın önemini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zekât, malın temizlenmesi ve artmasıdır. Bu, hem maddi hem de manevi bir arınmayı ifade eder. Malın bir kısmını Allah yolunda harcamak, malı günahlardan ve cimrilikten arındırır, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı sağlar. Ayetteki zekât emri, İsrailoğulları'nın da sosyal sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, zekâtı 'arınma' ve 'büyüme' kavramlarıyla ilişkilendirir. Zekât, sadece bir vergi değil, aynı zamanda malı ve ruhu arındıran, toplumsal refahı artıran bir ibadettir. Bu ayetteki zekât, İsrailoğulları'nın ahdinin önemli bir parçası olarak, onların toplumsal adalet anlayışlarını yansıtır.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ تَعْبُدُونَ إِلاَّ اللّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُواْ لِلنَّاسِ حُسْناً وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً مِّنكُمْ وَأَنتُم مِّعْرِضُونَ
(2/83) Ve iz ehazna miysaka beniy israiyle la ta'büdune illAllahe ve Bilvalideyni ihsânen ve ziylkurba velyetama velmesakiyni ve kulu linnasi hüsnen ve ekıymusSalate ve atuzZekate, sümme tevelleytüm illâ kaliylen minküm ve entüm mu'ridun;
* Hani, biz İsrailoğulları’ndan, “Allah’tan başkasına
ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekâtı vereceksiniz” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
O vakti hatırla ki söz almıştık beni İsrâîl’den, Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmemek için ve Anne, baba’ya ihsânla muamele edeceksiniz, yakın akrabalara, yetimlere, miskinlere, insânlara güzel söz söylemek için söz almıştık, namazınızı kılın, zekatlarınızı verin diye söz almıştık, bütün bunlardan sonra siz döndünüz, ancak sizin içinizden az bir kısmı bunları yaptı.
Beni İsrâîl derken gece yürüyenlerin çocukları yani dervişlerden Cenâb-ı Hakk söz almıştır, ne zaman? Biat ettikleri zaman, yani kişi buluğa erip İslâmiyetin zâhirî hükümlerini yerine getirmeye başladığı vakit vermiş oluyor biatını, bu birinci biat, birinci misak sözü tutmak mânâsına, yani Cenâb-ı Hakk’a karşı İslâmi fiileri işlemeye başlayan kimse bunları sözleşmiş oluyor, ahidleşmiş oluyor, ben bunları yapacağım diye, buradaki misak tarikat düzeyi misak, beni İsrâîl tarikat mertebesinin karşılığı olduğundan tarikat mertebesindeki misak yani sözünü tutmak.
Bunların başında gelen söz “la ta’büdune illAllahe” Allah’tan başka hiçbir şeye tapmamak, yani O’nun dışında hiçbir şeye muhabbet beslememek, bu da sadece fiili olarak başını secdeye koymak şeklinde tapmak değil, kişinin neye muhabbeti varsa ona tapıyor demektir, bu muhabbet olmayacak mı, gÂyet tabi olacak ama Allah sevgisinin altında olacak, herşeyin düzeyi kendi boyutunda olacak, en üstte Allah muhabbeti olacak.
Anne ve babasına’da güzellikle muamele edecek, bu zâhir ifadesi , bâtın ifadesi olarak tarikat mertebesinde kişinin bağlı olduğu yer onun ebeveynidir, validesidir yani ruh annesi ruh babasıdır, bunlara ihsânda bulunacak yani varsa mürşidine ihsânda bulunacak, şeriat mertebesinde anne babasına birşeyler vermek, yemesini içmesini
düzenlemek, tarikat, hakikat mertenesinde ise marifetullah’ı idrak etmeye çalışmak, müşahede halini idrake çalışmak, ihsân neydi? “Her ne kadar sen şimdilik görmüyorsanda Rabbinın seni gördüğünü düşünerek ibadet etmek” şeriat mertebesinde ihsânın başlangıcı, tarikat merftebesinde valideye ihsânda bulunmak, valideyi marifetullah hükmü içerisinde İlâh-î varlığın zuhuru olarak müşahede etmek yani hakikati İlâhiyye’nin orada zuhuru olduğunu idrak etmek.
Yakın akrabalarına ihsânda bulunmak, zâhir olarak kişinin kardeşleri v.b. yakın akrabalarıdır, bâtın olarak yol ehli, yol kardeşleri yakın akrabaları, belki sülâle olarak değişik yönlerden geliyoruz ama bâtıni olarak yakın akrabalar hükmündeyiz.
Yetimlere ihsânda bulunmak, yani babası olmayanlara ihsânda bulunmak, yani herhangi bir yola intisab etmemiş kişilere yolu tarif etmek, onları da yol ehli yapmak, ihsân alıp muhsin olmasına yardımcı olmak.
Ve miskinlere ihsânda bulunmak, fakir az bir malı ile en alt seviyede yaşayan kimse, fakat miskin hiçbirşeyi olmayan kimse demek, miskinin üstünde bir çulu var o kadar, zâhir olarak böyle, fakat bâtında sükûn ehli demek, sakinleşmiş, sükut etmiş, nefsinden kurtulmuş sakin olmuş kişiye miskin denir.
İnsanlara güzel sözler söylemekle misak aldık, durup duruken kimseye bağırma, karşı taraf sana bağırıyorsa bile sen yine yumuşaklıkla hareket et ki, bu daha beni İsrâîl mertebesinde olan bir şeydir.
Namazlarınızı dosdoğru kılın, bakın bu Âyetle namazın beni İsrâîl’e farz olduğu net olarak belirtilmiştir, ve zekâtlarınızı verin. Sonra siz döndünüz, sizden az bir kısmı bu ahidleri tuttu, diğerleriniz sözlerinden ayrıldınız.
Yukarıdan aşağıya Cenâb-ı Hakk önem sırasına göre evvela Allah’a itaati ve ibadeti, ondan sonra valideye ihsânı, ondan sonra yakın akrabaya ihsânı, ondan sonra yetimlere ihsânı ondan sonra miskinlere ihsânı, insânlara
güzel söz söylemeyi, namazları dosdoğru kılmayı, zekâtları vermeyi hüküm olarak beni İsrâîl’den söz aldı.