Ya'lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bihi ‘ilmâ(n)
O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise Rahman'ı kuşatamaz.
Allah, onların geleceklerini de, geçmişlerini de bilir. Onlar ise O'nu ilmen kavrayamazlar.
Bu ayet, Allah'ın mutlak ilmini ve insan bilgisinin sınırlılığını vurgulamaktadır. 'Bilmek' ve 'kuşatmak' fiilleri üzerinden, Allah'ın zaman ve mekan ötesi bilgisi ile yaratılmışların sınırlı idrakleri arasındaki farkı ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah'a nispet edildiğinde, O'nun her şeyi kuşatan, gizli ve açık, geçmiş ve gelecek tüm varlıkları bilmesini ifade eder. Bu ayetteki 'ya'lemu', Allah'ın hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı, her şeyi eksiksiz bildiği anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, genellikle Allah'ın her şeyi kapsayan, mutlak ve aşkın bilgisi için kullanılır. İnsanların bilgisi sınırlı ve göreceli iken, Allah'ın 'ilmi' hiçbir sınır tanımaz ve bu ayetteki kullanımıyla O'nun geçmiş ve geleceği aynı anda idrak etme yeteneğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'ya'lemu', Allah'ın kullarının önlerinde olanı (geleceklerini) ve arkalarında olanı (geçmişlerini) bildiğini mecazi bir anlatımla ifade eder. Bu, O'nun her şeyi kapsayan bilgisinin bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Mâ beyne eydîhim' ifadesi, Arapların dilinde 'önlerinde olan', yani gelecekleri veya kendilerini bekleyen işler ve akıbetler için kullanılır. Bu ayette, Allah'ın insanların gelecekteki durumlarını ve karşılaşacakları şeyleri bildiğini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Bu deyim, 'gelecek' anlamında kullanılır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanların henüz yaşamadıkları, önlerinde duran zaman dilimindeki olayları ve kaderlerini bildiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Half' kelimesi, bir şeyin arkası, ardı anlamına gelir. 'Mâ halfahum' ifadesi ise, insanların geçmişte yaşadıkları, geride bıraktıkları olayları, amelleri ve durumları kapsar. Ayette, Allah'ın insanların geçmişteki tüm hallerini bildiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bu ifade, 'geçmiş' anlamında kullanılır ve 'mâ beyne eydîhim' ile zıtlık oluşturarak, Allah'ın bilgisinin zamanın her iki yönünü de kapsadığını gösterir. İnsanların geçmişte yaptıkları ve yaşadıkları her şeyin Allah tarafından bilindiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhâta, bir şeyi çepeçevre kuşatmak, tam olarak kavramak anlamına gelir. Ayetteki olumsuz kullanımıyla, insanların sınırlı ilimlerinin Allah'ın yüce zatını veya O'nun sonsuz ilmini tam olarak idrak edemeyeceğini, kuşatamayacağını belirtir. Bu, Allah'ın aşkınlığını ve insan idrakinin acizliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): 'İhâta', bir şeyi her yönden kaplamak ve sınırlamak demektir. Ayetteki 'lâ yuhîtûne bihî ilmen' ifadesi, insanların ilimleriyle Allah'ın zatını veya sıfatlarını tam olarak kavrayıp sınırlayamayacaklarını, O'nun bilgisinin insan idrakinin ötesinde olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'ihâta' fiili, genellikle Allah'ın her şeyi kuşatan kudret ve ilmi için kullanılırken, bu ayette insanların Allah'ı kuşatamayacağı bağlamında geçmesi, yaratıcı ile yaratılan arasındaki bilgi farkını net bir şekilde ortaya koyar. İnsan ilmi ne kadar gelişirse gelişsin, Allah'ın mutlak ilmini ve zatını tam olarak kavrayamaz.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Buradaki 'ilmen' kelimesi, 'lâ yuhîtûne bihî' fiilinin te'kidi veya hâli olarak gelmiş olup, insanların Allah'ı kendi bilgileriyle kuşatamayacaklarını ifade eder. İnsan ilmi, Allah'ın ilmi karşısında sınırlı ve eksiktir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): 'İlm', bir şeyin hakikatini olduğu gibi bilmektir. Ancak bu ayette 'ilmen' kelimesi, insanların Allah'ı kendi sınırlı bilgileriyle tam olarak kavrayamayacaklarını, O'nun zatının ve sıfatlarının insan idrakinin ötesinde olduğunu belirtmek için kullanılmıştır.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/110) “(Allah), onların önündeki(leri) ve arkasındaki(leri) (onların geçmişini ve geleceğini) bilir ve onu, ilim ile ihâta edemezler.”