Yevme-iżin lâ tenfe'u-şşefâ'atu illâ men eżine lehu-rrahmânu veradiye lehu kavlâ(n)
O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
O gün, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.
Tâhâ Suresi 109. ayet, kıyamet gününde şefaatin ancak Rahman'ın izni ve rızasıyla gerçekleşeceğini vurgulayarak, şefaatin koşullu ve ilahi iradeye bağlı bir olgu olduğunu dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır. Ayet, 'şefaat', 'izin' ve 'rıza' gibi temel kavramlar üzerinden ahiret inancının önemli bir boyutunu ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nef' (نفع), bir şeyin istenilen bir amaca ulaşmasına yardımcı olmasıdır. Ayetteki 'lâ tenfe'u' ifadesi, kıyamet gününde şefaatin, Allah'ın izni ve rızası olmaksızın hiçbir yarar sağlamayacağını, dolayısıyla şefaatin ancak ilahi iradeye bağlı olarak bir fayda doğuracağını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nef' (نفع), bir şeyin bir başkasına ulaşan hayrı ve menfaatidir. Ayetteki kullanımı, şefaatin ancak belirli şartlar altında, yani Rahman'ın izni ve rızasıyla bir fayda sağlayabileceğini, aksi takdirde hiçbir yararının olmayacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Şefaat (شفاعة), bir kimsenin başka bir kimse için aracı olmasıdır. Ayetteki 'lâ tenfe'u'ş-şefâ'atu' ifadesi, kıyamet gününde şefaatin ancak Allah'ın izni ve rızasıyla geçerli olacağını, aksi takdirde kimsenin kimseye şefaat edemeyeceğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şef' (شفع), bir şeyi çift yapmaktır. Şefaat ise, bir kimsenin başkasıyla birlikte bir işe girişmesi ve ona yardımcı olmasıdır. Ayetteki bağlamda, şefaatin ancak Rahman'ın izni ve sözünden hoşnut olduğu kişiler için geçerli olacağını, bu durumun şefaatin ilahi iradeye bağlılığını gösterdiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şefaat kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak egemenliği bağlamında ele alınır. Şefaat, Allah'ın izni olmaksızın gerçekleşemez ve bu durum, Allah'ın iradesinin her şeyin üstünde olduğunu vurgular. Tâhâ 109'daki kullanım, şefaatin ancak ilahi rıza ve izinle mümkün olabileceğini açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İzn (إذن), bir şeye ruhsat vermek, müsaade etmektir. Ayetteki 'men ezine lehu'r-Rahmânu' ifadesi, şefaatin ancak Rahman'ın açık izniyle gerçekleşebileceğini, bu iznin şefaatin geçerliliği için temel bir koşul olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İzn (إذن), bir şeyi yapmaya veya söylemeye ruhsat vermektir. Ayetteki 'ezine lehu' ifadesi, Rahman'ın şefaat edecek kişiye ve şefaat edilecek kişiye özel bir izin vermesi gerektiğini, bu iznin ilahi iradenin bir tecellisi olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Rıza (رضا), bir şeyden hoşnut olmak, onu beğenmektir. Ayetteki 've radıye lehu kavlen' ifadesi, şefaatin sadece izinle değil, aynı zamanda Rahman'ın şefaat edilecek kişinin sözünden veya durumundan razı olmasıyla mümkün olacağını, bu durumun şefaatin kabulü için ikinci bir koşul olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rıza (رضا), bir şeyden kalben hoşnut olmak ve onu kabul etmektir. Ayetteki 'radıye lehu kavlen' ifadesi, Rahman'ın şefaat edilecek kişinin inancından, amellerinden veya sözlerinden razı olması gerektiğini, bu rızanın şefaatin gerçekleşmesinde belirleyici bir faktör olduğunu açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rıza kavramı, Kur'an'da Allah'ın kullarından hoşnutluğunu ifade eder ve bu hoşnutluk, kulların iman ve salih amelleriyle kazanılır. Tâhâ 109'daki 'radıye lehu kavlen' ifadesi, şefaatin ancak Allah'ın rızasını kazanmış kimseler için geçerli olacağını, bu rızanın şefaatin kabulünde merkezi bir rol oynadığını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kavl (قول), dilde ifade edilen her türlü sözdür. Ayetteki 'radıye lehu kavlen' ifadesi, Rahman'ın şefaat edilecek kişinin imanına, tevhid inancına veya salih amellerine dair sözünden razı olmasını ifade eder. Bu, şefaatin sadece ilahi izinle değil, aynı zamanda şefaat edilecek kişinin Allah katında makbul bir söz veya inanca sahip olmasıyla mümkün olacağını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kavl (قول), bir düşüncenin veya inancın dille ifadesidir. Ayetteki 'radıye lehu kavlen' ifadesi, Rahman'ın şefaat edilecek kişinin tevhid inancını, Allah'a olan bağlılığını veya ahiretteki durumunu belirleyen sözlerinden razı olmasını vurgular. Bu, şefaatin ancak doğru inanç ve söz sahipleri için geçerli olacağının bir göstergesidir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/109) “İzin günü, Rahmân'ın kendisine izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez.”