Ve'aneti-lvucûhu lilhayyi-lkayyûm(i)(s) vekad ḣâbe men hamele zulmâ(n)
Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hakim ve onları koruyup gözeten Allah'a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır.
Bütün yüzler, diri ve bütün yarattıklarını gözetip duran Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.
Tâhâ Suresi 111. ayet, kıyamet gününde tüm varlıkların Allah'a boyun eğmesini ve zulüm yükü taşıyanların hüsranını ele almaktadır. Ayet, 'anete' fiiliyle boyun eğme ve teslimiyeti, 'Hayy' ve 'Kayyûm' isimleriyle Allah'ın ebedi diriliğini ve her şeyi ayakta tutuşunu, 'zulm' kelimesiyle ise haksızlığın ve günahın akıbetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'anâ' fiilinin 'boyun eğmek, zelil olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 've aneti'l-vucûh' ifadesi, kıyamet gününde tüm yüzlerin, yani tüm varlıkların Allah'ın azameti karşısında boyun eğeceğini, O'na teslim olacağını ve O'nun kudretine karşı aciz kalacağını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'anâ' fiilini 'hudu' (boyun eğme) ve 'züll' (zelillik) olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, insanların Allah'ın huzurunda aciziyetlerini ve O'na karşı mutlak teslimiyetlerini mecazi bir şekilde 'yüzlerin boyun eğmesi' olarak tasvir eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'anâ' kavramının, Allah'ın mutlak otoritesi karşısında insanın iradesinin kırılması ve O'na tam bir teslimiyet göstermesi anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayette, ahiret gününde bu teslimiyetin kaçınılmaz bir gerçeklik olacağı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Hayy' isminin Allah için kullanıldığında, O'nun ebedi ve ezeli hayat sahibi olduğunu, hayatın kaynağı ve vericisi olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-Hayy' ifadesi, Allah'ın mutlak diriliğini ve ölümsüzlüğünü vurgulayarak, O'nun karşısında tüm varlıkların faniliğini ve acizliğini ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Hayy' isminin, Allah'ın zatı ile kaim olan, başlangıcı ve sonu olmayan, tüm canlılara hayat veren olduğunu açıklar. Bu ayette, 'el-Hayy' ismi, Allah'ın kıyamet gününde dahi varlığını sürdüren, her şeye hükmeden ve asla ölmeyen yüce zatını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Kayyûm' isminin 'kıyâm' kökünden türediğini ve Allah için kullanıldığında, O'nun kendi zatıyla kaim olduğunu, başkasına muhtaç olmadığını ve tüm varlıkları ayakta tutan, gözeten ve idare eden olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-Kayyûm' ifadesi, Allah'ın evrendeki mutlak egemenliğini ve her şeyi kontrol altında tuttuğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Kayyûm' ismini, 'kendi kendine kaim olan ve başkalarını ayakta tutan' olarak açıklar. Bu ayette, 'el-Kayyûm' ismi, Allah'ın tüm varlıkların varlığını ve devamlılığını sağlayan, onları yöneten ve koruyan yüce kudretini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Kayyûm' isminin, Allah'ın varlıkları sürekli olarak gözetip yönetme, onların işlerini düzenleme ve varlıklarını sürdürme vasfını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, kıyamet gününde dahi bu gözetimin ve yönetimin devam edeceği, dolayısıyla kimsenin Allah'ın hükmünden kaçamayacağı anlamını pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hâbe' fiilinin 'umduğunu bulamamak, zarara uğramak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kad hâbe men hamele zulmen' ifadesi, zulüm yükü taşıyanların, yani haksızlık ve günah işleyenlerin ahirette umduklarını bulamayacaklarını, aksine büyük bir hüsran ve azapla karşılaşacaklarını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hâbe' fiilini 'kaybetmek, mahrum kalmak, umutsuzluğa düşmek' olarak açıklar. Bu ayette, zulüm işleyenlerin, Allah'ın rahmetinden ve cennetinden mahrum kalacaklarını, amellerinin boşa gideceğini ve sonuçta büyük bir kayıp yaşayacaklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' olduğunu, bu durumun hem Allah'a karşı günah işlemek (şirk gibi), hem de insanlara karşı haksızlık etmek (can, mal, namus ihlali) şeklinde tezahür ettiğini belirtir. Ayetteki 'men hamele zulmen' ifadesi, Allah'a şirk koşmak, insanlara haksızlık etmek gibi her türlü günahı ve haddi aşmayı kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'zulm' kavramının, Allah'ın koyduğu sınırları aşmak, O'nun hakkını çiğnemek ve yaratılış düzenini bozmak anlamlarına geldiğini vurgular. Bu ayette, 'zulm' yükü taşıyanların, yani Allah'ın emirlerine karşı gelerek haddi aşanların, ahirette hüsrana uğrayacakları açıkça belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zulm' kelimesinin Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, şirkten kul hakkına kadar birçok günahı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'zulm' ifadesi, kişinin ahirette kendisine yük olacak her türlü haksızlığı ve günahı kapsayarak, bunların kötü akıbetini haber verir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/111) “Hayy ve Kayyum olan (Allah)'a vechler, boyun eğdi. Ve zulüm yüklenenler heba oldular.”