Vemen ya'mel mine-ssâlihâti vehuve mu/minun felâ yeḣâfu zulmen velâ hedmâ(n)
Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.
Her kim de mümin olarak salih amelleri işlerse, artık o, ne bir haksızlıktan ve ne de çiğnenmekden korkar.
Tâhâ Suresi 112. ayet, iman ve salih amelin ahiretteki karşılığını ele almaktadır. Ayet, mümin olarak salih amel işleyenlerin zulüm ve haksızlığa uğramayacaklarını vurgulayarak, adalet ve mükafatlandırma prensibini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'amel' kelimesini, 'kasıtlı olarak yapılan her türlü fiil' olarak tanımlar. Ayetteki 'men ya'mel' ifadesi, kişinin bilinçli ve iradeli bir şekilde salih amelleri işlemesini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda niyet ve iradeyi de içeren kapsamlı bir fiildir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'amel'i 'irade ile meydana gelen fiil' olarak açıklar ve 'fiil'den daha özel olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, müminin imanının bir tezahürü olarak ortaya koyduğu, belirli bir amaç ve niyetle yapılan 'salih ameller'i vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'salih' kelimesini 'iyi ve düzgün olan' şeklinde açıklar. Ayetteki 'es-sâlihât' ifadesi, Allah'ın rızasına uygun, topluma faydalı ve bireyi olgunlaştıran her türlü güzel fiili kapsar. Bu, sadece ibadetleri değil, ahlaki ve sosyal davranışları da içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salâh'ı 'fesadın zıddı' olarak tanımlar ve 'salih amel'i 'dünya ve ahiret için faydalı olan iş' olarak açıklar. Ayetteki 'es-sâlihât', müminin imanının pratik bir yansıması olarak, hem kendi nefsini hem de çevresini ıslah eden eylemleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salih amel' kavramının Kur'an'da 'iman' ile sıkça birlikte anıldığını ve 'imanın pratik tezahürü' olduğunu belirtir. Ayetteki 've hüve mu'minun' (inanmış olarak) ifadesiyle birlikte kullanılması, salih amelin ancak imanla birleştiğinde gerçek değerini kazandığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mü'min' kelimesini 'tasdik eden, doğrulayan' olarak açıklar. Ayetteki 've hüve mu'minun' ifadesi, kişinin sadece diliyle değil, kalbiyle de Allah'a ve O'nun bildirdiklerine tam bir teslimiyetle inanmasını şart koşar. Bu iman, salih amellerin kabulünün temelidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman'ı 'kalbin tasdiki ve dilin ikrarı' olarak tanımlar ve 'emniyet' kökünden geldiğini belirtir. Ayetteki 'mü'min' kelimesi, kişinin Allah'a güven duyması ve O'nun vaatlerine inanmasıyla, ahiretteki korkudan emin olacağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman'ın Kur'an'da sadece bir inanç değil, aynı zamanda 'güven ve teslimiyet' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mü'min' ifadesi, kişinin Allah'a olan bu tam güveni sayesinde, ahirette herhangi bir haksızlığa uğramayacağına dair bir emniyet hissi taşıdığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zulüm'ü 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak' veya 'hakkı eksiltmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'felâ yehâfu zulmen' ifadesi, mümin olarak salih amel işleyen kimsenin, ahirette amellerinin karşılığının eksiltilmesinden veya haksızlığa uğramaktan korkmayacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm'ü 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak' veya 'hakkı eksiltmek' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın adaletinin tecellisi olarak, müminin amellerinin karşılığının tam olarak verileceği ve hiçbir haksızlığa uğramayacağı güvencesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hadm' kelimesini 'bir şeyi eksiltmek, azaltmak' olarak açıklar. Ayetteki 'velâ hadmen' ifadesi, müminin işlediği salih amellerin sevabından hiçbir şeyin eksiltilmeyeceği, hakkının tam olarak verileceği anlamına gelir. Bu, 'zulm'den daha özel bir eksiltme türünü ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hadm'ı 'bir şeyin değerini düşürmek, eksiltmek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, müminin ahiretteki mükafatının veya derecesinin hiçbir şekilde düşürülmeyeceği, amellerinin tam karşılığını alacağı güvencesini pekiştirir. 'Zulm' genel haksızlığı ifade ederken, 'hadm' özellikle hakkın eksiltilmesini vurgular.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/112) “Ve mü'min olarak salih amel işleyen kimseler, artık zulümden (kendilerine) haksızlık yapılmasından ve (kazandıkları derecelerin) azaltılmasından korkmasınlar.”