İçeriğe atla
Tâhâ 12Cüz 16 · Sayfa 312

Tâhâ Sûresi 12. Âyet

طه

Sohbete sor

İnnî enâ rabbuke faḣla' na'leyk(e)(s) inneke bilvâdi-lmukaddesi tuvâ(n)

"Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuva'dasın."

Tâ-Hâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Cenâb-ı Hakk (c.c) burada madde Mertebesinden zuhur ettiği için Âyet-i Kerîmenin ifâdesinde de görüldüğü üzere henüz burası rûbubiyyet mertebesidir.

Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.” YâniVe sana “yakîn” gelinceye kadar Rabbine ibâdet et!” (Hicr, 15/99) Âyeti kerîmesiyle buradaki hüküm birleşerek gerçek hali ortaya çıkmaktadır. Mûsevîyyet hakîkâti idrâk edilmezden evvel kişi bulunduğu yerin hükmüne göre ibâdet ettiği zaman orada mâzurdur. Mûsevîyyet hakîkâtlerinin idrâk edilmesiyle berâber kişi hayalindeki Rabb’ına değil de Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın bu Âyet-i kerîme’de belirttiği üzere gerçek “Ben olan Rabb’ına” ibâdet etmeye başlıyor.

“Şimdi nâlınlarını çıkar” çünkü bu makama nâlınlar ile gelinmez. Bu nâlınların birincisi dünyâ ve ahiret sevgisidir ve terkedilmesi gereklidir. İkincisi fiziksel ve fizik bedenin hemen üzerindeki izâfî rûhsal bedeni bırakmaktır.

Diğer bir yön ile nâlınların çıkarılması Celâl ve Cemâl tecellilerini iyi anla demektir. O tecellileri iyi anla ki

te’sirinde kalmayasın.

Kişini soyunabildiği kadar kendisindeki nâlınlardan soyunmalıdır. Çünkü bizler bu beşerî bedenimizde üst üste giydiğimiz çorap, mes, ayakkabı vb. gibi şeylerin rûhsal karşılıklarında da ne varsa üstümüze çekerek kendimizi kapatmışız, bu nedenle bunlardan soyunulabilindiği kadar soyunmak gereklidir.

Nâlınlarını çıkar ki mukaddes Tuvâ vâdisindesin. Zâhiren Tûr dağının yanında bir yer olan Tuvâ vâdisi, bâtınen kendi varlığımızı saflaştırıp, arındırmış olduğumuz yaşam düzeyinde bir yerin ifâdesidir. (T) tövbe mânâsına, (V) ise ilâhî varidat mânâsına olup yani “tövbe etmiş temizlenmiş ve temizlenmiş olarak beşerîyetinden sıyrılıp ilâhî varlığı ile tahakkuk etmiş” kişinin yaşadığı hâldir ve “Tuvâ” sözlük mânâsı olarak dahi övülmüş demektir. Vâdi zâhiren dahi sulak, hoş, rahat, verimli bir yerdir yani o kişi öyle bir hale gelmiştir ki rahatlayıp huzur bularak belirli bir yaşam düzeyine erişmiştir. Kalbindeki soruları çözmüş ve belirli bir yere kadar mutmainlik bulmuştur.

Bâzı zâhiri tefsirlerde yazan, “Mûsâ (a.s.)’ın nâlınları eşek derisinden yapılmış olduğu için kokuyordu bu nedenle Cenâb-ı Hakk (c.c) o nâlınlarla oraya girmesini yasakladı” şeklinde açıklamayı dahi bâtına çevirdiğimizde “eşek” hükmünde olan nefsâniyetten ma’mul bir ayakkabıyla tâbî ki Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın huzuruna girilmez.

Ayrıca hakk’a ait “Kademeyn” diye bir tâbir vardır. Bu da iki ayak, iki asıl demektir. Biri celâl biri Cemâl tecellileridir, “naleyn” ise beşere ait bir tabir olup, ayaklara sonradan kuruma mahiyetinde ilâve edilen araçlardır. Ve bu araçlar günümüzde ayakkabı, eskilerde çarık isminde olan vasıtalardır. Bunlar bir bakıma ayakları koruyor iken bir bakıma da perde olup aslından, topraktan ki, “hikmettir” ayırmaktadırlar ve sonradan olmaktadırlar. İşte sonradan meydana gelen her türlü şartlanma ve perdelerin çıkartılıp kaldırlmasının ifadesi “fehla’ na’leyk” “pabuçlarını çıkar’ dır. Huzuru İlâhiyyenin Rububiyyet mertebesine bu, sonradan ilâve edilen araçlarla girilmez denmiştir.

********** 29

وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى

(Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ.)

(Tâ-Hâ, 20/13) “Ve Ben, seni seçtim. Öyleyse vahyolunan şeyi dinle!”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)