Ve/mur ehleke bi-ssalâti vastabir ‘aleyhâ(s) lâ nes-eluke rizkâ(an)(s) nahnu nerzukuk(e)(k) vel'âkibetu littakvâ
Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah'a karşı gelmekten sakınmanındır.
(Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.
Tâhâ Suresi 132. ayet, peygamberin ailesine namazı emretmesini ve kendisinin de namazda sebat etmesini öğütlerken, rızkın Allah tarafından verildiğini ve güzel akıbetin takva sahiplerine ait olduğunu vurgular. Ayet, emir, sabır, rızık ve akıbet gibi temel kavramlar üzerinden dinî sorumluluk, tevekkül ve ahiret inancını işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesinin hem fiil hem de isim olarak kullanıldığını belirtir. Fiil olarak 'bir şeyi yapmayı talep etmek' anlamına gelir. Ayetteki 've'mur' (emret) ifadesi, Hz. Peygamber'in ailesine namazı emretme sorumluluğunu, yani onlara bu ibadeti kesin bir dille telkin etme ve teşvik etme görevini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'emr'i 'bir şeyin yapılmasını istemek' olarak tanımlar ve bunun üst makamdan alt makama doğru gerçekleştiğini belirtir. Ayetteki emir, Allah'tan Peygamber'e, Peygamber'den de ailesine yönelen bir hiyerarşiyi ifade eder; bu da namazın önemini ve aile içinde yaygınlaştırılması gerektiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'salât' kelimesinin lügatte 'dua' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle bilinen ibadet şekli olan namazı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bi's-salâti' ifadesi, Hz. Peygamber'in ailesine emredilen ve kendisinin de üzerinde sebat etmesi gereken özel ibadet olan namazı kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salât'ın asıl anlamının 'dua' olduğunu, ancak şeriat dilinde 'belirli rükünleri olan ibadet' için kullanıldığını açıklar. Ayetteki bağlamda, 'namaz' kelimesi, müminlerin Allah ile kurduğu en temel ve düzenli iletişim biçimini, yani farz kılınan ibadeti ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salât'ın Kur'an'da hem bireysel hem de toplumsal bir ibadet olarak merkezi bir rol oynadığını belirtir. Ayetteki 'salât', sadece bireysel bir görev değil, aynı zamanda aile içinde de teşvik edilmesi gereken bir sorumluluk olarak sunulur, bu da onun toplumsal boyutuna işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sabır' kelimesinin 'nefsi zorluklara karşı tutmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vas-tabir' (sabret) emri, namazın edasında karşılaşılabilecek zorluklara, tembelliğe veya ihmale karşı direnç göstermeyi, yani namazı düzenli ve istikrarlı bir şekilde kılmaya devam etmeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sabır'ın 'nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak' olduğunu söyler. 'İstibâr' ise daha yoğun bir sabır ve sebatı ifade eder. Ayetteki 'vas-tabir aleyhâ' (ona sabret) ifadesi, namazın devamlılığını sağlamak için gösterilmesi gereken azmi ve kararlılığı vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'istibâr'ın 'sabırda aşırıya gitmek, sabrı tam olarak göstermek' anlamına geldiğini belirtir. Bu, namazın sadece kılınması değil, aynı zamanda huşu ile, düzenli ve aksatılmadan eda edilmesi için gösterilmesi gereken çabayı ve dayanıklılığı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'rızk'ın 'Allah'ın kullarına verdiği her şey' olduğunu belirtir. Ayetteki 'lâ nes'eluke rızkan' (Biz senden rızık istemiyoruz) ifadesi, Allah'ın kullarından ibadetleri karşılığında maddi bir beklentisi olmadığını, aksine rızkı veren ve garanti eden yegane varlık olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk'ın 'Allah'ın canlılara bahşettiği her şey' olduğunu ve bunun hem maddi hem de manevi olabileceğini ifade eder. Ayetteki 'nahnu nerzuku-ke' (sana rızık veren Biziz) cümlesi, rızkın doğrudan Allah'tan geldiğini ve ibadetlerin rızık elde etme aracı değil, Allah'a şükrün bir göstergesi olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rızk' kavramının Kur'an'da Allah'ın cömertliğinin ve kudretinin bir göstergesi olduğunu belirtir. Ayette, rızık endişesinin ibadetlere engel olmaması gerektiği, çünkü rızkın kaynağının Allah olduğu vurgulanarak, müminlerin tevekkül içinde olmaları gerektiği mesajı verilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âkıbe' kelimesinin 'bir şeyin sonu, neticesi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 've'l-âkıbetu li't-takvâ' (sonuç takva sahiplerinindir) ifadesi, dünya hayatındaki amellerin sonucunun ahirette ortaya çıkacağını ve güzel akıbetin ancak takva sahiplerine ait olacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'âkıbe'nin 'bir şeyin ardından gelen sonuç' olduğunu ve genellikle iyi sonuçlar için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'âkıbe', takva sahibi olmanın hem dünyada hem de ahirette getireceği hayırlı ve güzel sonu, yani kurtuluşu ve cenneti ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'takvâ'nın 'bir şeyi korumak, sakınmak' anlamına geldiğini ve Allah'tan sakınmanın O'nun azabından korunmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'li't-takvâ' (takva sahiplerinindir) ifadesi, güzel akıbetin, yani cennetin ve Allah'ın rızasının, ancak Allah'ın emirlerine riayet eden ve yasaklarından sakınan kimselere mahsus olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takvâ'nın 'nefsi korkulan şeylerden korumak' olduğunu ve şeriatta 'nefsi günahlardan korumak' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'takvâ', Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmeyi, O'nun hududunu gözetmeyi ve bu sayede dünya ve ahiret saadetine ulaşmayı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takvâ'nın Kur'an'ın temel ahlaki kavramlarından biri olduğunu ve 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'takvâ', sadece bir korku değil, aynı zamanda Allah'a karşı duyulan saygı ve O'nun rızasını kazanma arzusunun birleşimi olarak, güzel akıbetin anahtarı olarak sunulur.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/132) “Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takva sâhiplerinindir.”