Velâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta'nâ bihi ezvâcen minhum zehrate-lhayâti-ddunyâ lineftinehum fîh(i)(c) verizku rabbike ḣayrun veebkâ
Onlardan bazı kesimlere, kendilerini sınamak için dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
Kâfirlerden bir kısmına, onları sınamak için dünya hayatının zineti olarak verdiğimiz ve onunla kendilerini geçindirdiğimiz şeye (mal ve saltanata) sakın rağbetle bakma. Rabbinin (ahiretteki) rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır.
Tâhâ Suresi 131. ayet, dünya nimetlerine karşı takınılması gereken tavrı ve ahiret rızkının üstünlüğünü vurgulamaktadır. Ayet, göz dikmeme, dünya hayatının süsü ve imtihan gibi temel kavramlar üzerinden insanlara bir öğüt sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Medd (مد) kelimesi, bir şeyi uzatmak, genişletmek anlamına gelir. Ayetteki 'lâ temuddenne' ifadesi, gözü bir şeye hırsla ve tamahkârca uzatmak, ona imrenmek ve onu arzulamak manasındadır. Burada dünya nimetlerine karşı aşırı bir ilgi ve hırsla bakmaktan nehyedilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu ayetteki 'temuddenne' ifadesi, 'gözünü dikme, bakma' anlamındadır. Dünya malına karşı hırsla bakmaktan, ona tamah etmekten sakındırılmaktadır. Bu, mecazi bir anlatım olup, kalbin o şeye yönelmesini ve ona bağlanmasını yasaklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'medd' kökünün Kur'an'daki kullanımının genellikle bir şeyin uzatılması, genişletilmesi veya bir şeye doğru yönelme anlamlarını taşıdığını belirtir. Bu ayette ise, 'gözü uzatmak' ifadesi, dünya malına karşı duyulan aşırı arzuyu ve bu arzunun kişiyi Allah'tan uzaklaştırabileceği tehlikesini sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zevc (زوج) kelimesi, eş, çift ve benzer anlamına gelir. Ayetteki 'ezvâcen minhum' ifadesi, dünya nimetlerinden faydalanan farklı zümreleri, çeşitli insan gruplarını veya onlara verilen farklı türdeki nimetleri ifade eder. Bu, Allah'ın insanlara farklı şekillerde rızık verdiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Zevc, bir şeyin benzeri veya karşıtı olan şeydir. Çoğulu 'ezvâc' ise, farklı türleri ve sınıfları ifade eder. Bu ayette, dünya nimetleriyle donatılmış çeşitli insan gruplarını veya onlara verilen farklı türdeki nimetleri anlatmak için kullanılmıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zehra (زهرة) kelimesi, çiçeğin parlaklığı ve güzelliği anlamına gelir. Ayetteki 'zehrate'l-hayâti'd-dünyâ' ifadesi, dünya hayatının geçici güzelliğini, aldatıcı cazibesini ve fani süsünü anlatır. Tıpkı bir çiçeğin kısa ömürlü ve solmaya mahkum olması gibi, dünya nimetleri de geçicidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zehr (زهر), bir şeyin parlaklığı ve güzelliğidir. 'Zehretü'd-dünyâ' ise, dünyanın süsü ve geçici güzelliğidir. Bu, dünyanın aldatıcı ve fani yönünü vurgulamak için kullanılan bir benzetmedir; insanı kendine çeken ama kalıcı olmayan bir cazibeyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zehra' kelimesinin Kur'an'da genellikle dünya hayatının geçici ve aldatıcı güzelliğini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de, dünya nimetlerinin bir çiçek gibi kısa ömürlü ve solmaya mahkum olduğu, dolayısıyla ona bağlanılmaması gerektiği mesajı verilmektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Fitne (فتنة) kelimesi, denemek, sınamak, imtihan etmek anlamına gelir. Ayetteki 'lineftinehum' ifadesi, Allah'ın insanlara dünya nimetlerini vermesinin amacının onları bu nimetlerle denemek, şükür mü edecekler yoksa nankörlük mü edecekler diye sınamak olduğunu belirtir. Bu, bir imtihan vesilesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fitne, altını ateşte eriterek saflığını anlamak gibi, bir şeyi denemek ve sınamak demektir. Ayetteki 'lineftinehum' ifadesi, Allah'ın insanlara verdiği dünya nimetlerinin, onların sabırlarını, şükürlerini ve Allah'a bağlılıklarını ölçmek için birer imtihan aracı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'fitne' kavramının Kur'an'da genellikle bir deneme, sınama, imtihan ve bazen de bu imtihan sonucunda ortaya çıkan kargaşa veya sapma anlamlarını taşıdığını vurgular. Bu ayette, dünya nimetlerinin insanları Allah'tan uzaklaştırıp uzaklaştırmayacağını görmek için bir sınama aracı olduğu belirtilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rızk (رزق), Allah'ın kullarına verdiği her türlü nimettir. Ayetteki 'rızku Rabbike' ifadesi, Allah'ın verdiği rızkın dünya nimetlerinden daha hayırlı ve kalıcı olduğunu vurgular. Bu rızık, sadece maddi değil, manevi nimetleri de kapsar ve ahiretteki karşılığına işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rızk, Allah'ın canlılara bahşettiği ve yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan her şeydir. Ayetteki 'Rabbinin rızkı' ifadesi, Allah'ın lütfuyla gelen ve dünya nimetlerinin geçiciliğine karşın daha üstün ve ebedi olan rızkı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bekâ (بقاء), bir şeyin varlığını sürdürmesi, kalıcı olmasıdır. 'Ebkâ' ise, daha kalıcı, daha sürekli demektir. Ayetteki 'hayrun ve ebkâ' ifadesi, Rabbinin rızkının dünya nimetlerinden sadece daha iyi değil, aynı zamanda daha kalıcı ve ebedi olduğunu vurgular. Bu, ahiret nimetlerinin üstünlüğüne bir göndermedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bekâ, bir şeyin zeval bulmaması, devamlı olmasıdır. 'Ebkâ' ise, tafdil (üstünlük) sıfatı olup, diğer şeylere göre daha uzun ömürlü ve daha kalıcı olduğunu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın rızkının dünya nimetlerinin geçiciliğine kıyasla sonsuz ve ebedi olduğunu belirtir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/131) “Ve onlardan bazılarına, onları imtihan etmemiz için, (onlarla) metalandırdığımız (faydalandırdığımız) dünyâ hayatının ziynetlerine gözlerini dikme (imrenme). Ve Rabbinin rızkı daha hayırlıdır ve bâkîdir.”