İllâ teżkiraten limen yaḣşâ
(2-3) (Ey Muhammed!) Biz, Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah'ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.
Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)
Tâhâ Suresi 3. ayet, Kur'an'ın indiriliş amacını 'tazkirah' (öğüt) kavramı üzerinden açıklamakta ve bu öğütün 'yahşâ' (korkan) kimselere yönelik olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, ilahi kelamın sıkıntı vermek değil, hidayet ve hatırlatma işlevi gördüğünü dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr' kökünden türeyen 'tazkirah' kelimesini, bir şeyi hatırlatma, unuttuktan sonra akla getirme veya bir şeyi zihinde canlı tutma olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla Kur'an'ın, insanların fıtratlarında var olan Allah inancını ve ahiret bilincini yeniden canlandıran, onlara unuttuklarını hatırlatan bir öğüt olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tazkirah' kelimesini 'va'z' (öğüt) ve 'beyan' (açıklama) anlamlarında kullanır. Ayetteki 'illâ tazkiraten' ifadesini, Kur'an'ın indiriliş amacının sadece bir öğüt ve açıklama olduğunu, sıkıntı vermek olmadığını vurgular. Bu, Kur'an'ın insanlara doğru yolu gösteren bir rehberlik aracı olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zikr' kavramının Kur'an'da 'hatırlama', 'anma' ve 'uyarı' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. 'Tazkirah' ise bu kökten türeyerek, ilahi mesajın insanlara unuttukları hakikatleri hatırlatma ve onları doğru yola yönlendirme işlevini vurgular. Ayetteki bağlamda, Kur'an'ın Allah'tan korkanlar için bir hatırlatıcı ve uyarıcı olduğunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'men' edatının burada 'şart' ve 'umum' ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'limen yahşâ' ifadesi, öğüdün sadece Allah'tan korkanlara fayda sağlayacağını, çünkü ancak onların bu öğüde kulak vereceğini ve ondan etkileneceğini vurgular. Bu, Kur'an'ın mesajının alıcısının niteliğini belirler.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'men' kelimesinin akıl sahibi varlıklar için kullanıldığını ve burada 'o kimse ki' anlamını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Kur'an'ın öğüdünün, akıl ve idrak sahibi olup Allah'tan korkan, yani O'nun azametini ve kudretini idrak eden kimselere yönelik olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haşyet' kelimesini, 'ta'zim' (yüceltme) ile karışık bir korku olarak tanımlar. Bu, sadece bir korku değil, aynı zamanda korkulanın azametini ve kudretini idrak etmekten kaynaklanan bir saygı ve huşu halidir. Ayetteki 'yahşâ' ifadesi, Kur'an'ın öğüdünden ancak Allah'ın azametini ve kudretini idrak eden, O'na karşı saygılı bir korku duyan kimselerin faydalanabileceğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'haşyet'i 'korku' ve 'saygı' anlamlarıyla açıklar. Özellikle 'Allah'tan haşyet duymak', O'nun azabından korkmakla birlikte, O'nun yüceliğine ve kudretine karşı duyulan derin bir saygıyı içerir. Ayetteki 'limen yahşâ' ifadesi, Kur'an'ın mesajının, kalbinde Allah'a karşı bu tür bir saygılı korku taşıyanlar için bir hidayet ve hatırlatma olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'haşyet' kavramını 'havf' (korku) kavramından ayırarak, 'haşyet'in daha çok bilgi ve idrakle birlikte gelen, korkulanın yüceliğini ve kudretini bilmekten kaynaklanan bir korku olduğunu belirtir. Ayetteki 'yahşâ' kelimesi, Kur'an'ın öğüdünün, Allah'ın azametini ve kudretini idrak eden, O'na karşı derin bir saygı ve huşu duyan kimseler için anlamlı olduğunu gösterir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Huşû sâhiplerini Hakk’ın varlığını birliğini hatırlatman için.
Dikkât edilirse Kûr’ân-ı Kerîm genele gelmesine rağmen Âyeti kerîme’deki ibare bütün insanlara gönderdik değil, “Huşû sâhiplerine”dir. Demek ki Kûr’ân-ı Kerîm “Huşû sâhiplerine” faydalı olmaktadır. Burada “huşû”dan kasıt saygılı bir korkudur yani buradaki korku bir edebsizlik korkusu gibi değil hatırını kırarım, gereğini yerine getiremem şekliyle olan bir korkudur. Gönlümüzde ne kadar haşyet varsa Kûr’ân-ı Kerîm’den ancak o derecede yararlanabiliriz.
Bu kalimenin mânâsı’nı daha iyi anlamaya çalşmamız için küçük bir değerlemdirme yapalım. (يَخْشَىٰ) “yahşa” asli harflerine baktığımız zaman, (ye-hı-şın-ve ilâve tekrar bir ye) harfi görürüz. Bunlardan “ye” (yakıyn-i) “hı” (hilkat-zuhuru) “şın” (müşahedeyi) sondaki “ye” ise yine (yakıyn-i) ifade etmektedir. Bunların değerlendirilmesinde, huşû’nun tarifi şöyle olmaktadır. “Yakıyn bir ilimle halkıyyet,
zuhur hali, içinde kendi hakikatini ve Hakk’ın hakikatini müşahede ederek tekraren bu hâli yaşamak yakıynliği içindeki hakikat sırrının yaşanmasıyla kişide meydana gelen beşeri olmayan ilâh-î bir huzur ve sükün hâlidir.” Ayrıca İlâh-î hayret olarakta düşünebiliriz. İşte burada ki, “zikir”. Tefekkür, kişinin kendi hakikatini hatırlamasıdır.
Not: Zikir ve tesbih hakkında daha geniş bilgi, “Kûr’ân-ı Kerîm’de Zikir ve tesbih” isimli kitaımızda mevcuttur dileyen oraya bakabilir.
تَنْزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الأَرْضَ وَالسَّمَوَاتِ الْعُلَى
(Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.)
(Tâ-Hâ, 20/4) “Arzı ve yüksek semâları halkeden tarafından indirilmiştir.”