Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye ve-immâ en nekûne evvele men elkâ
Sihirbazlar: "Ey Musa! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz" dediler.
Sihirbazlar: "Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım" dediler.
Tâhâ Suresi 65. ayet, Firavun'un sihirbazlarının Hz. Musa'ya meydan okumasını konu alır. Ayet, sihirbazların Hz. Musa'ya 'ilk kimin sihrini ortaya koyacağı' konusunda bir tercih sunmasını dilbilimsel olarak ifade ederken, 'atmak', 'olmak' ve 'ilk' gibi temel kavramlar üzerinden bu meydan okumanın mahiyetini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'el-ilka'' kelimesini bir şeyi bir yere atmak, bırakmak veya bir şeyi bir başkasına yöneltmek olarak açıklar. Ayetteki bağlamda sihirbazların, Hz. Musa'dan sihrini ortaya koymasını, yani 'atmasını' talep etmesi anlamındadır. Bu, sihrin bir nesne gibi yere bırakılması veya gösterilmesi eylemini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'elka' fiilinin mecazi olarak bir şeyi sunmak, göstermek veya ortaya çıkarmak anlamında kullanılabileceğini belirtir. Burada sihirbazlar, Hz. Musa'dan kendi hünerini, yani sihrini 'ortaya koymasını' istemektedirler, bu da bir gösteri veya sunum anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilka'' fiilinin Kur'an'da genellikle bir şeyi bir yere bırakma, atma veya bir mesajı iletme anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise sihirbazların kendi 'sihirlerini atma' eylemi, bir meydan okuma ve güç gösterisi bağlamında ele alınır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kâne' fiilinin temel anlamının 'var olmak', 'meydana gelmek' olduğunu ve zamanla ilgili olarak geçmiş, şimdiki veya gelecek zamanı ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki 'en nekûne' ifadesi, sihirbazların 'biz olalım' yani 'biz ilk atanlar olalım' şeklindeki tercihlerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kâne' fiilinin Arapçada hem tam fiil (var olmak) hem de nakıs fiil (bir durumun gerçekleştiğini bildirmek) olarak kullanıldığını açıklar. Burada nakıs fiil olarak 'bizim ilk atanlar olmamız' durumunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'evvel' kelimesinin bir şeyin başlangıcı, öncüsü veya ilk olanı anlamına geldiğini belirtir. Ayette sihirbazlar, 'ilk atan' olma konusunda bir öncelik talep etmektedirler, bu da rekabette önde olma arzusunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'evvel' kelimesinin zaman veya sıra açısından öncelik ifade ettiğini açıklar. Sihirbazlar, Hz. Musa'ya 'ilk atan' olma hakkını kendilerine vermesini teklif ederek, meydan okumanın başlangıcını belirleme konusunda inisiyatif almak istemektedirler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'evvel' kelimesinin Kur'an'da genellikle bir şeyin başlangıcı, önceliği veya ilk oluşu anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayette sihirbazların 'ilk atan' olma isteği, psikolojik bir üstünlük kurma çabası olarak yorumlanabilir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/65) “Ya Mûsâ, (asânı) sen mi atarsın yoksa önce atan biz mi olalım?” dediler.”