İnnâ âmennâ birabbinâ liyaġfira lenâ ḣatâyânâ vemâ ekrahtenâ ‘aleyhi mine-ssihr(i)(k) va(A)llâhu ḣayrun ve ebkâ
"Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır."
"Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah (sevabça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır."
Tâhâ Suresi 73. ayet, sihirbazların Firavun'a karşı imanlarını ilan etmelerini ve Allah'tan bağışlanma dilemelerini konu alır. Ayet, iman, bağışlama, hata ve sihir gibi temel kavramlar üzerinden, dünya hayatının geçiciliği ile ahiret mükafatının kalıcılığı arasındaki karşıtlığı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman (أمن), kalbin tasdik etmesi ve güven duymasıdır. Ayetteki 'âmennâ' ifadesi, sihirbazların Firavun'un tehditlerine rağmen Allah'a tam bir güvenle teslim olduklarını ve O'nun birliğini tasdik ettiklerini gösterir. Bu, sadece bir sözden ibaret olmayıp, kalbin derinliklerinden gelen bir inancı yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'iman' (iman), Kur'an'da sadece inanmak değil, aynı zamanda bir şeye veya bir kimseye güvenmek, kendini emniyette hissetmek ve teslim olmak anlamlarını içerir. Bu ayette sihirbazlar, Firavun'un gücüne karşı Allah'a iman ederek, O'nun kendilerini koruyacağına ve bağışlayacağına dair tam bir güven sergilemişlerdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğafr (غفر), bir şeyi örtmek, gizlemek ve korumak anlamına gelir. Allah'ın mağfireti, kulun günahlarını örtmesi, affetmesi ve azabından korumasıdır. Ayetteki 'liyağfira' ifadesi, sihirbazların iman etmelerinin temel amacının, geçmişteki hatalarının ve zorla yaptıkları sihrin Allah tarafından bağışlanması olduğunu açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğafr (غفر), mecazi olarak günahları silmek ve izlerini yok etmek anlamında kullanılır. Sihirbazlar, imanları sayesinde Allah'tan, işledikleri 'hatâyâ' (hatalar) ve 'sihr' (sihir) gibi günahların tamamen ortadan kaldırılmasını ve kendilerine bir daha zarar vermemesini talep etmektedirler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hata (خطأ), doğru yoldan sapmak, kasıtlı veya kasıtsız olarak günah işlemek demektir. 'Hatâyânâ' kelimesi, sihirbazların Firavun'a hizmet ederek ve sihir yaparak işledikleri tüm yanlışları ve günahları kapsar. Bu, onların iman etmeden önceki yaşamlarındaki tüm kusurları ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hata (خطأ), doğruyu isabet ettirememek, yanlış yapmak anlamına gelir. Ayetteki 'hatâyânâ', sihirbazların Firavun'un emriyle yaptıkları sihir de dahil olmak üzere, Allah'ın rızasına aykırı olan tüm eylemlerini ve yanlışlarını ifade eder. Onlar bu hatalarından dolayı Allah'tan bağışlanma dilemektedirler.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sihir (سحر), göz boyama, aldatma ve gerçek olmayan şeyleri gerçek gibi gösterme sanatıdır. Ayetteki 'es-sihr', sihirbazların Firavun'un isteği üzerine Hz. Musa'ya karşı kullandıkları, insanları yanıltıcı ve aldatıcı eylemlerini ifade eder. Onlar bu eylemlerin günah olduğunu idrak etmiş ve bağışlanmasını dilemişlerdir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sihir (سحر), Kur'an'da genellikle gerçekliği olmayan, aldatıcı ve şeytani güçlerle bağlantılı eylemleri ifade eder. Sihirbazlar, Firavun'un zorlamasıyla yaptıkları bu sihrin, Allah katında bir günah olduğunu anlamış ve iman ederek bu günahtan arınmayı talep etmişlerdir. Bu, onların geçmişteki mesleklerinden tövbe etmelerini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayr (خير), faydalı, iyi ve üstün olan her şeyi ifade eder. Ayetteki 'hayrun', Allah'ın mükafatının, Firavun'un vaat ettiği veya dünya hayatının sunduğu her türlü menfaatten daha üstün, daha değerli ve daha faydalı olduğunu vurgular. Sihirbazlar, bu tercihle dünya ve ahiret arasındaki farkı ortaya koymuşlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutu'ya göre 'hayr' (hayır), Kur'an'da genellikle 'şerr'in (şer) zıttı olarak kullanılır ve hem maddi hem de manevi iyilikleri kapsar. Bu ayette 'hayr', Allah'ın ahirette vereceği mükafatın, Firavun'un tehditleri ve dünya hayatının geçici zevkleri karşısında mutlak bir üstünlüğe sahip olduğunu ifade eder. Sihirbazlar, bu üstünlüğü idrak ederek iman etmişlerdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bekâ (بقاء), kalıcılık, devamlılık ve yok olmama halidir. 'Ebka' kelimesi, Allah'ın mükafatının dünya hayatının geçici ve fani nimetlerinin aksine, sonsuz ve kesintisiz olduğunu belirtir. Sihirbazlar, Firavun'un tehdit ettiği dünya hayatının sonlu cezalarına karşılık, Allah'ın sonsuz mükafatını tercih ettiklerini bu kelimeyle ifade etmişlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bekâ (بقاء), bir şeyin varlığını sürdürmesi, yok olmamasıdır. 'Ebka' ifadesi, Allah katındaki mükafatın, dünya hayatının tüm zevk ve nimetlerinden daha kalıcı ve ebedi olduğunu vurgular. Bu, sihirbazların imanlarının temelinde yatan, ahiret inancının ve sonsuzluğa olan yönelişlerinin bir göstergesidir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/73) “Muhakkak ki biz, hatalarımızı ve ona karşı sihirden bize zorla yaptırdığın şeylerden bizi, mağfiret etsin diye Rabbimize îmân ettik. Ve Allah, daha hayırlıdır ve daha bâkidir.”