Kâlû len nu/śirake ‘alâ mâ câenâ mine-lbeyyinâti velleżî fetaranâ(s) fakdi mâ ente kâdin innemâ takdî hâżihi-lhayâte-ddunyâ
Sihirbazlar şöyle dediler: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin."
(İman eden sihirbazlar şöyle) dediler: "Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin."
Tâhâ Suresi 72. ayet, Firavun'un sihirbazları tehdit etmesi üzerine onların imanlarını ve kararlılıklarını ifade eden bir diyalogu içermektedir. Ayet, sihirbazların Firavun'a karşı duruşlarını, Allah'a olan bağlılıklarını ve dünya hayatının geçiciliğini vurgulayan temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsar (إيثار), bir şeyi diğerine tercih etmek, üstün tutmaktır. Ayetteki 'len nu'sireke' ifadesi, sihirbazların Firavun'u Allah'ın ayetlerine ve yaratıcısına tercih etmeyeceklerini, yani onu üstün görmeyeceklerini açıkça belirtir. Bu, imanın bir gereği olarak Allah'ın emirlerini ve mucizelerini her şeyin üzerinde tutma kararlılığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İsar, bir şeyi diğerine takdim etmek, öne geçirmektir. Bu ayette sihirbazlar, Firavun'un tehditlerine rağmen, Allah'ın kendilerine gösterdiği apaçık delilleri ve O'nun yaratıcılığını, Firavun'un şahsına ve otoritesine tercih etmeyeceklerini ifade ederek, imanlarının sağlamlığını ortaya koymuşlardır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Beyyinât, açık ve net deliller demektir. Bu ayette sihirbazların 'mâ câenâ mine'l-beyyinât' ifadesiyle kastettikleri, Hz. Musa'nın asasının yılana dönüşmesi ve elinin bembeyaz olması gibi, Firavun'un sihirbazlarının dahi sihir olmadığını anladığı, Allah'ın kudretini gösteren apaçık mucizelerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beyyinât, hakikati ortaya koyan, açıklayan şeylerdir. Sihirbazlar, Hz. Musa'nın getirdiği mucizelerin, kendi sihirlerinden farklı olarak, ilahi bir kaynaktan geldiğini ve hakikati apaçık bir şekilde gösterdiğini kabul etmişlerdir. Bu, onların iman etmelerinin temel gerekçelerinden biridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Beyyine kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın varlığını, birliğini ve peygamberlerin doğruluğunu ispatlayan açık deliller, kanıtlar ve mucizeler için kullanılır. Tâhâ 72'deki kullanımı, sihirbazların, Musa'nın getirdiği mucizelerin sıradan bir sihir değil, ilahi bir hakikat olduğunu idrak etmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fatr (فطر), bir şeyi ilk defa, örneksiz olarak yaratmak, icat etmektir. 'Fatarana' ifadesi, sihirbazların Allah'ı, kendilerini yoktan var eden, eşsiz bir yaratıcı olarak tanıdıklarını ve bu yaratıcıya karşı Firavun'u tercih etmeyeceklerini vurgular. Bu, tevhid inancının bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fatr, bir şeyi ilk kez ve benzersiz bir şekilde yaratmaktır. Sihirbazlar, 'ellezî fatarana' diyerek, kendilerini ve tüm varlığı yaratanın Allah olduğunu ikrar etmiş, böylece Firavun'un tanrılık iddialarını reddetmişlerdir. Bu ifade, onların imanlarının temelini oluşturan yaratıcıya olan bağlılıklarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kadâ (قضاء), bir şeyi tamamlamak, bitirmek, hüküm vermek anlamlarına gelir. Ayetteki 'fakdı mâ ente kâdın' ifadesi, sihirbazların Firavun'a meydan okuyarak, 'ne hüküm vereceksen ver, ne yapacaksan yap' demeleridir. Bu, onların Firavun'un tehditlerinden korkmadıklarını ve Allah'a olan güvenlerini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kadâ fiili, bir işi yerine getirmek, hükmü infaz etmek anlamında kullanılır. Sihirbazlar, Firavun'un kendilerine uygulayacağı cezaları peşinen kabul ettiklerini ve bu cezaların sadece dünya hayatıyla sınırlı kalacağını bildiklerini ifade ederek, onun gücünün sınırlı olduğunu vurgulamışlardır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kadâ kelimesi, Kur'an'da yargılamak, hükmetmek, bir işi bitirmek gibi geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Tâhâ 72'deki 'fakdı' emri, Firavun'un sihirbazlara karşı uygulayacağı her türlü cezayı kapsar ve sihirbazların bu cezalara karşı gösterdiği metaneti ve dünya hayatının geçiciliğine olan inançlarını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (حياة), varoluş ve canlılık; Dünya (دنيا), yakın olan, aşağı olan anlamındadır. 'el-Hayâted-dünyâ' terkibi, geçici ve fani olan bu dünya hayatını ifade eder. Sihirbazlar, Firavun'un hükmünün sadece bu fani hayatla sınırlı olduğunu, ahiret hayatında ise Allah'ın hükmünün geçerli olacağını belirterek, dünya hayatının değersizliğini vurgulamışlardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'dünya hayatı' (el-hayâtü'd-dünyâ) kavramı, genellikle ahiret hayatının zıttı olarak, geçici, aldatıcı ve değersiz bir varoluş biçimini ifade eder. Sihirbazların bu ifadeyi kullanması, Firavun'un tehditlerinin sadece bu fani dünyada geçerli olduğunu, asıl ve kalıcı olanın ahiret hayatı olduğunu idrak ettiklerini gösterir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/72) “Bize gelen mûcizeler karşısında asla seni tercih etmeyiz (üstün tutmayız). Çünkü bizi, O fıtratlandırdı. Bu durumda sen, yapacağını yap. Fakat sen, ancak bu dünyâ hayatında yaparsın.” dediler.”