Feetbe'ahum fir'avnu bicunûdihi feġaşiyehum mine-lyemmi mâ ġaşiyehum
Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.
Firavun ordularıyla hemen onları takip etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi
Tâhâ Suresi'nin 78. ayeti, Firavun'un İsrailoğulları'nı takip etmesi ve denizin onları kuşatması olayını dramatik bir dille anlatır. Ayet, ilahi kudretin Firavun ve ordusu üzerindeki tecellisini, 'takip etme' ve 'kuşatma' fiilleri üzerinden vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'teba' (تبع) kökünü bir şeyin izinden gitmek, peşine düşmek olarak açıklar. Ayetteki 'etbe'a' (أتبع) fiili, Firavun'un İsrailoğulları'nı yakalamak amacıyla ardı sıra gitmesini, onları takip etmesini ve peşlerine düşmesini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir takipten ziyade, bir hedef ve niyetle yapılan bir kovalamacayı gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'etbe'a' fiilini 'izledi, peşine düştü' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, Firavun'un ordusuyla birlikte İsrailoğulları'nı yakalamak için harekete geçmesini, onların izini sürmesini ve arkalarından gitmesini mecazi olarak değil, doğrudan bir takip eylemi olarak yorumlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takip' kavramının Kur'an'da genellikle bir amaca yönelik hareketi ifade ettiğini belirtir. Firavun'un 'takip etmesi', İsrailoğulları'nı geri döndürme veya cezalandırma gibi belirli bir kötü niyetle yapılan bir eylemdir. Bu, sadece bir izleme değil, aktif bir müdahale ve kovalamacadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, Firavun'u Kur'an'da genellikle kibir, zulüm ve ilahlık iddia etme ile özdeşleşen bir figür olarak tanımlar. Ayetteki Firavun, ilahi emre karşı gelerek İsrailoğulları'nı takip eden, inatçı ve zalim bir liderdir. İsmi, bu bağlamda bir şahsiyetten öte, bir zulüm ve inkâr sembolü haline gelmiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Firavun' kelimesinin özel bir isim olmasının yanı sıra, Kur'an'da genellikle 'her azgın ve haddi aşan yönetici' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette Firavun, Allah'ın kudretine karşı gelen ve kendi gücüne güvenen tipik bir zalim hükümdar prototipini temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Firavun'u Kur'an'daki 'kötülük' ve 'inkâr' kavramlarının somutlaşmış hali olarak inceler. Onun eylemleri, ilahi iradeye karşı gelmenin ve peygamberi yalanlamanın en belirgin örnekleridir. Bu ayetteki Firavun, ilahi cezayı hak eden bir figür olarak sunulur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cünd' (جند) kelimesini 'asker topluluğu, ordu' olarak açıklar. Ayetteki 'cünûdihî' (جنوده), Firavun'un gücünü ve otoritesini temsil eden, onun emrindeki kalabalık askeri birliği ifade eder. Bu ordu, Firavun'un İsrailoğulları'nı takip etme ve onlara zulmetme arzusunun fiziksel aracıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'cünd' kelimesinin 'topluluk, askerler' anlamına geldiğini ve genellikle bir liderin emri altında toplanan güçleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'bi-cünûdihî' ifadesi, Firavun'un sadece kendisinin değil, tüm askeri gücünü seferber ederek İsrailoğulları'nın peşine düştüğünü vurgular. Bu, Firavun'un gücüne olan aşırı güvenini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cünd' kelimesinin Kur'an'da genellikle Allah'ın veya zalimlerin orduları için kullanıldığını belirtir. Firavun'un 'cünûdihî'si, ilahi iradeye karşı gelen ve sonunda helak olan bir gücü temsil eder. Bu, insan gücünün ilahi kudret karşısındaki acizliğini gösteren bir semboldür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ğaşiye' (غشي) fiilini 'örttü, kapladı, kuşattı' anlamında kullanır. Ayetteki 'fe-ğaşiyehum' (فغشيهم), denizin Firavun ve ordusunu tamamen yutmasını, üzerlerini kaplayarak boğmasını mecazi değil, gerçek bir olay olarak açıklar. Bu, ilahi bir cezanın aniden ve tam olarak gerçekleştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ğaşiye' kökünü bir şeyi tamamen örtmek, kaplamak, kuşatmak olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, denizin Firavun ve ordusunu öyle bir şekilde kapladığını ifade eder ki, onlardan hiçbir şey kalmaz. Bu, ilahi gazabın şiddetini ve Firavun'un sonunun kesinliğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halebî, 'ğaşiye' fiilinin 'bir şeyi tamamen kaplamak, kuşatmak ve içine almak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'mâ ğaşiyehum' (ما غشيهم) ifadesi, denizin onları öyle bir şekilde kuşattığını ve yuttuğunu ki, bunun şiddetini ve büyüklüğünü kelimelerle tam olarak ifade etmenin mümkün olmadığını, olayın dehşetini pekiştirdiğini açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yem' (يم) kelimesini 'deniz' veya 'büyük nehir' olarak açıklar. Ayetteki 'el-yem' (اليم), Firavun ve ordusunu yutan su kütlesini, yani Kızıldeniz'i ifade eder. Bu, ilahi mucizenin gerçekleştiği ve Firavun'un helak olduğu yerdir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'yem' kelimesinin Arapçada 'deniz' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle büyük su kütlelerini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, 'el-yem' kelimesi, Firavun'un ve ordusunun sonunu getiren ilahi kudretin bir aracı olarak öne çıkar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'yem' kelimesinin Kur'an'da hem genel deniz anlamında hem de özel olarak Kızıldeniz için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Firavun'un helak olduğu yer olarak 'el-yem', ilahi adaletin tecelli ettiği bir mekan olarak sembolik bir anlam taşır.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/78) “Böylece Firavun ordusuyla onları takip etti. Bunun üzerine deniz, onların üzerine öyle bir kapanışla kapandı ki, onları (tamamen) örterek kapladı (onları suda boğdu).”
وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى
(Ve edalle fir’avnu kavmehu ve mâ hedâ.)