Veedalle fir'avnu kavmehu vemâ hedâ
Firavun, halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
Böylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi.
Tâhâ Suresi 79. ayet, Firavun'un kavmini saptırmasını ve onlara doğru yolu göstermemesini ele almaktadır. Ayet, 'dalalet' ve 'hidayet' kavramları üzerinden Firavun'un liderlik vasfının olumsuzluğunu ve kavmi üzerindeki yıkıcı etkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl' kelimesinin asıl anlamının 'doğru yoldan sapmak' olduğunu belirtir. 'Edalle' fiili ise bir başkasını saptırmak, doğru yoldan çıkarmak anlamına gelir. Ayette Firavun'un kendi kavmini bilerek ve isteyerek hak yoldan uzaklaştırdığını, onları şaşkınlık içinde bıraktığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'edalle' fiilini 'şaşırtmak, yolunu kaybettirmek' olarak açıklar. Firavun'un kavmini saptırması, onları hakikatten uzaklaştırarak kendi batıl inançlarına ve zulmüne tabi kılması demektir. Bu, mecazi olarak onları helake götüren bir yolculuğa çıkarmak gibidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma, hakikatten uzaklaşma' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Edalle' fiili ise bu sapmayı başkasına isnat etme, yani birini saptırma eylemini ifade eder. Firavun'un kavmini saptırması, onları Allah'ın birliğinden ve peygamberin mesajından uzaklaştırarak kendi tanrılık iddialarına inandırmasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, Firavun'un özel bir isim olduğunu ve Mısır krallarına verilen genel bir unvan olduğunu belirtir. Ayetteki Firavun, Hz. Musa dönemindeki zalim hükümdarı ifade eder. Onun kavmini saptırması, bu unvanın taşıdığı zulüm ve inkarcılık vasfının bir gereğidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Firavun' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'azgınlık, haddi aşma ve zulüm' ile ilişkilendirildiğini vurgular. Ayetteki Firavun, bu niteliklerin somutlaşmış hali olarak kavmini doğru yoldan saptıran, onları kendi heva ve heveslerine uymaya zorlayan bir figürdür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavm' kelimesinin 'bir araya gelmiş insanlar topluluğu' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kavmehu' ifadesi, Firavun'un kendi halkını, yani Mısır'da yaşayan ve onun otoritesi altında bulunan topluluğu ifade eder. Bu topluluk, Firavun'un saptırıcı etkisi altında kalmıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kavm' kelimesinin Kur'an'da genellikle belirli bir peygambere veya lidere tabi olan toplulukları ifade ettiğini belirtir. Burada Firavun'un kavmi, onun peşinden giden, onun emirlerine uyan ve onun batıl inançlarını benimseyen insanları kapsar. Firavun'un saptırması, bu topluluğun genelini etkilemiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hidayet' kelimesinin 'lütuf ve incelikle doğru yola iletmek' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'mâ hedâ' ifadesi, Firavun'un kavmine doğru yolu göstermediğini, aksine onları saptırdığını vurgular. Bu, Firavun'un liderlik vasfının tam tersi bir eylemi gerçekleştirdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hedâ' fiilinin 'yol göstermek, doğruya ulaştırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki olumsuzluk edatı 'mâ' ile birlikte kullanılması, Firavun'un kavmine karşı bu rehberlik görevini yerine getirmediğini, onları hakikatten uzak tuttuğunu açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hidayet' kavramının Kur'an'da 'Allah tarafından doğru yola iletilme, hakikati bulma' anlamında merkezi bir rol oynadığını belirtir. Firavun'un 'hidayet etmemesi', onun ilahi rehberliğe karşı çıkması ve kavmini de bu rehberlikten mahrum bırakması anlamına gelir. Bu, Firavun'un sadece saptırıcı değil, aynı zamanda hidayeti engelleyici bir güç olduğunu gösterir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/79) “Ve Firavun, kavmini dalâlette bıraktı ve (kavmini) hidâyetten men etti.”