Velekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih(i)(s) ve-inne rabbekumu-rrahmânu fettebi'ûnî ve etî'û emrî
Andolsun, Harun onlara daha önce şöyle demişti: "Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahman'dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin."
And olsun ki Harun daha önce onlara: "Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân'dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.
Tâhâ Suresi'nin 90. ayeti, Hz. Harun'un İsrailoğulları'nı buzağıya tapmaktan men etme çabasını ve onları Allah'a itaate çağırmasını dilbilimsel bir derinlikle aktarır. Ayet, 'fitne', 'Rab' ve 'itaat' gibi temel kavramlar üzerinden imanın sınanması ve ilahi otoriteye bağlılık temasını işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fitne' kelimesinin aslen altını ateşe sokarak saflığını anlamak için yapılan deneme olduğunu belirtir. Ayetteki 'fütintüm' ifadesi, İsrailoğulları'nın buzağıya tapma eylemiyle inançlarının ve sadakatlerinin sınandığını, bir imtihandan geçirildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fitne' kavramının Kur'an'da genellikle 'deneme, imtihan, sıkıntı, azap' gibi anlamlara geldiğini ve insanın inancının veya ahlaki duruşunun sınanması bağlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayetteki kullanımı, buzağının İsrailoğulları için bir sınama aracı olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fitne' kelimesinin mecazi olarak 'imtihan ve belaya düşürmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'fütintüm bihi' ifadesi, buzağının İsrailoğulları için bir bela ve imtihan vesilesi olduğunu, onların bu durumla sınandığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin 'terbiye eden, sahip olan, efendi' anlamlarına geldiğini ve Allah için kullanıldığında 'her şeyi yaratan, terbiye eden ve idare eden' manasını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'Rabbiniz' ifadesi, İsrailoğulları'nın yegane gerçek ilahının ve yöneticisinin Allah olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, mürebbi' (sahip, efendi, terbiye edici) anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbiniz' ifadesi, buzağının değil, Rahman olan Allah'ın İsrailoğulları'nın gerçek sahibi ve terbiye edicisi olduğunu açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da 'yaratıcı, besleyici, koruyucu, hükmeden' gibi anlamları kapsayan merkezi bir kavram olduğunu belirtir. Ayetteki 'Rabbiniz' ifadesi, İsrailoğulları'nın buzağıya yönelerek gerçek Rablerini unuttukları ve Hz. Harun'un onları bu gerçeğe davet ettiği bağlamda kullanılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rahman' isminin Allah'a mahsus olduğunu ve 'rahmet' kökünden türediğini, Allah'ın tüm yaratılmışlara şamil olan geniş rahmetini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbiniz Rahman'dır' ifadesi, İsrailoğulları'nın buzağıya tapma hatasına rağmen Allah'ın onlara karşı rahmetinin devam ettiğini ve tövbe etmeleri halinde bağışlayıcı olduğunu ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'Rahman' isminin 'rahmet' kökünden geldiğini ve Allah'ın zatına mahsus bir sıfat olduğunu, O'nun rahmetinin sonsuz ve kuşatıcı olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, İsrailoğulları'na karşı Allah'ın merhametinin bir hatırlatıcısıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rahman' isminin Kur'an'da Allah'ın en temel ve evrensel sıfatlarından biri olduğunu, O'nun tüm varlıklara yönelik lütuf ve ihsanını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, buzağıya tapma hatasına düşen bir topluluğa karşı bile Allah'ın rahmetinin varlığına dikkat çekilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tebea' fiilinin 'birinin ardından gitmek, izlemek, tabi olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fettebi'ûnî' ifadesi, Hz. Harun'un İsrailoğulları'ndan kendisinin peygamberlik yolunu ve Allah'ın emirlerine uygun davranışlarını takip etmelerini istediğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'itteba' fiilinin 'birinin izini takip etmek, onun yolundan gitmek' anlamını taşıdığını ve genellikle doğru yolu bulmak için bir rehbere uymayı ifade ettiğini belirtir. Hz. Harun'un bu çağrısı, İsrailoğulları'nı sapkınlıktan kurtulup doğru yola dönmeye davetidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tâ'a' fiilinin 'itaat etmek, boyun eğmek, emre uymak' anlamlarına geldiğini ve genellikle bir otoriteye karşı gönüllü teslimiyeti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'etî'û' emri, Hz. Harun'un peygamberlik sıfatıyla Allah'ın emirlerini tebliğ ettiğini ve İsrailoğulları'ndan bu emirlere kayıtsız şartsız uymalarını istediğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tâ'a' kelimesinin 'emre boyun eğmek ve rızayla yerine getirmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Hz. Harun'un bu çağrısı, İsrailoğulları'nın buzağıya tapmaktan vazgeçip Allah'ın ve peygamberinin emirlerine gönülden teslim olmalarını talep eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'itaat' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a ve peygamberine karşı gösterilmesi gereken bir teslimiyet ve boyun eğme hali olduğunu vurgular. Bu ayetteki 'etî'û emrî' ifadesi, Hz. Harun'un emrinin aslında Allah'ın emri olduğunu ve ona itaatin zorunluluğunu belirtir.
Tâ-Hâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(Tâ-Hâ, 20/90) “Ve andolsun ki Hârûn daha önce, onlara şöyle dedi: “Ey kavmim, siz onunla sadece imtihan edildiniz! Ve muhakkak ki Rahmân, sizin Rabbinizdir. Artık bana tâbî olun ve emrime itaat edin.”