Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i)(k) veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitne(ten)(s) ve-ileynâ turce'ûn(e)
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.
Enbiyâ Suresi 35. ayet, ölümün kaçınılmazlığını ve dünya hayatının bir imtihan olduğunu vurgulayan temel kavramları içermektedir. Ayet, insanın varoluşsal sonunu ve bu dünyadaki deneyimlerinin ilahi bir sınama niteliğini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs kelimesi, Kur'an'da bazen ruh, bazen beden, bazen de her ikisinin toplamı olan insan varlığı için kullanılır. Bu ayette 'küllü nefsin' ifadesiyle, canlı olan her varlığın, yani her canlının ölümü tadacağı vurgulanır, bu da nefs'in burada genel bir varlık anlamında kullanıldığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nefs, bir şeyin zatı, hakikati ve kendisi demektir. Ayetteki kullanımıyla, ölümün istisnasız her varlığın zatına dokunacağını, yani her varlığın kendi özünde ölümü tecrübe edeceğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zevk (tatmak) kelimesi, Kur'an'da bazen gerçek anlamda tatmak için kullanılırken, bu ayette olduğu gibi mecazi olarak bir şeyi tecrübe etmek, yaşamak anlamında kullanılır. Ölümün tadılması, onun acısının veya kaçınılmazlığının tecrübe edilmesi demektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu ayetteki 'zâikatü'l-mevt' ifadesi, Arap dilindeki mecazlardan biridir. Ölümün tadılması, onun kaçınılmaz bir şekilde her canlı tarafından yaşanacak bir deneyim olduğunu, sanki bir yiyecek gibi tadılacağını anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zevk' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel tatma değil, aynı zamanda bir olayın veya durumun deneyimlenmesi, hissedilmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Ölümün tadılması, onun bir son olmaktan öte, her varlık için kaçınılmaz bir deneyim olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mevt, canlılığın zıddıdır ve ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleşen durumu ifade eder. Ayetteki kullanımı, ölümün evrensel ve kaçınılmaz bir gerçek olduğunu, her nefsin bu sona ulaşacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mevt kelimesi, Kur'an'da genellikle biyolojik ölüm anlamında kullanılırken, bazen de manevi ölüm veya cansızlık durumunu ifade edebilir. Bu ayette ise açıkça biyolojik sonu, yani her canlının hayatının sona ermesini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Belâ (imtihan), bir şeyi denemek, sınamak anlamına gelir. Allah'ın kullarını iyilik ve kötülükle denemesi, onların sabırlarını, şükürlerini ve tevekküllerini ölçmek içindir. Ayetteki 'neblûkum' ifadesi, bu ilahi sınamanın sürekli ve aktif olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Belâ kelimesi, hem hayırla hem de şerle imtihanı kapsar. Ayette özellikle 'bi'ş-şerri ve'l-hayri' (kötülük ve iyilikle) ifadesiyle bu geniş anlam pekiştirilmiştir. Allah'ın insanları denemesi, onların ahiretteki derecelerini belirlemek içindir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'belâ' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve insan hayatının bir imtihan alanı olarak görüldüğünü vurgular. İyilik ve kötülük, bu ilahi sınavın iki farklı veçhesidir; her ikisi de insanın tepkisini ölçmek için birer araçtır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fitne kelimesi, altını ateşte eriterek saflığını anlamak gibi, bir şeyi denemek ve sınamak anlamına gelir. Bu ayetteki 'fitneten' ifadesi, iyilik ve kötülüğün insanı sınayan, onun gerçek mahiyetini ortaya çıkaran birer araç olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fitne, bir şeyi denemek, sınamak ve onun gizli yönlerini ortaya çıkarmak için kullanılır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın insanları iyilik ve kötülükle denemesinin nihai amacının, onların imanlarını, sabırlarını ve şükürlerini açığa çıkarmak olduğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rücu' (dönmek), bir yerden ayrıldıktan sonra oraya geri gelmek demektir. Ayetteki 'ileyne turce'ûn' ifadesi, insanların dünya hayatından sonra Allah'ın huzuruna, yani ahiret yurduna döneceklerini ve orada amellerinin karşılığını göreceklerini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rücu', bir şeyin başlangıç noktasına geri dönmesidir. İnsanların Allah'a döndürülmesi, onların yaratılış gayelerine uygun olarak, nihai hesap ve yargılama için yaratıcılarına geri döneceklerini ifade eder.
Enbiyâ Sûresi
“Kullu nefsin zâ-ikatu-lmevt(i) veneblûkum bi-şşerri velhayri fitne(ten) ve-ileynâ turce’ûn(e)” Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. (21/35)
Bu Âyetin başı her varlığın sonunu ifade etmektedir, nasıl ki her varlığın dünyada bir doğumu vardır işte bu doğumun son aşaması burada anlatılıyor.
Bu âlemde gördüğümüz her ne varsa bunların hepsi birer nefs, fakat insanın üzerinde var olan İlâhî nefstir. Burada bahsedilen tadma hakikati itibarıyla varlığa işaret etmektedir ve tad ifadesi her varlığa göre değişmektedir, her nefs kendi aslı itibarıyla nasıl bir hayat sürmüş ise ölürken onun tadını tadacaktır. T.B.
Târık Sûresinde bu konu hakkında yazılan tefekkür’ün bir bölümünü buraya almak faydalı olacaktır.
“Tad-ı sırındaydı”. “Her nefis ölümü tadacaktır.”[58] Bu dünyanın gerçek tadı ölmeden ölmekmiş meğer. Çözüme ulaşmak buradaymış… Ç harfini ayırırsak geriye Özüm yani Özü ve (م) “Mim” kalır… (م) “Mim” harfi Hakikat-i Muhammediye yi remz etmektedir… Öz-ü ise sözlükte; Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç (bâtın) , nefis, derûn, varoluş karşıtı, zübde, zât tır.[59] Geriye kalan Ç harfi “C” harfinin sert okunuşudur. Arap alfabesinde yoktur ve pers alfabesinin[60] 7. harfidir sonradan osmanlıca alfabesine eklenen (چ) Çim harfi, Cim harfinin 3 nokta ile yazılımıdır. Yani Türkçe Ç harfinde altta bulunan uzantısı 3 noktadan meydana gelmiştir. (چ) Arapça bilindiği sağdan sola yazıldığından akl-ı küllden, nefsi külle doğru yazılıştır. Latin harfleri ise soldan sağa, nefs-i külle doğru yazılmıştır. Yani nefsi emmare ile sol tarafından bu A-rabça harfe bakıldığı zaman harfin karın bölgesindeki noktalar görülmez ve görülen-görülemeyen (ح) “Ha” Hakk’tır. Ama kişi kendi hayali varlığını, var olarak kabul ettiğinden ve beşeri benliği ile baktığından kendi benlik noktası “Ha” üzerine yansır ve (خ) “Hı” yani “Halk” olarak ben, sen, o ve çoğulları ile kesret olarak görülür. Buna Cem’den önceki fark derler. Yani Mevlâna hazretlerinin körlerin fili tarifi etmesindeki gibi bu fark âlemindekiler kördürler ve neresinden dokunuyorsa fili yani Hakk’ın vücudunu-varlığını algıladığı gibi hayalindeki kurgulaması ile anlatır.
Meğer şiirinde, Düşündün mü? Hiç kardeşim aslında Türkçe yazım kuralında Kardeşim hiç düşündün mü? Şeklindedir. Özne başta, ortada zarf, fiil sondadır. Şiirde kafiye uyumu için yazılmış olarak düşünülse de Düşündün mü? Diyerek ”hiç kardeşim” e atıf vardır. Ve şiirin son kıtasında “Hakk’tan ayırma Hiç Özü” ile de “Özü”nde Hakk ile Hiç’e ulaşılması ifade edilmektedir.
Hz. Mevlânâ der ki; Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol… Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı, nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiç’lik bilincidir…
Hiç, “durum, hal zarfı” olarak kullanılmıştır. Hiç kelimesi sözlükte; yok olan varlığın karşıtı olan bir kelimedir. Hiç kelimesi olumsuz bir kelime olup fiile olumsuz bir anlam veya yokluk ifadesi katan bir özellik bulunmaktadır. Sözlükteki yok olan “Hiç” kelimesini en yakın karşılığı gibi görünse “yok” diye bir şey yoktur. İzafi yani isimlenmiştir. Eğer böyle bir saha olsa Allah ve yokluk olmak üzere ayrı ayrı sahalar olur ve ikiliktir. “Hiç” kişinin kendi varlığını hayali ve vehimi olduğunu anlayıp seyr-i sülük ile nefsi-izafi vücudundan ifna olan ve sırası ile Şeyh, Resül ve Hak’k ta fani olandır. (هيچ) Hiç yazılışta “He” “Ye” “Çim” harflerinden oluşmaktadır. Sayısal değeri 5+10+3=18 dir.
(18) 18 bin âlemdir.
(هيچ) Hiç yazılışında 5 nokta bulunmaktadır. 5 Hazret mertebelerinin ifadesidir.
(ه) “He” harfi tek başına içi boş olsa da kelime içinde ortadan geçen hat ile ikiye ayrılmıştır. Sol tarafı beşeri hüviyet, sağ tarafı ise ilahi hüviyettir.
(ى) Ye; Yakîndir birinci nokta beşeri yakınlık ve ikinci noktası ise ilahi yakınlıktır (İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn dir.).
(چ) Çim içinde (ج) Cim’ide barındırır. Celal ve Cemal dir. 3 nokta ise nefsi benlik, İzafi benlik, İlâhi benliktir. Sayısal değeri 3 tür.
Bizim bu yolda amacımız benlik değil yokluk diyenler de olabilir. Ama benlik mertebelerinden geçilmeden yokluğun aslı (هِچ) “Hiç”liğe ulaşmak mümkün değildir…
İkindi namazına Eski Camii de cemaate son rekâta yetiştim. Namazı tamamladığımda cenaze olduğu için duaya geçilmeden müezzin كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ {العنكبوت/57} “Küllü nefsin zâikatu-lmevtü sümme ileynâ turce’ûn”… “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 57) âyetini okuyordu. Bir hanım efendinin cenaze namazı eda ediliyordu. Selimiye Camiinin karşı tarafına oturduğumuzda 13-13 ilham kuşu havalandı. Ve Selimiye Camiinden aşağı inen karşıdan geçen ve Selimiye parkında duran Mehter Takımına dikkatimi çekti. İstanbul’un (1453) (13) “Fethi” Edirne’den başladı diyordu. Bu yıl (571) inci yıldönümü (13) imiş. Efendimizin doğum yılı ve Fethi şahsında nice fetihlere, mevalidlere nasip olur. İnşeallah… Ayette geçen; “Her nefis ölümü tadacaktır.” Fenafillah mertebesine işarettir. “Sonra bize döndüreleceksiniz”. (نا) “Na” Bize ifadesiyle Zât-i dir. Bekabillah mertebesine işarettir. Âyet sayısal değeri (29+57= 86) (8+6=14) (14) Nûr-u Muhammediyyedir. Her mertebeyi kapsadığı anlaşılmaktadır. Yolda (tarik) ilham kuşu Nûr-u ilâhi güzergahında bu sefer “54” ile biten sarı taksinin karıştığı kazada; Akl-ı küll dikkat et diyor. “54” hayali-İzafi “Kamer” im diyerek (sarı) geçici olanların hali budur. Nefsi küll de “İlm-i Ledün” zannedilen hayali yansımalara ve bunun inkisarına dikkat etmek lazımdır. Diye haber vermekteydi. Kazayı da geçerek “Selâm dan Salim olarak Selim e Selim den 13 ve Ölüm tadış müşahadesi ile salim bir şekilde Selâm yurdundaki” evimize dönmüş olduk. Hamd olsun…[61]