İçeriğe atla
Enbiyâ 35Cüz 17 · Sayfa 324

Enbiyâ Sûresi 35. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Kullu nefsin żâ-ikatu-lmevt(i)(k) veneblûkum bi-şşerri velḣayri fitne(ten)(s) ve-ileynâ turce'ûn(e)

Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.

Enbiyâ Sûresi

“Kullu nefsin zâ-ikatu-lmevt(i) veneblûkum bi-şşerri velhayri fitne(ten) ve-ileynâ turce’ûn(e)” Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. (21/35)


Bu Âyetin başı her varlığın sonunu ifade etmektedir, nasıl ki her varlığın dünyada bir doğumu vardır işte bu doğumun son aşaması burada anlatılıyor.

Bu âlemde gördüğümüz her ne varsa bunların hepsi birer nefs, fakat insanın üzerinde var olan İlâhî nefstir. Burada bahsedilen tadma hakikati itibarıyla varlığa işaret etmektedir ve tad ifadesi her varlığa göre değişmektedir, her nefs kendi aslı itibarıyla nasıl bir hayat sürmüş ise ölürken onun tadını tadacaktır. T.B.

Târık Sûresinde bu konu hakkında yazılan tefekkür’ün bir bölümünü buraya almak faydalı olacaktır.

“Tad-ı sırındaydı”. “Her nefis ölümü tadacaktır.”[58] Bu dünyanın gerçek tadı ölmeden ölmekmiş meğer. Çözüme ulaşmak buradaymış… Ç harfini ayırırsak geriye Özüm yani Özü ve (م) “Mim” kalır… (م) “Mim” harfi Hakikat-i Muhammediye yi remz etmektedir… Öz-ü ise sözlükte; Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç (bâtın) , nefis, derûn, varoluş karşıtı, zübde, zât tır.[59] Geriye kalan Ç harfi “C” harfinin sert okunuşudur. Arap alfabesinde yoktur ve pers alfabesinin[60] 7. harfidir sonradan osmanlıca alfabesine eklenen (چ) Çim harfi, Cim harfinin 3 nokta ile yazılımıdır. Yani Türkçe Ç harfinde altta bulunan uzantısı 3 noktadan meydana gelmiştir. (چ) Arapça bilindiği sağdan sola yazıldığından akl-ı küllden, nefsi külle doğru yazılıştır. Latin harfleri ise soldan sağa, nefs-i külle doğru yazılmıştır. Yani nefsi emmare ile sol tarafından bu A-rabça harfe bakıldığı zaman harfin karın bölgesindeki noktalar görülmez ve görülen-görülemeyen (ح) “Ha” Hakk’tır. Ama kişi kendi hayali varlığını, var olarak kabul ettiğinden ve beşeri benliği ile baktığından kendi benlik noktası “Ha” üzerine yansır ve (خ) “Hı” yani “Halk” olarak ben, sen, o ve çoğulları ile kesret olarak görülür. Buna Cem’den önceki fark derler. Yani Mevlâna hazretlerinin körlerin fili tarifi etmesindeki gibi bu fark âlemindekiler kördürler ve neresinden dokunuyorsa fili yani Hakk’ın vücudunu-varlığını algıladığı gibi hayalindeki kurgulaması ile anlatır.

Meğer şiirinde, Düşündün mü? Hiç kardeşim aslında Türkçe yazım kuralında Kardeşim hiç düşündün mü? Şeklindedir. Özne başta, ortada zarf, fiil sondadır. Şiirde kafiye uyumu için yazılmış olarak düşünülse de Düşündün mü? Diyerek ”hiç kardeşim” e atıf vardır. Ve şiirin son kıtasında “Hakk’tan ayırma Hiç Özü” ile de “Özü”nde Hakk ile Hiç’e ulaşılması ifade edilmektedir.

 Hz. Mevlânâ der ki; Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol… Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı, nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiç’lik bilincidir…

Hiç, “durum, hal zarfı” olarak kullanılmıştır. Hiç kelimesi sözlükte; yok olan varlığın karşıtı olan bir kelimedir. Hiç kelimesi olumsuz bir kelime olup fiile olumsuz bir anlam veya yokluk ifadesi katan bir özellik bulunmaktadır. Sözlükteki yok olan “Hiç” kelimesini en yakın karşılığı gibi görünse “yok” diye bir şey yoktur. İzafi yani isimlenmiştir. Eğer böyle bir saha olsa Allah ve yokluk olmak üzere ayrı ayrı sahalar olur ve ikiliktir. “Hiç” kişinin kendi varlığını hayali ve vehimi olduğunu anlayıp seyr-i sülük ile nefsi-izafi vücudundan ifna olan ve sırası ile Şeyh, Resül ve Hak’k ta fani olandır. (هيچ) Hiç yazılışta “He” “Ye” “Çim” harflerinden oluşmaktadır. Sayısal değeri 5+10+3=18 dir.

(18) 18 bin âlemdir.

(هيچ) Hiç yazılışında 5 nokta bulunmaktadır. 5 Hazret mertebelerinin ifadesidir.

(ه) “He” harfi tek başına içi boş olsa da kelime içinde ortadan geçen hat ile ikiye ayrılmıştır. Sol tarafı beşeri hüviyet, sağ tarafı ise ilahi hüviyettir.

(ى) Ye; Yakîndir birinci nokta beşeri yakınlık ve ikinci noktası ise ilahi yakınlıktır (İlm’el Yakîn, Ayn’el Yakîn, Hakk’el Yakîn dir.).

(چ) Çim içinde (ج) Cim’ide barındırır. Celal ve Cemal dir. 3 nokta ise nefsi benlik, İzafi benlik, İlâhi benliktir. Sayısal değeri 3 tür.

Bizim bu yolda amacımız benlik değil yokluk diyenler de olabilir. Ama benlik mertebelerinden geçilmeden yokluğun aslı (هِچ) “Hiç”liğe ulaşmak mümkün değildir…

İkindi namazına Eski Camii de cemaate son rekâta yetiştim. Namazı tamamladığımda cenaze olduğu için duaya geçilmeden müezzin كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ {العنكبوت/57} “Küllü nefsin zâikatu-lmevtü sümme ileynâ turce’ûn”… “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 57) âyetini okuyordu. Bir hanım efendinin cenaze namazı eda ediliyordu. Selimiye Camiinin karşı tarafına oturduğumuzda 13-13 ilham kuşu havalandı. Ve Selimiye Camiinden aşağı inen karşıdan geçen ve Selimiye parkında duran Mehter Takımına dikkatimi çekti. İstanbul’un (1453) (13) “Fethi” Edirne’den başladı diyordu. Bu yıl (571) inci yıldönümü (13) imiş. Efendimizin doğum yılı ve Fethi şahsında nice fetihlere, mevalidlere nasip olur. İnşeallah… Ayette geçen; “Her nefis ölümü tadacaktır.” Fenafillah mertebesine işarettir. “Sonra bize döndüreleceksiniz”. (نا) “Na” Bize ifadesiyle Zât-i dir. Bekabillah mertebesine işarettir. Âyet sayısal değeri (29+57= 86) (8+6=14) (14) Nûr-u Muhammediyyedir. Her mertebeyi kapsadığı anlaşılmaktadır. Yolda (tarik) ilham kuşu Nûr-u ilâhi güzergahında bu sefer “54” ile biten sarı taksinin karıştığı kazada; Akl-ı küll dikkat et diyor. “54” hayali-İzafi “Kamer” im diyerek (sarı) geçici olanların hali budur. Nefsi küll de “İlm-i Ledün” zannedilen hayali yansımalara ve bunun inkisarına dikkat etmek lazımdır. Diye haber vermekteydi. Kazayı da geçerek “Selâm dan Salim olarak Selim e Selim den 13 ve Ölüm tadış müşahadesi ile salim bir şekilde Selâm yurdundaki” evimize dönmüş olduk. Hamd olsun…[61]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)