İçeriğe atla
Enbiyâ 34Cüz 17 · Sayfa 324

Enbiyâ Sûresi 34. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Vemâ ce'alnâ libeşerin min kablike-lḣuld(e)(s) efe-in mitte fehumu-lḣâlidûn(e)

Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?

Enbiyâ Sûresi

“Vemâ ce’alnâ libeşerin min kablike-lhuld(e) efe-in mitte fehumu-lhâlidûn(e)” Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar? (21/34)


“Vemâ ce’alnâ” Biz ce’al etmedik. Yani kılmadık. Âyetin bu bölümü “na” biz ifadesi ile zâti bölümüdür. Senden önce de hiçbir beşeri ölümsüz kılmadık…

Peki bu beşer nasıl ce’al edilmiştir…

إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا

(inni halikun beşeran)

“Muhakkak ki, ben bir beşer halk edeceğim.” Bakara Sûresi: Âyet (2/30)da aynı hadise değişik yönden ifade edilmektedir. Kısaca bunları idrâk etmeye çalışalım.

إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً

(İnnî câilün fil ardı halifeten)

“Muhakkak ki ben yeryüzünde bir halife ceal edeceğim.” (halk edeceğim) Hicr Sûresi’nde, Âdem’in beşer sûretiyle halkiyyeti, Bakara Sûresi’nde ise Halife vasfıyla ceal’iyyeti > kılınmaklığı, ifade edilmektedir. (Ceal) ile (halâk) arasında oldukça büyük fark vardır. Her ne kadar zâhiren genel kullanışta her ikisi için de (yaratma) sözcüğü kolayca karşılık olarak ifade ediliyor ise de aslında (ceal) “kılma > dileme” (halâk) “halk etme, meydana gelme, zuhur, tecelli”dir.

Bakara Sûresi (2/30) Âyeti’nde bahsedilen (ceâl) ile ifade edilen Âdem oluşumu bâtın âleminde ilmi ve rûhi mânâda oluşan program yönüdür, diyebiliriz.

Hicr Sûresi (15/28) ve Sad Sûresi (38/81) Âyetleri’nde ise (halâk) bu halife programının faaliyet sahasında tatbikata başlamasıdır diyebiliriz.

Beşer, insânın görüntüye gelip bu âlemde yaşayabilmesini sağlayacak kesif yönü, (salsal) kara çamur balçık’tan meydana getirilen vücud heykelidir. Tabiat ve nefsaniyyet’ini ifade etmektedir. Bu mevzuya daha sonra devam edeceğiz.

Beşer, ebced hesabıyla şu neticeyi vermektedir:

بَشَرٌ ”Beşer”

(ر) (rı) (200) (ش) (şın) (300) (ب) (be) (2) Toplarsak: (200+300+2=502) (5+2=7) Görüldüğü gibi netice (7)dir. Ve insândaki yedi Nefs mertebesini ifade etmektedir.

“Halife” ebced hesabı toplamları neticesinde (5) sayı değerindedir ve Hazarât-ı Hamse beş hazret mertebesini ifade etmektedir.

“Beşer” lügat mânâsı itibariyle: “müjde” demektir.

“Beşâret” lügat mânâsı itibariyle: “güzellik ve müjde” demektir, ebced hesabı toplamları neticesi (12) sayı değerindedir.

Görüldüğü gibi (beşer ve halife) “insân”ın iki lâkabını (beşâret) kelimesi bünyesinde toplamaktadır ki; bu da (12) sayı değerindedir.

“Beşer” toprak ve venefahtü’nün birleşimidir.

Zat-ı Mutlak; zât-î tecellisini zuhura getirmeyi diledi.

لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

95) tin sûresi (Lekad halâknal insâne fi ahsen-i takviym)

(95/4) “Muhakkak ki: Biz insânı en güzel bir biçimde yarattık.” (halk ettik) hükmü ile zuhura getirdi bu güzelliği kelâmıyla Kûr’ân-ı Keriym’in muhtelif yerlerinde müjdeledi.

İnsân; zat-ı Hakk’ın, kendi zatının, zat mertebesinden bu güzelliğinin zuhurunu müjdelediği, zat-i aynasıdır. Bir Hadîs’te belirtildiği gibi (Allah’u cemiylün yuhubbul cemâl) “Allah güzeldir, güzeli sever.” diye belirtilen güzel, genel anlamda, bütün varlık mertebeleri, özelde ise insân’dır.

فَإِذَا سويته ونَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ

(15) Hıcr sûresi.

سَاجِدِينَ

(Feiza sevveytühü venefahtü fihi min rûhi fekaulehu sacidiyn) Meâlen: (15/29) “Artık ben ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz hemen onun için secde ediciler olarak yere kapanın.” Bu Ayet-i Keriyme de zati’dir; Cenâb-ı Hakk bu faaliyeti özel olarak zatı itibariyle işlediğini ifade etmektedir. (Daha evvelce de belirttiğimiz gibi.) Özetle; zat-ı Mutlak, bâtından zuhura çıkmak için, A’mâ’iyyet’ten ilk tecellisiyle Ahadiyyet’e, oradan Vahidiyyet’e, oradan Ulûhiyyet’e ve nihayet Rahmâniyyet ile Nefes-i Rahmâniye’sini bütün âlemlere nefy etti (üfledi) ve bu Nefes-i Rahmâniye ile bütün âlemler ve tabiat meydana geldi.

İnsân için ne müthiş bir iltifattır ki; Âlemlere üflenen “rûh” Nefes-i Rahmânî, mertebe-i Rahmâniyyet’ten üflenmiş iken, İnsân için belirtilen “beşer” isimli tesviyeden sonra, içine bizzat, Cenâb-ı Hakk’ın (vene fahtü fihi min rûhi) “Ben ona rûhumdan üfledim.” ifadesi ne mithiş bir olgudur ve beşer ismiyle müjdelenen bu ne güzelliktir.[57]

Beşer sayısal değeri (12) ile Hakikat-i Muhammedi programıdır.

“mitte” “Sen ölürsen” sayısal değeri “Mim: 40” “Te: 400” “Te: 400” dür. Toplarsak 40+400+400= 840 tır… 8+4= 12 dir. (12) Hakikat-i Muhammediyeydi. 84 ayrıca arapça “IYD” bayram sayısal değeridir.

İşte sen ölmeden önce Hakikat-i Muahmmedi programı gereği ölürsen bu senşn “IYD” bayramındır. “Beşer” olmanın Âdem’in yeryüzünde grünmesinin kıyamet âlametidir. Senin de beden arzı ile görünmen kıyametinin almeridir. Hz. Mevlânâ nın dediği ölüm gecesi “şeb-u arus” düğün gecesidir.

Sen ihtiyari ölüm ile ölürsün, onlarda ıztirari ölüm ile ölümü tadacaklardır.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)