Bel te/tîhim baġteten fetebhetuhum felâ yestatî'ûne raddehâ velâ hum yunzarûn(e)
Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.
Doğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir.
Enbiyâ Suresi 40. ayet, kıyametin veya azabın ansızın gelişini ve insanların bu durum karşısındaki çaresizliğini vurgular. Ayet, beklenmedik bir olayın şok edici etkisini ve ondan kaçışın imkansızlığını dilbilimsel olarak güçlü ifadelerle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'إتيان' (ityân) kelimesinin bir şeyin kolaylıkla ve yumuşaklıkla gelmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'تَأْتِيهِم' ifadesi, azabın veya kıyametin beklenmedik bir şekilde, sanki kendiliğinden ve kolayca onlara ulaşacağını vurgular, bu da olayın kaçınılmazlığını pekiştirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'gelmek' fiilinin Kur'an'da bazen bir olayın vuku bulması, gerçekleşmesi anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'تَأْتِيهِم' de, azabın veya kıyametin kesinlikle gerçekleşeceğini, onlara ulaşacağını mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'بغته' (bağte) kelimesinin 'fec'e' (ansızın) ile eş anlamlı olduğunu ve bir şeyin hiç beklenmedik bir anda, hazırlıksız yakalayacak şekilde gelmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, azabın veya kıyametin insanları gafil avlayacağını, onlara hiçbir hazırlık fırsatı tanımayacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'بغته' kelimesinin 'bir şeyin aniden ve beklenmedik bir şekilde gelmesi' olduğunu ve bu durumun genellikle hoş olmayan bir sürprizle ilişkilendirildiğini açıklar. Ayetteki 'بَغْتَةً' ifadesi, azabın veya kıyametin şok edici ve dehşet verici etkisini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'bağte' kelimesinin genellikle kıyamet saati veya ilahi azabın gelişi gibi, insanın kontrolü dışındaki ve beklenmedik olayları tanımlamak için kullanıldığını belirtir. Bu, ayetteki 'بَغْتَةً' kelimesinin, olayın ilahi takdirin bir parçası olarak ansızın vuku bulacağını ve insan iradesinin ötesinde olduğunu vurguladığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'بهت' (beht) kelimesinin 'şaşkınlık, hayret ve dehşet içinde kalmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَتَبْهَتُهُمْ' ifadesi, ansızın gelen azabın insanları öyle bir şaşkınlığa ve dehşete düşüreceğini ki, ne yapacaklarını bilemez hale geleceklerini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'بهت' kelimesinin 'bir şeyin aniden ve beklenmedik bir şekilde gelmesiyle kişinin aklının karışması, şaşkınlığa uğraması' olduğunu açıklar. Ayetteki 'فَتَبْهَتُهُمْ' ifadesi, azabın şok edici etkisiyle insanların adeta donup kalacaklarını, tepki veremeyeceklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'بهت' fiilinin, bir kişinin beklenmedik bir durum karşısında dili tutulmuş, şaşkın ve çaresiz kalması halini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, azabın şiddeti ve ansızın gelişiyle insanların tam bir acizlik ve şaşkınlık içine düşeceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'طوع' (tav') kökünden türeyen 'استطاعة' (istita'a) kelimesinin, bir işi yapmaya gücü yetmek, muktedir olmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'فَلَا يَسْتَطِيعُونَ' ifadesi, insanların gelen azabı geri çevirme veya ondan kaçma konusunda hiçbir güce sahip olamayacaklarını kesin bir dille ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'استطاعة' kelimesinin, bir fiili gerçekleştirmek için gerekli olan tüm imkanlara ve güce sahip olmayı ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki olumsuz kullanımı, insanların azabı defetmek için hiçbir imkana veya güce sahip olamayacaklarını, tam bir acizlik içinde kalacaklarını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ردّ' (redd) kelimesinin 'geri çevirmek, engellemek, defetmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'رَدَّهَا' ifadesi, gelen azabın veya kıyametin hiçbir şekilde geri çevrilemeyeceğini, engellenemeyeceğini, kaçınılmaz olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ردّ' kelimesinin bir şeyi geldiği yerden geri çevirmek, geri göndermek manasına geldiğini açıklar. Bu ayetteki kullanımı, insanların azabın gelişini durdurma veya onu kendilerinden uzaklaştırma konusunda tamamen aciz kalacaklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'نظر' (nazar) kökünden türeyen 'إنظار' (inzâr) kelimesinin 'mühlet vermek, ertelemek, bekletmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ' ifadesi, azabın veya kıyametin gelişi için onlara hiçbir ek süre veya erteleme tanınmayacağını, vaktinin geldiğinde derhal vuku bulacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yünzarûn' kelimesinin 'onlara mühlet verilmez, bekletilmezler' anlamında kullanıldığını ve bu ifadenin, ilahi azabın veya kıyametin gelişi konusunda hiçbir taviz veya gecikme olmayacağını mecazi olarak ifade ettiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzâr' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi uyarıların ardından gelen ve kaçınılmaz olan cezayı erteleme imkanının kalmadığını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'يُنظَرُونَ' ifadesi, artık uyarıların sona erdiğini ve cezanın ertelenemez bir şekilde geldiğini gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“Bel te/tîhim bagteten fetebhetuhum felâ yestatî’ûne raddehâ velâ hum yunzarûn(e)” Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak. (21/40)