Elleżîne yaḣşevne rabbehum bilġaybi vehum mine-ssâ'ati muşfikûn(e)
Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler.
Enbiyâ Suresi'nin 49. ayeti, müminlerin Allah'a karşı duydukları derin saygı ve ahiret bilincini vurgular. Ayet, 'gayb'a iman ve 'kıyamet saati'nin dehşeti karşısındaki 'korku' ve 'titreme' hallerini dilbilimsel ve semantik açıdan ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haşyet'i, bir şeyin yüceliğinden ve azametinden kaynaklanan korku olarak tanımlar. Bu ayetteki 'yahşevne' kelimesi, müminlerin Rablerinin azametini idrak etmelerinden doğan, bilgiye dayalı bir saygı ve korkuyu ifade eder. Bu, cehaletten kaynaklanan bir korku değil, bilginin getirdiği bir huşû halidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'haşyet'in 'havf'tan daha özel olduğunu belirtir. Haşyet, genellikle yüce ve azametli bir varlıktan duyulan korku olup, ilimle birlikte bulunur. Ayetteki 'yahşevne' ifadesi, Allah'ın gaybda olmasına rağmen O'nun azametini bilenlerin duyduğu derin saygı ve korkuyu anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'haşyet' kavramının, Allah'ın mutlak kudreti ve yüceliği karşısında insanın duyduğu derin bir saygı ve huşu olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'yahşevne' kelimesi, müminlerin Allah'ın görünmez olmasına rağmen O'nun varlığını ve gücünü idrak ederek O'na karşı duydukları içsel bir korkuyu ve saygıyı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen terbiye etmek, bir şeyi kemale erdirmek anlamında olduğunu belirtir. Allah için kullanıldığında, O'nun yaratma, rızık verme, terbiye etme ve yönetme sıfatlarını kapsar. Ayetteki 'Rabbehum' ifadesi, müminlerin kendilerini yaratan, besleyen ve terbiye eden Allah'a karşı duydukları korku ve saygıyı vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Rab' kelimesinin Kur'an'da 'sahip', 'malik' ve 'terbiye edici' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'Rabbehum', müminlerin kendilerine sahip olan, onları terbiye eden ve her işlerini idare eden Allah'tan korkmalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'gayb'ı 'gözden uzak olan, gizli olan' şeklinde açıklar. Ayetteki 'bil-gayb' ifadesi, müminlerin Allah'ı görmedikleri halde O'ndan korktuklarını, yani O'nun varlığına ve azametine gayba iman ederek saygı duyduklarını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb'ın, insan duyularının ve aklının doğrudan idrak edemediği her şey olduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'bil-gayb' ifadesi, müminlerin Allah'ı görmeden, sadece O'nun varlığına ve sıfatlarına iman ederek O'ndan korkmalarını, yani imanın bir gereği olarak gayba teslimiyetlerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'gayb' kavramının Kur'an'da, insan algısının ötesindeki gerçeklikleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'bil-gayb' ifadesi, müminlerin Allah'ı doğrudan deneyimlemeden, ancak vahiy aracılığıyla edindikleri bilgiyle O'na karşı duydukları saygı ve korkuyu, yani imanın temelini oluşturan gayba teslimiyeti anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'işfak' kelimesini, bir şeyin başına gelmesinden veya elden gitmesinden korkmak olarak açıklar. Bu korku, genellikle şefkat ve merhametle karışık bir endişeyi ifade eder. Ayetteki 'müşfikûn' kelimesi, müminlerin kıyamet saatinin dehşetinden ve o günün getireceği sonuçlardan dolayı duydukları derin endişe ve titremeyi anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'işfak'ın, bir şeyin olmasından veya olmamasından dolayı duyulan korku olduğunu ve genellikle bir şefkat veya merhametle birlikte geldiğini belirtir. Ayetteki 'müşfikûn' ifadesi, müminlerin kıyamet saatinin şiddetinden ve o günün akıbetinden dolayı duydukları içsel bir korku ve endişeyi vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'işfak'ın, bir şeyin gerçekleşmesinden duyulan endişe ve korku olduğunu, bu korkunun genellikle bir sevgi ve şefkatle birleştiğini belirtir. Ayetteki 'müşfikûn' kelimesi, müminlerin kıyamet saatinin dehşetinden dolayı duydukları, ancak aynı zamanda Allah'ın rahmetine olan umutlarını da içeren bir titreme ve endişe halini ifade eder.
Enbiyâ Sûresi
“Ellezîne yahşevne rabbehum bilgaybi vehum mine-ssâ’ati muşfikûn(e)” Onlar, gaybleri ile Rablerinden içten içe çekinirler. Onlar kıyamet gününden de sevcen ve şefkatlidirler. (21/49)
Tasavvufun başında salik havf ve reca, daha sonra kabz ve bast ileriki safhada haşyet ve üns yani rabb ten çekinme ve yakınlık hali oluşur.
Burası çok hassas bir yerdir ve genellikle farkında olmadan öylece geçiliyor, “yahşevne rabbehum bilgaybi” dendiği zaman Arapça gramerde “B” harfi “ile” mânâsına geldiğinden anlam “gaybleriyle rablerinden çekinirler” Olmaktadır, yani bir kimse kendi gaybini idrak edemezse âlemdeki gaybi hiç idrak edemez, netice olarak kendi gaybini idrak ettiği zaman, oradan yola çıkarak âlemin, nefsinin ve buradan rabbinin gaybini idrak etmesi mümkün olur, bu nedenle Âyet-i Kerîme’de “yahşevne rabbehum bilgaybi” denmiştir.
Bizdeki bâtın, akıl, zekâ, düşünce v.b. elle tutamadığımız fakat varlığına inandığımız şeyler bizde ki gayb’tır, biz bunu idrak eder faaliyete geçirebilir ve bu bilinçle âleme bakarsak âlemin de bir gaybı olduğunu, bir rûhaniyeti olduğunu, iç varlığı olduğunu idrak ederiz, yani bu âlemin sadece mad-deden ibaret olmadığını bunun bir hakikati, özü, gaybi olduğunu biliriz.
“vehum mine-ssâ’ati muşfikûn” meallerde kıyamet saatinden titrerler çekinirler diye çevrilse de, “müşfik sözlükte Şafağın başladığı yer, sevecen, şefkatli anlamlarını içermektedir.
Şemsi tebrizi hazretleri ben ruhumu çoktan hakka uçurdum, üstümde bir tek beden gömleğim kaldı demektedir. Mevlânâ hazretleri ise ölüm gecesini Şeb-i aruz vuslat gecesi olarak bildirmiştir. Onlar Rableri ile kıyam-et saati kavuşmaktan sevecen yani Rableri onları koruma duygusu ile sevmektedir.