Velekad âteynâ mûsâ vehârûne-lfurkâne vediyâen veżikran lilmuttekîn(e)
Andolsun, biz Musa ile Harun'a, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkan'ı (Tevrat'ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik.
Yemin olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahibleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik.
Enbiyâ Suresi'nin 48. ayeti, Hz. Musa ve Harun'a verilen ilahi lütufları ve bu lütufların işlevlerini vurgulamaktadır. Ayet, 'el-Furkân'ın 'dıyâ'' ve 'zikr' olarak müttakîlere sunulmasını, ilahi rehberliğin temel niteliklerini ve amacını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îta'' kelimesinin 'vermek' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına lütuf ve ihsanını ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette de Allah'ın Musa ve Harun'a Furkan'ı bir lütuf olarak verdiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îta'' fiilinin 'bir şeyi bir başkasına ulaştırmak' manasına geldiğini ve Kur'an'da bu fiilin genellikle ilahi bir bağış ve ihsanı ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Furkan'ın ilahi bir armağan olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'el-Furkân'ın 'hak ile batılı ayıran' anlamına geldiğini ve burada Hz. Musa'ya verilen Tevrat'ı kastettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Tevrat'ın insanlara doğru yolu gösteren bir ölçüt olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-Furkân'ın 'ayırma' fiilinden türediğini ve burada 'ayıran' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Tevrat'ın şeriat hükümleriyle insanlar arasında hüküm veren ve hakikati ortaya koyan bir kitap olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Furkân' kavramının Kur'an'da 'hak ile batılı ayıran ilahi vahiy' anlamında kullanıldığını ve bu ayrımın sadece bilgi düzeyinde kalmayıp aynı zamanda ahlaki bir ayrımı da içerdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Tevrat'ın müttakîler için bir rehber ve ölçüt olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dıyâ'' kelimesinin 'kendi kendine ışık veren' anlamına geldiğini ve 'nûr'dan daha şiddetli bir ışığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Furkan'ın müttakîler için kendi başına bir aydınlık kaynağı olduğunu ve onlara doğru yolu gösterdiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'dıyâ'' kelimesinin 'aydınlatıcı' ve 'açıklayıcı' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Furkan'ın müttakîler için hem maddi hem de manevi karanlıkları aydınlatan bir rehber olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'zikr' kelimesinin 'öğüt' ve 'hatırlatma' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, Furkan'ın müttakîlere Allah'ın emirlerini ve yasaklarını hatırlatan, onları gafletten uyandıran bir öğüt olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zikr' kelimesinin 'şeref' ve 'anma' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, Furkan'ın müttakîler için hem bir öğüt hem de onlara şeref kazandıran, Allah katında anılmalarını sağlayan bir değer olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zikr' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, 'hatırlatma, öğüt, şeref, anma' gibi manaları içerdiğini belirtir. Bu ayetteki 'zikr'in, Furkan'ın müttakîler için hem bir uyarıcı hem de onlara manevi bir yücelik kazandıran bir kaynak olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'takva' kelimesinin 'nefsi korkulan şeyden korumak' anlamına geldiğini ve 'müttakî'nin de bu korunmayı sağlayan kişi olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, Furkan'ın faydalarının ancak Allah'tan sakınan, emirlerine uyan ve yasaklarından kaçınan kimselere ulaşacağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva' kavramının Kur'an'da 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, O'nun azabından korunmak' anlamında kullanıldığını ifade eder. 'Müttakîler' ise bu bilince sahip olan ve ilahi rehberlikten en iyi şekilde istifade eden kişilerdir. Ayetteki kullanımı, Furkan'ın asıl muhataplarının takva sahibi kimseler olduğunu gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“Velekad âteynâ mûsâ vehârûne-lfurkâne vediyâen vezikran lilmuttekîn(e)” Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik. (21/48)
Furkan’ı verdik, umulur ki siz bunlara bakmak sûretiyle yolunuzu bulursunuz yani hidâyete erersiniz yani bunların içinde olan Hâdî ismini alıp o yoldan gidersiniz, Burada şunu bilmek lâzım ki, tarikat mertebesinde olan bir kişiye de kitap gelebiliyor, kitaptan kasıt ilhamlar yani tarikat mertebesi, Mûseviyyet mertebesi itibarıyla gelen ilhamlar
Ve Furkan’ı verdik, buradaki Furkan’dan kasıt Mûseviyyet mertebesine kadar gelen bilgileri birbirinden ayırmak ve farklı hallerde tatbik etmek demek, Âdemiyyet, Nûhiyyet, İdrisiyyet, daha sonra İbrâhîmiyyet bilgisi yani tevhidi ef’âl ve Mûseviyyet bilgisi olan tevhidi esmâ bilgisi. Bunların da farklılıklarını verdik, yani sana kadar her mertebenin bilgisini ayrı ayrı verdik hem mücmel olarak Tevrat’ta verdik, hem de bu mertebelerin hakikatlerini ayrı ayrı izah ederek verdik demektir, Bizdeki Furkan’da Mûseviyyetten sonra İseviyyet ve Muhammediyyet mertebelerini de sana ayrı ayrı anlattık demek, bizdeki Furkan yani Kûr’ân’ın Furkan’ı, mertebeleri ayıran demektir, eğer öyle bir şey olmasa herşey birbirine karışır, hangi mertebede hangi ilim geçerli olur bilinmez yani hangi hastalığa hangi ilaç verilecek bilinmez, işte Furkan bu meseleyi yerlerinde kullanmaktır.
Umulurki bu toplu olarak verilen kitap ve içerisinde ayrı ayrı mertebeleri olan kitapta yerinizi bulursunuz da tarikat mertebesi itibarıyla HidÂyete erersiniz. T.B.