Fece'alehum cużâżen illâ kebîran lehum le'allehum ileyhi yerci'ûn(e)
Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.
Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı.
Enbiyâ Suresi'nin 58. ayeti, Hz. İbrahim'in putları kırma eylemini ve bu eylemin ardındaki teolojik amacı dilbilimsel bir derinlikle sunar. Ayet, 'paramparça etme' ve 'geri dönme' gibi kavramlar üzerinden putperestliğin anlamsızlığını ve tevhid inancına daveti vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cüzâz' kelimesini 'kırılmış, parçalanmış' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, Hz. İbrahim'in putları küçük parçalara ayırarak onların ilahlık iddialarını fiilen çürütmesini anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cüzâz' kelimesinin 'bir şeyi kırmak, parçalamak' anlamındaki 'cezz' kökünden türediğini belirtir. Ayetteki kullanımı, putların tamamen işlevsiz hale getirildiğini ve tapınılmaya layık olmadıklarını göstermektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cüzâz' kelimesini 'kırık dökük, ufalanmış' olarak yorumlar. Ayetteki 'feca'alehum cüzâzen' ifadesi, putların acizliğini ve bir şeye güç yetiremediklerini mecazi olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kebîr' kelimesinin 'büyüklük, yücelik' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, putperestlerin gözünde en önemli ve saygın olan putu işaret eder, bu da Hz. İbrahim'in sorgulama stratejisinin bir parçasıdır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kebîr' kelimesinin hem maddi hem de manevi büyüklüğü ifade edebileceğini açıklar. Ayetteki 'kebîran lehum' ifadesi, putperestlerin kendi inanç sistemlerindeki hiyerarşide en üstte gördükleri putu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yercî'ûn' kelimesini 'geri dönmek, başvurmak' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, putperestlerin putların en büyüğüne dönerek, ondan bilgi veya açıklama beklemelerini, böylece putların acizliğini idrak etmelerini amaçlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesinin 'bir halden başka bir hale dönmek' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'le'allehum ileyhi yercî'ûn' ifadesi, putperestlerin putların en büyüğüne başvurarak, putların acizliğini görmeleri ve böylece hakikate, yani tevhide dönmeleri umudunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rücû'' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a dönüş, hakikate yöneliş anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, putperestlerin önce putlara başvurup onların acizliğini görmeleri, ardından da tevhid inancına dönmeleri için bir zemin hazırlanmasını ifade eder.
Enbiyâ Sûresi
“Fece’alehum cuzâzen illâ kebîran lehum le’allehum ileyhi yerci’ûn(e)” Artık onları parça, parça etti, ancak onların bir büyüğünü değil, belki kendisine müracaat ederler diye. (21/58)
Bu hadise, (Konyalı Mehmed Vehbi) efendinin “büyük Kûr’ân tefsiri hülâsat’ül beyan” adlı eserinde cild 9 sahife 3443 te şöyle kayıtlıdır.
İş bu vakıa şöyle cereyan etmiştir; Bayram günü Hz. İbrâhîm’in pederi, “bizim bayram yerine gitsen beğenirsin beraber gidelim” demişse de Hz. İbrâhîm (a.s.) puthaneyi alt üst etmek için fırsata uygun olup bayram gününden daha ziyade bir fırsat olmadığından bu fırsatı kaçırmamak için pederine hasta olduğunu beyan ederek gitmedi. Ahâli âdetleri vechile puthane ve kasabayı terkederek bayram yerine gittiler.
Fakat âdetleri herkes bayram yerine gitmeden evvel putların önlerine nefis yemekler korlar ve bayram yerinden doğru puthaneye gelir, putlara secde eder ve kemâl-i ta’zimle o yemekleri yerlerdi. İşte onlar bayram yerine gidince Hz. İbrâhîm elinde balta ile puthaneye girer büyük puttan maadasını kırar ve puthaneyi demirci dükkânına döndürür, baltayı da büyük putun boynuna takarak bırakıp gider. Putlar kendi nefislerini muhafazaya muktedir olamayınca ibadet edenlere bir menfeat temin etmekten âciz olduklarını ahaliye bildirmekle ikaz etmek ister. Hepsinden ziyade ta’zim ettikleri büyük putu kırmamaktan maksadı; Ahalinin dikkatini çekmekti. Çünkü “bunları kim kırdı?” dedikleri zaman “balta kimin boynunda ise o kırmıştır.” Deyince onlar. “Büyük put bunları kıramaz” dedikleri zaman:
“Bunları kırmaktan âciz olan bir şeye ne için ibâdet edersiniz?” demekle anlaşılması kolay olsun halis niyyet-ine binaen büyük putu kırmadan bıraktı. Bayram yerinden döndüklerinde İbrâhîm (a.s.) ın düşündüğü üzere hadise cereyan etmiştir.
* * *
Görüldüğü gibi burada, Nûh (a.s.) zamanında olan putlara verilen isimler gibi bu putlara çokluğundan dolayı isimler verilmemiştir. Seyrü sülûk’ta bu hadise oldukça mühim bir yer işgâl etmektedir. İbrâhîm (a.s.) ın geçlik yıllarında yaşadığı bu hadise de çok ibretler vardır. Oyıllarında “Tevhîd-i Ef’âl” anlayışını pekiştirmeğe çalışan İbrâhîm (a.s.) için bütün varlıkta ne varsa bunların hepsini gönlünden çıkarması gerekiyordu, işte bu yüzden gördüğü ve hissettiği her şey ona zâhirleri itibari ile perde olabilirdi. Küçüklüğünde azda olsa bunlara gönlünde bir değer vermişti. Daha sonra bunların hiç bir asılları olmadığını anladığında gönlünde olan o varlıkların hepsini gönül hanesinden parçalayarak çıkarıp attı. Kendisinde oluşan bu kudret gücünün ifadesi olan baltayı en büyük olan (hayâl) putunun boynuna astı.[75]