Kâlû men fe'ale hâżâ bi-âlihetinâ innehu lemine-zzâlimîn(e)
Onlar, "Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir" dediler.
(Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler.
Enbiyâ Suresi'nin 59. ayeti, Hz. İbrahim'in putları kırması üzerine kavminin tepkisini dile getirmektedir. Ayet, kavmin şaşkınlığını, suçluyu arayışını ve bu eylemi 'zulüm' olarak nitelendirmesini dilbilimsel olarak yansıtmaktadır. Özellikle 'ilah', 'fiil' ve 'zalim' kavramları, ayetin temel mesajını oluşturan anahtar unsurlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fiil' (فعل) kelimesini, bir işi veya eylemi gerçekleştirmek olarak tanımlar. Ayetteki 'men fe'ale hâzâ' ifadesi, putlara yapılan bu eylemin failini sorgulamayı ifade eder ve kavmin, putlara zarar verme eylemini kimin gerçekleştirdiğini öğrenme arayışını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fiil' kavramının Kur'an'da genellikle bir eylemin meydana gelmesini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımı, putlara yönelik 'yapılan' bu eylemin, yani putların kırılmasının veya zarar görmesinin failini sorma bağlamındadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fiil' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel bir eylemi değil, aynı zamanda ahlaki bir boyutu da olabileceğini vurgular. Kavmin bu eylemi 'zulüm' olarak nitelendirmesi, 'fiil'in sadece bir eylem değil, aynı zamanda ahlaki bir yargı taşıyan bir eylem olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilâh' (إله) kelimesinin, kendisine ibadet edilen, ta'zim edilen ve hayranlık duyulan varlık anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'âlihetinâ' (tanrılarımız) ifadesi, kavmin taptığı, yücelttiği ve kutsal saydığı putları ifade eder ve bu putlara yapılan eylemin kavim için ne kadar büyük bir saygısızlık olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ilâh' kelimesinin, kulların kendisine yöneldiği, sığındığı ve taptığı varlıkları ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'âlihetinâ' kelimesi, kavmin kendi inanç sistemleri içinde kutsal kabul ettikleri ve kendilerine ait gördükleri putları işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilah' kavramının Kur'an'da 'tapınılan, yüceltilen ve mutlak güç sahibi olduğuna inanılan varlık' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'âlihetinâ' kelimesi, Hz. İbrahim'in kavminin, kendi tanrıları olarak gördükleri putlara yapılan saldırıya verdikleri tepkinin merkezinde yer alır ve onların dini algısını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' (ظلم) kelimesini, bir şeyi ait olmadığı yere koymak, haddi aşmak ve haksızlık etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'le mine'z-zâlimîn' (muhakkak ki o zalimlerdendir) ifadesi, putlara zarar veren kişinin, kavmin inancına göre büyük bir haksızlık ve haddi aşma eylemi gerçekleştirdiğini, dolayısıyla zalim olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'zulüm' kelimesinin, bir şeyi yerinden etmek, hakkı sahibine vermemek ve haksızlık yapmak anlamlarına geldiğini ifade eder. Kavmin bakış açısıyla, putlara yapılan bu eylem, onların kutsallarına karşı işlenmiş bir haksızlık ve dolayısıyla bir zulümdür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zulüm' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, şirkten haksızlığa kadar birçok kötü eylemi kapsadığını belirtir. Bu ayetteki 'zâlimîn' ifadesi, kavmin kendi tanrılarına yapılan bu eylemi, en ağır günahlardan biri olarak gördüğünü ve faili şiddetle kınadığını gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“Kâlû men fe’ale hâzâ bi-âlihetinâ innehu lemine-zzâlimîn(e)” Dediler ki: İlâhlarımıza bunu kim yaptı ise şüphe yok ki, o zalimlerdendir. (21/59)
Hayal putunun ve diğerlerinin çevresinde toplanmış olan halk onların parçalandığını görünce bunu yapan (zâlim) lerden’dir, dediler. Bu sözlerinde kelime olarak isâbet vardı fakat anlam olarak kendi anlayışlarına göre bu işi yapan (zâlim) putlarını kırmak sûretiyle onlara (zulüm) etmiş olmaktaydı. O halde cezalandırılması gerekiyordu.
Ancak cenâb-ı Hakk’ın indinde ise, bu vasıf (zalûman cahulâ) idi. (Ahzab 33/72)
وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً.................
33/72. onu “emâneti” insân yüklendi. şüphe yok ki, o, çok zâlim, çok bilgisiz oldu.
Bu Âyet-i Kerîme de zâtîdir, ifadesi çok geniştir yeri olmadığı için sadece (zâlim) kelimesine bakacağız başka kitap ve sohbetlerimizde bu Âyet-i Kerîmeden bahsetmiştik. Zâhiri mânâda putperestlerin kullandığı şekilde ve anlayışta bir (zâlim) lik olsaydı Cenâb-ı Hakk “emânet”i ni ki! Bu “emânet zât-î tecellî” si dir, onu bu şekilde anlaşılan bir (zâlim) e yükler miydi?
Hakk’ın yüklediği (kâne zalûmen) zâten kendisine ezelden yüklenmiş bir husus idi. Bilindiği gibi (kâne) kelimesi “idi” olarak kullanılır. Bu ise “mazi” geçmişteki bir hâli belirtir. Demek ki, bu hadise de verilen (zâlim-zalûm) lûk, büyük karanlık, “sevâd-ı a’zam” “a’ma’iyyet” in karanlığından çıkan “Nûr” u İlâhiyye’den gelen ilâhî hakikatlerin o mahalde zuhura çıkmasıdır. Diyebiliriz. İşte (zâlim-zulûm) un iki yönü vardır. Biri kaynağını “ezelden-a’maiyyetten” alan, diğeri ise kaynağını “nefs-i emmârenin cehennem-î karanlığından alan (zâlimlik) tir.
İşte Âyet-i Kerîme de, bahsedilen (Minezzâlî-mîne-zâlimlerdendir) ifadesi, İbrâhim (a.s.) tarafından “a’ma’iyyet” hakikatinden gelen ilâhî zulmet- karanlık. Kavm tarafından ise “nefsin” cehennem-î karanlığından gelen (zulüm-zâlimlik) ifadesidir. Evet orada bir hakikat-i keşfetmişler ancak kendi anlayışları ile değerlendirdiklerin den büyük suç unsuru olarak kabul etmişlerdir. مِنْ فِعْلِ (Men feale) kırma işini, “kim işledi” diye sorduklarında, eğer işleyenin İbrâhîm-in varlığında hakk’ın hâdî isminin o fiildeki fâil-i olduğunu bilselerdi, İbrâhîm-i suçlamazlardı. Bunu anlayamadılar, çünkü “müşrik idiler. Müşriklik ise “Esmâ-i İlâhiyye’yi bölmektir.[76]
قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ {الأنبياء/60}
“Kâlû semi’nâ feten yezkuruhum yukâlu lehu ibrâhîm(u)”