İçeriğe atla
Enbiyâ 76Cüz 17 · Sayfa 328

Enbiyâ Sûresi 76. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Venûhan iż nâdâ min kablu festecebnâ lehu fenecceynâhu veehlehu mine-lkerbi al'azîm(i)

(Ey Muhammed!) Nuh'u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.

Enbiyâ Sûresi

(Ey Muhammed!) Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık. (21/76)


(Ve lekad nâdeynâ nûhun fe leni’mel mucibîne)

37/75. “Andolsun Nuh bize nidâ etmişti. Artık biz de duayı ne güzel kabul ederiz.” Bu mertebede de edilen duanın duyulduğu ve uygun olanlara icabet edileceği açık olarak belirtilmektedir. Burada bir şeye dikkat çekmem gerekecek. Mertebe-i Nûhiyyet’te, Nûh (a.s.) mın duasının-sesinin duyulduğu ve uyulduğu belirtilmek tedir ve bu yüzden (neciyyullah)tır.

Mertebe-i Museviyyette ise Allah’ın sesinin Musâ (a.s.) tarafından duyulduğu- bu yüzden kelimullah olduğudur. Yani, biri kuldan Hakk’a, diğeri ise Hakk’tan kula’dır. Dileyen bu hususu ayrıca kendi idrâkinde tefekkür edebilir.

(Venecceynâhu ve ehlehü minelkerbilâzîmi)

37/76. “Ve onu ve ailesini o pek büyük felâketten kurtardık.” Bu Âyet-i Kerîme dahi zâtidir. Yâni bu işi biz yaptık. Ümmetini suda boğduk. Ona ve âilesine de sudan necat verdik. Onları da toprakta boğduk, yâni toprak kabirlerinde boğduk-gizledik. Toprak ise hikmettir. Yâni onlar Nûhiyyet hikmeti üzere oldular. İşte o yüzden onların kıssaları bu günlere kadar geldi ve daha sonra kıyamete kadar da anlatılmaya devam edecektir.[87]

(Velekad erselnâ Nûhan ilâ kavmihi fe lebise fîhim elfe senetin illâ hamsîne âmmen feehazehmüttûfânü vehüm zâlimûne)

29/14. “Andolsun ki, biz Nûh'u kavmine gönderdik, artık aralarında elli yılı hariç, bin sene durdu. Nihayet onlar, zulümlerini sürdürürken kendilerini tufan yakaladı.” Âyet-i Kerîme’den anlaşılan Nûh (a.s.) a “elli” yaşında Peygamberlik gelmiş ve “dokuz yüz elli” sene tebliğ de bulunmuş, oldukça uzun ve yorucu bir süre imiş. Bu kadar uğraşması neticesinde bir ilerleme olmayınca onları tûfan yakalayıverdi.

Hâl böyle olunca, bir sâlik’in seyr-i sülûkunda bu devre de biraz uzun sürmekte, bundan kurtulması için, Nûh’un, yâni İnsân-ı Kâmil’in o mertebe de kendine hazırladığı gemiye, lüksüne bakmadan binmesi gerekecektir. İşte o gemi onu İlâhi ilim deryasında yüzdürecek beşeri ölümden koruyacaktır.

Daha evvelce girdiği Yunus gemisinin karnından suyun dibinden, kurtulmuş, bu sefer de Nûh’un gemisine binerek sudan necat bulmuştur. O gemiyi ancak İnsân-ı Kâmil inşa edebilmektedir.[88]