Venasarnâhu mine-lkavmi-lleżîne keżżebû bi-âyâtinâ innehum kânû kavme sev-in feaġraknâhum ecme'în(e)
Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekun suda boğduk.
Âyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk.
Enbiyâ Suresi 77. ayet, Hz. Nuh'un kavmine karşı ilahi yardımı ve inkarcıların akıbetini anlatmaktadır. Ayet, 'yardım etme', 'yalanlama', 'kötü millet olma' ve 'boğma' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adaleti ve peygamberlerin mücadelesini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nasr (نصر), birine yardım etmek, destek olmak anlamına gelir. Ayetteki 've nasarnâhu' ifadesi, Allah'ın Nuh'a, ayetlerini yalanlayan kavmine karşı zafer ve destek verdiğini, onu düşmanlarına karşı güçlendirdiğini ifade eder. Bu, ilahi bir müdahale ve korumadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nasr, düşmana karşı galip gelmek ve yardım etmek demektir. Burada 'ona yardım ettik' ifadesi, Nuh'u, kavminin eziyetlerinden ve inkarlarından kurtarmak, ona güç vermek ve neticede onları helak etmek suretiyle gerçekleşen ilahi desteği anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kezzebe (كذّب), bir şeyi yalanlamak, doğru olmadığını iddia etmek demektir. Ayetteki 'kezzebû bi-âyâtinâ' ifadesi, Nuh kavminin Allah'ın gönderdiği mucizeleri, delilleri ve Nuh'un peygamberliğini reddettiğini, onları asılsız saydığını belirtir. Bu, imansızlığın ve inkarcılığın temelini oluşturur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kezzabe fiili, Kur'an'da genellikle peygamberlerin getirdiği mesajları ve ilahi ayetleri 'yalanlama' anlamında kullanılır. Bu, sadece bir şeyi doğru kabul etmemek değil, aynı zamanda ona karşı aktif bir muhalefet ve inkâr duruşu sergilemektir. Nuh kavminin 'ayetlerimizi yalanlaması', onların ilahi hakikate karşı direnişini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavm (قوم), bir araya gelmiş insan topluluğu demektir. Sevv (سوء) ise kötülük, çirkinlik, şer anlamına gelir. 'Kavme sevv' ifadesi, Nuh kavminin sadece inkarcı olmakla kalmayıp, aynı zamanda ahlaki olarak da yozlaşmış, kötü fiiller işleyen, şerli bir topluluk olduğunu vurgular. Bu, onların helak edilmelerinin gerekçelerinden biridir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavm, belirli bir amaç veya nitelik etrafında toplanmış insan grubudur. 'Sevv' ise hem maddi hem manevi kötülüğü ifade eder. Ayetteki 'kavme sevv' tabiri, Nuh kavminin sadece inançsızlıkta değil, aynı zamanda davranışlarında ve karakterlerinde de kötü, fesatçı ve isyankar olduğunu, bu nedenle ilahi azabı hak ettiklerini belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İğrâk (إغراق), bir şeyi suya batırmak, boğmak demektir. Ayetteki 'fe-ağraknâhum' ifadesi, Allah'ın Nuh kavmini, inkarları ve kötülükleri sebebiyle tufanla helak ettiğini, onları suda boğarak cezalandırdığını açıkça ifade eder. Bu, ilahi cezanın somut bir tezahürüdür.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Ğ-r-k kökü, Kur'an'da genellikle suda boğulma, batma ve helak olma anlamlarında kullanılır. 'Fe-ağraknâhum' ifadesi, Nuh kavminin ilahi bir müdahale ile, yani tufanla tamamen yok edildiğini, bu cezanın onların inkarları ve kötü amellerinin bir sonucu olduğunu gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“Venasarnâhu mine-lkavmi-llezîne kezzebû bi-âyâtinâ innehum kânû kavme sev-in feagraknâhum ecme’în(e)” Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk. (21/77)
(Mimmâ hâtîatihim uğrikû fe udhilû nâran fe lem yecidü lehüm min dünillâhi ensâran.)
71/25. “Günahlarından dolayı suda boğuldular, sonra ateşe atıldılar. Artık kendileri için Allah'ın ötesinde yardımcılar bulamadılar.”
“Mudil” isminin mazharı olduklarından ki; cehildir bunun hali ise mânen ölümdür. Su ise hayattır, bu hayatın kıymetini anlayamadıkları için, onlar anlayamadıkları şeyde gark olmuşlardır. Yâni hayatın içinde gark olmuşlardır, ancak bu gark oluşun kıymetini bilemedikleri için onlar hakkında gerçekten bir ölüm olmuştur.
Gerçek Hakk yolcusu ise, bu su, ilim-hayat deryasında ilmen gark olduğunda ebedî hayatını kazanmış olur.
Nûh kavmi ise dünya da iken su-ilim deryasında boğuldular, ancak bu deryaya inanmadıkları için bu derya onları nefisleri yönünden boğdu. Bunun neticesinde de, gelecekte ateşe atılacaklardır. Aslında ateş mâsiva denen Hakk’ın gayrı ne varsa hepsini yakar ve kişiyi tertemiz bırakır. Ancak bunlar nefisleriyle hareket ettiklerinden orada ateş onların nefislerini yakarak bu hâli “azb” edecekler, Yâni tadacaklardır.
Bunlara Allah’tan başka “ensâr” yardımcılar yoktur. Yâni “mudil” isminin mutlak taşıyıcıları olan bu kimselere başka bir isim ve onun taşıyıcıları yardımcı olamaz. Sadece “Allah” ve bu ismin taşıyıcısı olan (Kâmil İnsân) yardımcı olabilir denmektedir.[89]