Vedâvûde vesuleymâne iż yahkumâni fî-lharśi iż nefeşet fîhi ġanemu-lkavmi vekunnâ lihukmihim şâhidîn(e)
Davud ile Süleyman'ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik.
Enbiyâ Suresi 78. ayet, Davud ve Süleyman peygamberlerin bir hukukî meseledeki hükmünü ele alarak adalet ve hikmet kavramlarını vurgular. Ayet, özellikle 'hüküm', 'ekin' ve 'yayılma' fiilleri üzerinden olayın mahiyetini ve ilahî şahitliği dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hükm' kelimesinin temel anlamının 'bir şeyi engellemek, mani olmak' olduğunu belirtir. Buradan hareketle, bir yargıcın hükmü, taraflar arasındaki anlaşmazlığı gidererek haksızlığı engellediği için bu kökten türemiştir. Ayetteki 'yahkumân' fiili, Davud ve Süleyman'ın, koyunların ekinlere verdiği zararla ilgili ihtilafı çözmek üzere adil bir karar verme eylemini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hüküm' kelimesinin 'bir şeyi sağlamlaştırmak, muhkem kılmak' anlamını da taşıdığını ifade eder. Yargılamadaki hüküm, bir meseleyi kesinliğe kavuşturup sağlam bir karara bağladığı için bu anlamı içerir. Ayetteki kullanım, iki peygamberin, ihtilaflı bir durumu kesin ve adil bir kararla neticelendirme çabasını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'hükm' kavramının sadece yargılamak değil, aynı zamanda 'hikmet' ve 'adalet' anlamlarını da içerdiğini belirtir. Peygamberlerin hükmü, ilahî hikmet ve adaletle örtüşen bir karar verme eylemidir. Ayetteki 'yahkumân' fiili, Davud ve Süleyman'ın sadece bir yargılama yapmadığını, aynı zamanda ilahî hikmetle donanmış adil bir karar verdiklerini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hars' kelimesinin 'ekmek, toprağı işlemek' anlamlarına geldiğini ve bu kelimenin ekilmiş araziyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-hars', koyunların içine girip zarar verdiği, üzerinde ekin bulunan tarla veya bahçeyi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hars' kelimesinin mecazi olarak 'dünya' veya 'amel' anlamlarında da kullanılabileceğini belirtse de, bu ayetteki bağlamda 'ekin ekilen yer' veya 'ekin'in kendisi' anlamında hakiki kullanımı olduğunu ifade eder. Koyunların zarar verdiği şeyin somut bir ekin alanı olduğu açıktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hars' kelimesinin 'toprağı ekmek ve mahsul elde etmek' eylemini ve bu eylemin sonucunda ortaya çıkan 'ekin'i ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'el-hars', koyunların otlayarak telef ettiği, emek verilmiş ve ürün beklenen ekili alanı temsil eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nefeşe' fiilinin özellikle 'geceleyin hayvanların başıboş bırakılıp ekinlere girmesi ve otlaması' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, gündüz otlatmanın aksine, hayvanların kontrolsüz bir şekilde zarar vermesini ifade eder. Ayetteki 'nefeşet', koyunların ekinlere gece girerek verdiği zararı vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nefeşe' fiilinin 'hayvanın geceleyin otlaması, yayılması' anlamını taşıdığını ve bu durumun genellikle bir zarara yol açtığını ifade eder. Ayetteki 'nefeşet', koyunların ekinlere kontrolsüzce girerek telef etme eylemini açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nefeşe' fiilinin 'hayvanın geceleyin çobansız kalıp otlaması' anlamını vurgular. Bu durum, hayvan sahibinin ihmalini ve dolayısıyla ortaya çıkan zarardan sorumlu olduğunu ima eder. Ayetteki 'nefeşet', bu ihmal sonucunda ekinlere verilen zararı ve bunun doğurduğu hukukî meseleyi işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğanam' kelimesinin 'koyun ve keçi sürüsü' anlamına geldiğini ve bu kelimenin genellikle 'kazanç, ganimet' kökünden türediğini, zira bu hayvanların insanlara fayda sağladığını belirtir. Ayetteki 'ğanamu'l-kavm', halka ait olan ve ekinlere zarar veren koyun sürüsünü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ğanam' kelimesinin hem tekil hem de çoğul olarak kullanılabileceğini ve bu ayette 'koyunlar' anlamında çoğul bir ifade taşıdığını belirtir. Ekinlere zarar veren hayvanların türünü netleştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şehâdet' kelimesinin 'bir şeyi gözle görmek veya kesin bilgiye sahip olmak' anlamına geldiğini belirtir. Allah'ın 'şâhidîn' olması, O'nun Davud ve Süleyman'ın hükmünü, olayın tüm detaylarını ve niyetlerini tam olarak bildiğini ve gördüğünü ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şâhid' kelimesinin 'hazır bulunan, gören ve bilen' anlamlarını içerdiğini açıklar. Ayetteki 'şâhidîn' ifadesi, Allah'ın bu olaya ve verilen hükme bizzat muttali olduğunu, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da 'şehâdet' kavramının sadece tanıklık etmek değil, aynı zamanda 'mutlak bilgiye sahip olmak' ve 'her şeye vakıf olmak' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Allah'ın 'şâhidîn' olması, O'nun peygamberlerin hükmünün doğruluğunu ve adaletini tasdik ettiğini, aynı zamanda olayın tüm boyutlarını bildiğini gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“Vedâvûde vesuleymâne iz yahkumâni fî-lharsi iz nefeşet fîhi ganemu-lkavmi vekunnâ lihukmihim şâhidîn(e)” Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk. (21/78)