Vemâ ce'alnâhum ceseden lâ ye/kulûne-tta'âme vemâ kânû ḣâlidîn(e)
Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz onları yemek yemez birer cesed kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.
Enbiyâ Suresi'nin 8. ayeti, peygamberlerin insanüstü varlıklar olmadığını, aksine insani özelliklere sahip olduklarını vurgular. Ayet, onların yemek yiyen ve ölümlü varlıklar olduklarını belirterek, peygamberlik müessesesinin doğasını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi yaratmak veya bir şeye hükmetmek anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette 'Biz onları kıldık' ifadesi, peygamberlerin yaratılışındaki insani özelliklerin Allah tarafından belirlendiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ceale' fiilinin Kur'an'da 'halk' (yaratmak) veya 'sayyere' (dönüştürmek) anlamlarında kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, peygamberlerin 'ceset' olarak yaratılmasının ve bu cesetlerin belirli özelliklere sahip olmasının Allah'ın takdiri olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cesed' kelimesinin ruhu olmayan, sadece bedenden ibaret olan varlık için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yemek yemez birer ceset kılmadık' ifadesi, peygamberlerin ruhsuz, cansız birer beden olmadıklarını, aksine canlı ve insani ihtiyaçları olan varlıklar olduklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cesed' kelimesinin 'cisim'den daha özel olduğunu ve genellikle ruhsuz bedeni ifade ettiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, peygamberlerin sadece maddi bir varlık olarak değil, aynı zamanda canlı ve biyolojik ihtiyaçları olan insanlar olarak yaratıldıkları gerçeğini pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'cesed' kavramının genellikle ruhaniyetten yoksun, sadece fiziksel varlığı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki olumsuzlama ('yemek yemez birer ceset kılmadık'), peygamberlerin sıradan insanlardan farklı, ruhsuz veya bedensel ihtiyaçlardan münezzeh varlıklar olmadıklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ekl' kelimesinin temel anlamının gıda tüketmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'yemek yemezlerdi' ifadesi, peygamberlerin diğer insanlar gibi beslenmeye ihtiyaç duyan, biyolojik varlıklar olduklarını açıkça ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ekl' fiilinin sadece fiziksel yemeği değil, aynı zamanda mecazi olarak bir şeyi tüketmeyi veya faydalanmayı da ifade edebileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki bağlamda, peygamberlerin insani ihtiyaçları olan, somut olarak yemek yiyen varlıklar oldukları vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd' kelimesinin bir şeyin uzun süre kalması veya ebediyen var olması anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'ölümsüz de değillerdi' ifadesi, peygamberlerin de diğer insanlar gibi ölümlü olduğunu, ebedi bir hayata sahip olmadıklarını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hulûd' kavramının bir şeyin varlığının kesintiye uğramadan devam etmesi olduğunu belirtir. Bu ayetteki olumsuzlama, peygamberlerin ilahi bir ölümsüzlüğe sahip olmadıklarını, aksine fani olduklarını ve bu dünyanın kurallarına tabi olduklarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hulûd' kelimesinin Kur'an'da genellikle ahiret hayatının ebediyetini ifade etmekle birlikte, bu ayette peygamberlerin dünya hayatındaki ölümlülüğünü vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Peygamberlerin de diğer insanlar gibi ölüme tabi olduğu gerçeği, onların insanüstü varlıklar olmadığına delil olarak sunulur.
Enbiyâ Sûresi
“Vemâ ce’alnâhum ceseden lâ ye/kulûne-tta’âme vemâ kânû hâlidîn(e)” Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi. (21/8)
Efendimiz (s.a.v) Fussulet suresinde;
(41/6) – (Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhıdun festekîmû ileyhi vestağfirûhu, ve veylun lilmuşrikîne.
(41/6) – De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay hâline!"
Kul innemâ ene beşerun mislukum, Ey habibim onlara de ki, Ben de sizin gibi bir yönü ile beşer isminin ifade ettiği ma’ nâ, davranışlar ve yaşantısı ile sizin benzeriniz gibiyim.
yûhâ ileyye, Ancak bana hakikat-i İlâhiyye ve sıfat-ı rahmaniye den İlâhi bilgiler vahyediliyor, Sizler beşeriy-yet “hicap/perdeleri ile perdelendiğiniz için, bu sahaya geçemediğinizden beni de kendileriniz gibi kıyas ederek öyle değerlendirdiğinizden, sure-i şerifin başında olan (Ha-Mim) Hakk olan Muhammed-i ve ondan vahy akta-ran beşer yönümle beni anlamıyorsunuz.
ennemâ ilâhukum ilâhun vâhıdun, bana bu hakikatleri bildiren mutlaka sizinde örttüğünüz İlâhınız-dır, sizlere ona ulaşmanın yollarına sülûku haber veriyo-rum o sizin zannettiğiniz gibi, çok değil, Vahid/birdir.
festekîmû ileyhi, istikametinizi vahid/bir olan İlâhınıza döndürün, bunun içinde beşeriyetnizle benim beşeriyetime uyun, hakikatinizle de benim hakikatime uymaya çalışın ki, sırat-ı müstakîm/doğru yol üzere olasınız, bunun içinde, vestağfirûhu, gaflet, benlik, perdeler ve sadece beşeriyetiniz ile yaşamaktan ona istiğfar edip tevbe edin.
ve veylun lilmuşrikîne. Bunları yapmayıpta nefsi beşeriyetlerinde kalıp kendilerini bir varlık zannederek şirk koşanlara yazıklar olsun.[18]
Hz. Ömer'in kılıcını sıyırıp "Kim O öldü derse kafasını uçururum" dediği anda ortaya çıkan bilin ki Muhammed (s.a.v.) vefat etmiştir. Allah'a iman edip ibadet edenler ise bilirler ki; Allah Hayy'dır. La yemuttur. Ölümsüzdür." sözleri ile insanları yatıştıran Hz. Ebubekir'dir.
“Küllü nefsin zaikat’ül mevt” her nefis ölümü tadıcak hükmü ile peygamberler idraken ölümü tatmış olsalarda, zâhirende üstlerinde kalan beden gömleklerini de zamanı gelince sıyırıp ruhlarını hakk’a uçurmuşlardır.
Yeri gelmişken bu âyete sıra gelmiş ve evin ihtiyacı olan şeyleri almak üzere ikindi vakti yola çıktık. Avm nin ismi reklama girmeden “hayat ve ölüm akıl kapısı (kamil akıl sahipleri” olarak düşündüm. Ve alışverişi yaparken eşimin şeker rahatsızlığı olduğu için bir şeyler yemek ihtiyacı hasıl oldu. Diğer bölümde yiyecek içecek kısmına bakarken “paşa” lı bir yer gördük… Gönül paşası Nusret Babamız r.a. dir.[19] İç kısım mı? Dış kısım mı? Derken dış alanda masa bakarken eşim kenarda bir yere oturalım dedi. Hesabı ödemek için metal şekerliğin kabına bakınca (21) numaraya görünce, 21 numaralı sûre üstünde çalışıyordum dedim. Ve hem bu âyetin müşahadesi hemde sûre üstündeki çalışmamızdan Cenâb-ı Hakkın ve ma’nevi büyüklerimizinde razı olduğunu anlamak bizleri ziyadesiyle memnun etti.