Lev kâne hâulâ-i âliheten mâ veradûhâ(s) vekullun fîhâ ḣâlidûn(e)
Eğer onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.
Eğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır.
Enbiyâ Suresi 99. ayet, putperestliğin anlamsızlığını ve sahte ilahların acizliğini vurgular. Ayet, 'ilah' kavramının gerçek mahiyetini, 'vürûd'un kaçınılmazlığını ve 'hulûd'un ebediliğini dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlah (إله), tapınılan, kendisine ibadet edilen varlık demektir. Ayetteki 'âlihe' (آلهة) kelimesi, Allah'tan başka tapınılan sahte ilahları ifade eder ve onların gerçekte ulûhiyet vasfına sahip olmadıklarını, dolayısıyla cehenneme gireceklerini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İlah (إله), kendisine ibadet edilen ve kulluk edilen varlıktır. Bu ayetteki kullanımı, müşriklerin Allah'a ortak koştukları, ancak gerçekte hiçbir güç ve kudrete sahip olmayan, dolayısıyla kendilerini cehennemden kurtaramayacak olan varlıkları tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilah' kavramı, mutlak güç ve otorite sahibi, ibadete layık tek varlık olan Allah için kullanılır. Ancak bu ayetteki 'âlihe' kelimesi, bu vasıflardan yoksun, insanların kendi elleriyle yaptıkları veya hayal ettikleri sahte tanrıları ifade eder ve onların acizliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Vürûd (ورود), bir yere ulaşmak, varmak demektir. Bu ayetteki 'mâ veredûhâ' (مَا وَرَدُوهَا) ifadesi, eğer gerçek ilah olsalardı cehenneme girmezlerdi, oraya ulaşmazlardı anlamındadır. Bu, onların acizliğini ve ilahlık iddialarının geçersizliğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vürûd (ورود), suya varmak gibi bir yere ulaşmak manasındadır. Ayetteki 'veredûhâ' (وردوها) kelimesi, cehenneme varmak, oraya girmek mecazıyla kullanılmıştır. Yani, sahte ilahlar da tıpkı kendilerine tapanlar gibi cehenneme gireceklerdir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Vürûd (ورود) kelimesi, bir yere ulaşmak ve oraya dahil olmak anlamındadır. Ayetteki bağlamda, 'mâ veredûhâ' (مَا وَرَدُوهَا) ifadesi, eğer ilah olsalardı cehenneme girme zorunluluğuyla karşılaşmazlardı, oraya varmazlardı demektir. Bu, onların ilahlık vasfından yoksun olduklarını kanıtlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûd (خلود), bir şeyin uzun süre kalması veya ebediyen devam etmesi demektir. Ayetteki 'hâlidûn' (خالدون) kelimesi, hem sahte ilahların hem de onlara tapanların cehennemde sonsuza dek kalacaklarını ifade eder. Bu, onların azabının kesintisiz ve ebedi olacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hulûd (خلود), bir şeyin kalıcı olması, zeval bulmamasıdır. Ayetteki 'kullun fîhâ hâlidûn' (وكلٌّ فيها خالدون) ifadesi, cehenneme giren herkesin, yani hem sahte ilahların hem de onlara tapanların, orada ebediyen kalacaklarını, azabın onlardan ayrılmayacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hulûd (خلود) kavramı Kur'an'da genellikle ahiret hayatının ebediliğini ifade etmek için kullanılır. Bu ayetteki 'hâlidûn' (خالدون) kelimesi, cehennemdeki azabın sürekliliğini ve sonsuzluğunu vurgular; sahte ilahların ve tapanlarının bu azaptan kurtuluşlarının olmadığını gösterir.
Enbiyâ Sûresi
“Lev kâne hâulâ-i âliheten mâ veradûhâ vekullun fîhâ hâlidûn(e)” Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır. (21/99)