Yed'û lemen darruhu akrabu min nef'ihi lebi/se-lmevlâ velebi/se-l'aşîr(u)
Zararı faydasından daha yakın olana tapar. O (taptığı) ne kötü yardımcı, ne fena yoldaştır!
Herhalde o, zararı faydasından daha yakın olana yalvarıyor. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır.
Hac Suresi 13. ayet, Allah'tan başkasına yönelenlerin durumunu tasvir ederken, bu yönelişin faydadan çok zarar getireceğini ve bu tür varlıkların kötü birer yardımcı ve yoldaş olduğunu vurgular. Ayet, şirk koşmanın anlamsızlığını ve sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'دعاء' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi kendine doğru çekmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yed'û' fiili, bir kimsenin fayda umarak veya zarardan korunmak amacıyla bir başkasına yönelmesini, onu çağırmasını ifade eder. Burada, Allah'tan başkasına yapılan bu yönelişin anlamsızlığına dikkat çekilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'دعاء' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını, bu ayette ise 'ibadet etmek, tapınmak' anlamında olduğunu belirtir. Dolayısıyla, 'yed'û' ifadesi, Allah'ın dışında bir varlığa ibadet etme ve ondan yardım dileme eylemini mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dua' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'Allah'a yönelme, O'ndan yardım dileme' olduğunu vurgular. Ancak bu ayette, bu yönelişin yanlış bir nesneye yapılması durumunda, kavramın olumsuz bir bağlamda kullanıldığını ve şirk eylemini ifade ettiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ضرر' kelimesinin 'faydanın zıttı' olduğunu ve bir şeye dokunan, ona olumsuz etki eden her şeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'darruhû' ifadesi, Allah'tan başkasına tapınmanın veya ondan yardım dilemenin, o kişiye fayda yerine zarar getireceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ضرر' kelimesinin 'bir şeyin eksilmesi veya bozulması' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, yalvarılan varlığın aslında bir fayda sağlamak yerine, yalvaran kişinin manevi veya dünyevi durumuna zarar vereceğini, onu eksilteceğini anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ضرر' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'musibet, sıkıntı, azap' gibi olumsuz durumları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, şirk koşmanın ve Allah'tan başkasına yönelmenin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkan zararı vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'نفع' kelimesinin 'bir şeye eklenen, onu artıran her şey' olduğunu belirtir. Ayetteki 'nef'ihî' ifadesi, yalvarılan varlıktan umulan faydanın, aslında gerçekleşmeyeceğini, aksine zararın daha baskın olacağını anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نفع' kelimesini 'bir şeyin durumunu iyileştiren veya eksikliğini gideren şey' olarak tanımlar. Ayette, Allah'tan başkasına yönelenlerin, bu varlıklardan bekledikleri faydanın, gerçekte bir fayda olmadığını, aksine zararın daha yakın olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fayda' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın lütfu ve rahmetiyle ilişkilendirildiğini belirtir. Bu ayette ise, Allah'tan başkasına atfedilen 'fayda'nın aslında bir yanılsama olduğunu ve gerçek faydanın sadece Allah'tan geleceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'مولى' kelimesinin 'yakınlık, yardım, dostluk' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-mevlâ' ifadesi, Allah'tan başkasına yönelenlerin kendilerine yardımcı edindiği varlıkların, aslında kötü birer yardımcı olduğunu ve onlara fayda sağlamayacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'مولى' kelimesinin 'işleri üstlenen, koruyan, yardım eden' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'lebise' (ne kötü) ifadesiyle birlikte kullanıldığında, bu tür 'mevlâ'ların gerçekte bir koruyucu veya yardımcı olmaktan uzak, aksine zararlı olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'مولى' kelimesinin Kur'an'da hem olumlu (Allah için) hem de olumsuz (Allah'tan başkası için) bağlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'tan başka edinilen 'mevlâ'ların, gerçekte birer 'kötü yardımcı' olduğunu ve onlara güvenmenin yanlışlığını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'عشير' kelimesinin 'bir arada yaşayan, arkadaşlık eden' anlamında olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-aşîr' ifadesi, Allah'tan başkasına yönelenlerin kendilerine yoldaş edindiği varlıkların, aslında kötü birer yoldaş olduğunu ve onlara fayda sağlamayacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'عشير' kelimesinin 'bir kimsenin birlikte yaşadığı, arkadaşlık ettiği kişi' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'tan başkasına yönelenlerin, bu varlıkları kendilerine yoldaş edinmelerinin, onlara bir fayda getirmeyeceğini, aksine kötü birer yoldaş olduklarını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'عشير' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'yakınlık, arkadaşlık' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, 'lebise' (ne kötü) ifadesiyle birlikte kullanılarak, Allah'tan başka edinilen bu 'yoldaş'ların, gerçekte birer kötü arkadaş olduğunu ve onlara güvenmenin yanlışlığını vurgular.
Hac Sûresi
“Yed’û lemen darruhu akrabu min nef’ihi lebi/se-lmevlâ velebi/se-l’aşîr(u)” Zararı faydasından daha yakın olana tapar. O (taptığı) ne uzuvları oluşmamış şekli demektir. Kötü yardımcı, ne fena yoldaştır! (22/13)
Taptığı hayali ve vehimin ilah edilmesinde başka bir şey değildir. Kendine hakiki rabbinin oysaki ona faydası daha fazladır. Onun hakikatinden başka bir şey değildir.