İçeriğe atla
Hac 29Cüz 17 · Sayfa 335

Hac Sûresi 29. Âyet

الحج

Sohbete sor

Śumme-lyakdû tefeśehum velyûfû nużûrahum velyattavvefû bilbeyti-l'atîk(i)

Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik'i (Kabe'yi) tavaf etsinler.

Hac Sûresi

“Summe-lyakdû tefesehum velyûfû nuzûrahum velyattavvefû bilbeyti-l’atîk(i)” Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i (Kâbe’yi) tavaf etsinler. (22/29)


Nasıl hacı gittiği zaman nasıl ona hürmet ediliyor, zahir dahi gitmiş olsa işte bu hakikat yönüyle bu işler idrak edildiği yapıldığı zaman emin beldeye dönüştüğü zaman o kişi Kabe-i Muazzamanın kendi bulunduğu yerde temsilcisidir. Hemen dön etrafında haccı yapmış olursun. Tabi iş o kadar basit değildir.

Mevlana Hz leri ne dedi; Mekke’deki Kabe yapıldığından beri Allah fiil olarak O’nun içine girmedi, ama gönül Kabe’si yapıldığından beri içinden çıkmadı, diyor bu demek değil ki Hacca gitmeyeceğiz o ayrı konudur. Orada çok değişik tecelliler var, insan bulunduğu yerde hacı olur, ama orada tatbikatını yapması gereklidir. Katillere bile cinayet işlediği zaman sonra onu olay mahalinde tatbikatını yaptırıyorlar. Acaba söylediği ifadeler doğru mu yanlış mı diye. Kabe’de tatbikatı yapılıyor, orada hacı olunmuyor, orada hacı sureta oluyor, yani bu beden hacı oluyor orada beden hacı oluyor, ama gönül haccının burada eğitimini alması gerekiyor. eğitimini aldıktan sonra da orada tatbikat yani burada nazari orada tatbiki yapılıyor.

Her bir şaç teli İlahi bir Esmanın zuhurunu ortaya getirdiğinden bunun da aşikar edilmemesi izlenmesi gerektiğinden baş örtüsü gereklidir. Yoksa cinsiyet yönünden değildir. bu efal alemindeki sebebidir. Yani beşeriyet âlemindeki sebebidir. Erkekler Akl-ı Kül tecellisinde oldukları için Kadınlar da Nefs-i Kül tecellisinde oldukları için nefs-i Külün kendini gizlemesi Akl-ı Kül’ün de aşikar etmesi gerekiyor. İşte Hacca gittiğimiz zaman veya umreye gittiğimiz zaman saçlarınızı kısaltın veya kökünden traş edin kazıtın diye emir vardır. Bu demektir ki Hacca gelmezden evvel sende beşeriyetin istikametinde gelen Esma-ı İlahiyeyi artık kes kökünden kes ondan sonra senden zuhura gelecek Zat’i Mertebede Esma-ı İlahiyeyi kullan tahakkuk ettir ma’nâsınadır.

Haccın zahiri hükümlerini anlatan bir bilgi değildir, o tür bilgiler çok geniş ve mufassal bir şekilde ilim adamlarımız tarafından enince detaylarına kadar anlatılmıştır. Allah (cc) onların hepsinden Razı olsun ancak biz gönlümüze gelen zahirde yapılan işlerin biraz daha derinine inmeye çalışacağız. Allah (cc) sizlere anlama bizlere de anlatabilme kolaylığı versin.

Ey Hakk yolunda ve nefsini tanıma gayretinde olan cefakar kardeşim, evvela şu tavsiyeme uy ki ilk andan itibaren okuduklarından faydalanabilesin.

1-Gönlünün temiz olmasına dikket et,

2-İçinde dünyevi bir ihtirasın varsa çıkar

3-Aklını mümkün olduğun kadar genişletmeye bak

4-Maddi yükünü hafiflet Böylece hac deryasında boğulmadan doya doya yüzmeye çalışalım. Bunlar üstünde olduğu sürece yüzemezsin çünkü bunlar ağırlık yapar.

Ey gönül yolcusu evvela hac kelimesinin batıni manasının ne olduğunu anlamaya çalışalım. Hac nedir, aklımıza gelen Mekke-i Mükerreme’ye gidip işte Beyt-i Şerif’i ziyaret etmektir. Ama o değildir. O da başka türlüdür, Hac kelimesi “Ha” ve “cim” harflerinden meydana gelmiştir. “Ha” nın üstünü ile “Hı”nın üstünü ile “Ha” , “Cim” in şeddesiyle iki “cim” okunur. Zahir anlamıyla “Hacc” Allah (cc) nün beytini ve Rasulunun haremini ziyaret etmede yapılan bütün hükümlerin toplu haldeki ifadesidir. Batıni ise “Ha” , hakikat-ı İlahiye, birinci “Cim” genel manada Cemal-ı İlahiye, ikinci “Cim”, birimsel manada yani sendeki Cemal-ı İlahiyedir.

Yani birinci “Cim” in içinde bulunan senin cemalindir. Allah’ın cemali içinde senin cemalindir. Yani bireysel şahsiyetin kimliğin, işte bu kimliğin “Ha” nın hayatının üstüne “Hı” yı koyduğumuz an nefsaniyete dönüşüyoruz. Yani Hakk’tan ayrı gayrı başka bir kimlik oluşuyoruz. Ama o Hacc kendi içinde tutarsak yani birinci “Cim” in içinde tutarsak o zaman Hakk’ın Cemali içindesin, özel bir Cemalin olmuş olur yani şahsiyetin. “Nun” un üstünden noktasını alırsak Mutlak Kudret manasındadır, ama o Mutlak kudreti kendi kudretimiz olarak kendimize ayırdığımızda mutlak kudretten ayrılıp bu noktanın nefsi kudrete dönüşmüş oluyor. Ve de sınırlanmış oluyor.

Mesela “Sin” ve “Şın” bir birine ne kadar yakın, üç nokta geldiğinde “Şın” şiddetleniyor, geleceğiz inşeallah huruf’u mukattalarda “ayn”, “Sin”, “Kaf”, “Ha Mim” in Hakikat-ı Muhammediye sıralamasının üçüncüsünde Şura Suresinde, ikinci ayet olarak gözüküyor. عۤسۤقۤ 42/2 işte “Sin” yazıldığı zaman “Ayn” göz manasınadır, “Sin” de insan manasınadır, “Kaf” da kudret Kaf’ıdır. O zaman Hakk’ın kudreti ile gören göz manasına dönüşüyor. Ama “Sin” üzerine üç nokta koyarak “Şın” a dönüyor, “Aşk” yani Cenab-ı Hakk’ın şiddetli zuhurudur. Hakikat-ı Muhammedi’nin şiddetle zuhuru demektir, ﴿١﴾ حَمۤ ﴿٢﴾ عۤسۤقۤ 42/1-2 ve şehadete dönüşüyor, müşahadeye dönüşüyor oradaki, işte mesela “Be”nin altındaki noktası, aynı harf altına bir nokta konduğunda “Be” oluyor, üstüne iki nokta konunca “Te” oluyor. Üç nokta konulduğunda “peltek se” oluyor, bu da sena etmek övmek demektir. Bir bakıma elbise giymek yani Hakikat-ı ilahiye elbisesi giymek, “Be” de ile manasınadır, “Elif” den gelen Ahadiyet mertebesinden gelen hakikatleri “Be “ aracı olarak “Te” ye naklediyor. “Elif” baş harf, o zaman “Ben” ile “Sen” meydana gelmiş oluyor. Yani “Ente”

“Cim” birimsel manada yani sendeki Cemal-i İlahiyedir, ayrıca bu oluşum bir seyr-i seferdir, yani Hacc’a gidiş geliş bir yolculuktur. Hal böyle olunca bunun topluca söylenişi şöyle olur, Hacc; Hakikat-ı İlahiyede Cemalullah’ı seyir ve oradan da kendindeki İlahi varlığı seyirdir. Yani Hacdaki ifadesi budur. Hakikat-ı İlahiyede Cemalullah’ı seyir, oradan da kendi Cemalini seyirdir. Bir başka ifade ile وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِى yi seyir ve müşahededir. Eğer oralarda yapılan fiilleri bu idrak içinde değerlendiremiyorsan Hacc anlayışın zahirdir. Yani bedeninle gitmişindir. Eğer değerlendirebiliyorsan hem zahir hem batındır. Yani iki haccını da yapmışsındır. Allah (cc) hu mübarek etsin.

Gelelim Mekke-i Mükerreme’nin kelime manasını anlamaya bu kelimede asli olarak üç adet asli olarak “Mim” üç adet “Kef” iki adet “Rı” vardır. Üç adet “Mim” üç makamda Hakikat-ı Muhammediyeyi idrak etmek yani İlmel Yakıyn, Aynel Yakıyn, Hakkal Yakıyn, üç adet “Kef” birinci “Kef” genel manada “Kün” ol, ikici “Kef” birimsel manada Kün oldu, üçüncü “Kef” de ikramdır. Birinci “Rı” Rahman, ikinci “Rı” ise Rahimdir, böylece Mekke-i Mükerreme “Mim” Hakikat-ı Muhammedi’nin yüceliğinde birinci “Kün” emriyle genel manada âlemlerin oluşması, ikinci “Kün” emri ile birimsel manada varlıkların oluşmasıdır. İkinci “mim” yine Hakikat-ı Muhammedi ile üçüncü “Kef” ikram etmesi, birinci “Rı” Rahman tecellisi, bütün âleme ikinci “Rı” Rahim tecellisi ise özel olarak sondaki “Mim” ise birimsel manada ikram edilen Hakikat-ı Muhammedidir. Mekke-i Mükerreme demek İkram şehri İkram edilen yer demektir. Orda işte Hakikat-ı Muhammedi ikram edilmektedir.

“Medine-i Münevvere’ye gelince yani Medine’ye gelince buralardaki iki adet “Mim” bir adet “Dal” iki adet “Nun” iki adet vav, bir “Rı” vardır. Birinci “Mim” Makam-ı Muhammedi, “Dal” ise dar, “Dar-ı ahiret” derler ya “yer “manasınadır, selamet yeri “Nun” nur-u ilahi, ikinci “Mim” Hakikat-ı Muhammedi, ikinci “Nun” Kudret-i İlahi, birinci “Vav” varis-i Muhammedi, ikinci “Vav” Varidat-ı İlahi, “Rı” ise Rahmet-i ilahidir. Kısaca toplarsak Mekke-i Mükerreme’de Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla Hakikat-ı Muhammedi bünyesinde bu âlemlerin oluşması daha sonra birimsel manada varlıkların oluşması ve bunlara gerek genel gerek birimsel manada zahir ve batın Rahman ve rahim tecellisinden ikram edilmesinin şifresidir Mekke-i Mükerreme.

Medine-i Münevvere ise Makam-ı Muhammedi’nin bulunduğu yerdir, Nurlu Dar-üsselam, Selamet yeri, Hakikat-ı Muhammedi kanalıyla varislerine Varidat-ı İlahi ve Rahmet-i ilahiyeye oluşmasının şifresidir.

Ey gönül ilmi arayan kişi kısaca bu üç isimden bahsettikten sonra bazı ayet ve hadislerde Hacc hakkındaki haberlere kısa kısa bakalım; 3/96-97 Muhakkak insanlar için ilk kurulan ev Mekke’de bulunan mübarek ve âlemlere doğru yolu gösteren Kabe’dir. Orada açık alametlerle İbrahimin makamı vardır, kim oraya girerse emniyet içinde olur. ( kim makam-ı İbrahimin ayak izlerini takip ederse Hakk’a ulaşır orada Makam-ı İbrahim var) makam-ı ibrahimin orada bir mertebesi var o mertebenin içinde bir taş var, o taşın üstünde ayak izi var.

Hani bir hikaye anlatırlar ya hani birisi bir hanıma talip oluyor, yahut büyük bir şeyi bulmaya talip oluyor, gidiyor bir ermiş kişiye danışıyor, o da diyor ki, yüksek bir dağ başına gideceksin, orada bir kapı var, o kapının iki tarafında da iki bekçi var onun bir tanesi arslan, bir tanesi atdır. Atın önünde et aslanın önünde ot var, bunlar ikisi de aç kalmış vaziyette oradan geçmen lazımdır, onları oyalamak için aslanın önündeki otu atın önüne atın önündeki eti de aslana vereceksin diyor bakın. O da gidiyor bakıyor aynı hemen sopayla onları yer değiştiriyor, at ota aslan ete gömülüyor, ortada nöbetçi falan kalmıyor, o da geçip gidiyor oradan. Bunlar çok büyük gerçeklerdir, işte nefsinin tuzaklarından kurtulmak için bu oyunları nefsine oynayacaksın. Çünkü nefsinin ota da ihtiyacı vardır, ete de ihtiyacı vardır.

Aslanlık tarafı önüne etleri koy da biraz oyala atlık tarafına da ot koy o da otlaya dursun orada sen ruhunla beraber ol.

Tavaf nedir dediler Zat’ıma gelen yoldur dedim Birinci dönüşün nedir dediler Hayat sıfatının kazanılması İkinci ilim sıfatının, üçüncü irade sıfatını dördüncü Kudret Beşinci kelam altıncı sem yedinci basar sıfatının kazanılmasıdır dedim Tavaf sıfat-ı subutiyenin kazanılmasıdır bu hakikat mertebesi itibariyledir tarikat mertebesi itibariyle daha başkadır.

Kabe-i Şerif’i göz önüne getirelim, bütün âlem orada gizlidir. Âlemlere rahmettir, o tavaf edilen yer var ya dönülen yer, orası Ef’al âlemidir, madde âlemidir, hani bir iki basamakla yukarıya çıkıyoruz, birinci namaz kılınan yerler var, birinci direklerin olduğu yer, Sultan Selim’in yaptırdığı direkler, Osmanlı’nın yaptırdığı sıra, orası Esma alemidir, onun üstündeki ikinci kat sıfat alemi, onun üstü teras Zat alemi, sonsuz çünkü teras sonsuzdur.

Tavaf sağa doğru dönüyor, bakın dikkat edin tavaf nereye döner,sola döner niçin sola döner sağ taraf daha mübarek değil mi, neden sağa dönmüyor, sağa tavaf olursa yanlış olur, tavafın sola olması lazımdır. Işte o dışarıdan tavaf edenler aynı zamanda ters tavaf ediyorlar.

Bakın sağ taraf Akl-ı Kül’dür, insanın sağı Akl-ı Kül, sol nefs-i Kül’dür. Akl-ı Kül’ün nefs-i Kül’ü ihata etmesi lazımdır, sarması lazımdır. Eğer biz sağa doğru tavaf etsek nefs- Kül bizi sarmış olur. O zaman iş yanlış olur tersine olur, Akl-ı Kül dışarıdan ihata eder, nekadar halka genişlerse genişlesin Akl-ı Kül içine alır bütün varlığı tavaf öyle olunca. Yani alemi Akl-ı Kül’ün sarması lazımdır. Yani Akl-ı kül’ün dışarıda olması lazımdır. Çünkü bütün alem Akl-ı Kül’den oluşuyor. Akl-ı Kül’ün içinde nefs-i Kül olması lazımdır. Aksi halde tam tersi olur, Akl-ı Kül içeride nefs-i Kül dışarıda olmuş olur ki bu olacak iş değildir.

Tersine yapanlar bu işi tam tersine yaptıklarından oradan feyzlerini de alamıyorlar. Bakın helezonda öyle sola doğrudur, yükselir, matkabın üzerndeki helezon da dönerken sola doğrudur.

Berat gecesinde “levhi mahfuz”dan “Beyt-ül Ma’mur”a, (semadaki meleklerin tavaf ettiği bir yer) Kadir gecesinde de “Beyt’ül ma’mur”dan, “Beyt’ül haram”a indirilmiştir. Yani efendimize yani insana indirilmiştir. وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ (Tur Suresi 52/4 ayette) “Mamur eve yemin olsun” Hz. Peygamberin Mir’ac gecesinde de gördüğünü ifade ettiği gökteki ma’mur evi Meleklerin tavaf ettiği bildirilmiştir ve bir meleğin orasını tavaf ettikten sonra yetmiş (70) bin sene geçse kendisine ikinci tavaf sırası gelemeyeceği de bildirmiştir.

Esmâ melekut mertebesinde Zat’ın tecelligahı yani misafir olduğu yer Beyt-ül Mamur’dur. Kabe-i Şerifin üstündedir. Meleklerin tavaf etmesi bu sebeptendir. Nasıl insanlar kabe-i Şerif’i tavaf ediyorlar neden çünkü Cenab-ı Hakk’ın tecelligahı Zat’i zuhurunun olduğu yer olduğundan işte meleklerinde esma âleminde Beyt-ül Mamuru tavaf etmeleri Zat’i tecellinin orada varlığında değeri oradandır. Esmâ melekut mertebesinde Zat’i tecelligahı Beyt-ül Mamurdur, bu yüzden melekler orasını tavaf etmektedirler, ef’al nasut insanlar mertebesinde ise Zat’i tecelligahı Beyt-ül Haram’dır, orasını da insanlar tavaf etmektedir.

Hani bir gün Muhiddin-i Arabi Hz leri Kabe-i şerifte tavaf ediyormuş tavaf esnasında tavaf edenlerin arasında değişik bir kişiye gözü takılmış, aynen insan silüyetinde ama o kadar sıkışık olduğu halde aralarından geçebiliyor hiç kimseye çarpmadan değmeden yahut sürtünmeden geçebiliyor insanların arasından. Bunun haline dikkat etmiş ve onu takip etmiş, tavafını bitirdikten sonra yanına gidiyor. Tanışmak istiyor. Siz kimsiniz nereden geldiniz ne yapıyorsunuz hangi şehirden geldiniz dünyanın hangi memleketinden geldiniz gibilerden, işte biraz konuştuktan sonra Muhiddin-i Arabiye sormuş sen ne yapıyorsun. Tavaf ediyorum demiş, baktım demiş siz de tavaf ediyorsunuz, biz burasını 40 bin sene evvel de tavaf ediyorduk demiş o kişi o zaman Muhiddin-i Arabi Hz leri biraz düşünüyor. Âdem (as) ın tarihi vakıası bellidir. Yani yeryüzünde yaklaşık olarak sekiz bin sene civarındadır deyince o zaman sen hangi Âdem’den bahsediyorsun sizin Âdem’den mi bizim Âdem’den mi bahsediyorsun diyor.

Keza Kabe-i Muazzama’da hüccac-ı Kiram yani hacılar Kabe-i Muazzamayı “Lebbeyk” diye tavaf etmeleri ve Kabe etrafında yedi defa devran etmeleri gibi, tarikat-ı Aliyede ism-i Celal yani Hu Allah Hu, Hay, Kayyum, Vahid, Ahad, Samed Allah ism-i Şeriflerinin her birinde yedişer defa devran edilir. Yani yedi defa döndükleri gibi devranda da bu isimlerle yedişer defa dönülür diyor. Her isim için yedi defa dönülür. Evvela oturarak halka suretiyle zikir olunur, istiğfar salavat tevhid, okunur, zira hadis-i şerifte “Cennet bahçelerine uğrarsanız meyvelerinden yiyip lezzet alınız “diye hadis-i Şerif buyurmuş Efendimiz.

“Bir gece mana aleminde gördüm kendimi (T.B.), Heremde hiç kimseler yok içeride, tavaf duvar ile çarşı arası” o kadar sıkı tavaf var ki hac zamanında bilhassa veda tavafında değil insanın girmesi araya iğne bile giremiyor. O kadar kalabalık o kadar sıkışık, ama mana aleminde bakıyoruz ki içerisinde kimse yok. Kabe-i Şerif’in içerisi bom boş, ama hac mevsimi tavaf nereden yapılıyor, Kabe-i şerif’in dış duvarları var ya dış duvarlarının dışından yapılıyor, tavaf, tavaf nasıl yapılıyor, sağdan sola doğru yapılıyor, işte o dışarıda yapılan tavaf soldan sağa doğru idi. Hem dışarıdalar hem de ters yöne dönüyorlardı.

Neden soldan sağa tavaf yapılıyor, çünkü çarşı pazar işi ile uğraşıyor, Allah ile uğraşan yok ki işte Rabbım oradan bir kapı lütfetti 53 numaralı kapı 53 ün şifresi nedir, 3+5=8 , 8/2 =4 , 4 şeriat tarikat hakikat marifet, kalan dört de yani biri hakikat-ı İslamiye biri de hakikat-ı Muhammediye sekizin iki kanadından birisi hakikat-ı İslamiye biri de Hakikat-i Muhammediyedir.

O say yerinde büyük büyük camlar vardır hava alsın diye metal demirden bahçe bölmeleri yaparlar, işte bizim kapımız öyle bir kapıdır. Cam üstünde demirler var, çerçeve de demirler var. O kapı böyle düz çubuk ile yapılmış çerçevelenmiş dikdörtgen bir kapı kapı açıldığı zaman böyle desenli desenli açılıyor, bir tarafta da onun geçme yerleri var, kapı kapandığı zaman bu bir birlerine geçiyor, sanki çiçek motifleri varmış gibi bulmak bilmek mümkün değildir, o bile sırlı kapıdır.

Bulunduğum yer mana aleminde Kabe’nin içerisinde tam o hizada tabi o anda dışarıya çıkıp kapı numaralarına bakma imkanımız yok, numaraları dışarıda, orası Şam köşesi istikametinde rükn-ü Şaminin istikametinde umre kapısı ile bab-ul feth kapısının arasında orası. O rü’yadan sonra dedim inşeallah oraya gittiğimizde ilk işimiz o kapının yerinin tesbiti olsun, gittik bulduk.

“hayret ettim ben bu işe ne denir ki bu gidişe, soldan sağa dönüyordu tavaf, zahir ile benlik arası” bakın yapılan tavaf Haccın zahiri ve benlik ile yapılan tavaf, onun için tersine yapıyorlar, yoksa batın hakikati olarak tavaf yapılmış olsa şağ dışarıda kalacak yani Akl-ı Kül Nefs-i Kül’ü sarmış olması lazım tavafın soldan sağa dönmesi sebebi budur. Külli aklın nefs-i külli ihaya etmesi yani üzerinde amir olması demektir. Akl-ı Kül Allah’ın aklı nefs-i Kül de bu alemler Akl-ı Kül ile Nefs-i Kül’ün izdivacından bu alemler faaliyetler ortaya geldi, ama esas olan akıl külli akıl, Akl-ı Külün bütün alemi ihata etmesi demektir. Tavafın sola dönmesi. Sola döndüğün zaman sağın dışarıda kalıyor, sarıyor. Ama sağa döndüğün zaman sağ mihraklı olduğu zaman sol ihata etmiş oluyor, çok yanlış bir hadise olmaz.

“Gördüm ileride bir gizli kapı, hayret ettim nasıl bir yapı geçme motif arkası cam sıra sıra kapılar arası” “gezip dolaşarak gördüm tesbit ettim yerini, bab-ı şami imiş meğer 52 ile 54 arası.” O kapı 53 dür, gittik ve bulduk o kapıyı, numarası belli idi de yerini bulduk. Şimdi geldik oraya arkadaşlar da vardı yanımızda bir imam kardeşimiz vardı, onun da gelişi öyle hayret edilecek bir görevli Hacca gitmek için eğitildi, yani görevliler ile birlikte hac eğitimi aldı, biz gittik Kabe’ye iki gün sonra baktım umrecilerle görevli geldi, kitabımızı düzenleyen[35] de zaten o dur.[36]

Bundan sonra Terzi Baba Hac hatıraları için yolumuza Terzi Baba (1) kitabından devam edelim.

Hazretimiz ikinci haccını da 1987 yılında ifa etmiştir. Hava yoluyla gittiği bu haccına da yine tasavvuf ehlinin gözüne ve kulağına hitap e-den şu varidatlar tefekkür esnasında kendisinden hasıl olunmuştur.

“Mescid-i Haremde tefekkür ve müşahâde esnasında yatsıyı beklerken Yarabbi bu kadar kalabalık nedendir? Daha az olsa da insânlar rahat tavaf etse olmaz mı?” diye niyaz ettiğimde;

“Bu çokluk zuhurlarımın çokluğundandır,” diye cevap geldi.

Yine devamla;

Yarabbi bütün bu müslümanlar Hz. Rasûlüllahı komşu ister; cennetler sekiz olduğuna göre Hz. Peygamberimizin de en üst cennette olması icabettiğine göre diğer cennetler O’na komşu olmayacak mı?” diye niyazda bulunduğum da;

“Hz. Peygamberin her cennette makamı vardır ve cennet eh-linin de hepsi O’na komşu olacaklardır,” şeklinde kendisine cevap gelir.

Hazretimiz üçüncü haccını da havayolu ile “Tünel Kazası”nın ya-şandığı 1990 yılında yapmıştır. Kendisi bu haccında sürekli tefekkür hâ-linde olduğundan “Hac Divanı” adlı eserini burada oluşturmuştur. Di-ğer haclarında da şiirler yazmıştır ancak bu haccında müstakil bir divan oluşturmuştur.

Kendisiyle zaman zaman bu konularda yaptığım sohbetlerde ise, birinci haccının “şeriat”, ikinci haccının “tarîkat”, üçüncü haccının “hakikat” ve daha sonraki yıllarda ifa ettiği umre ziyaretlerini de, “mârifet” mertebelerinin özelliklerini taşıdığını ifade ettiler.

Hazretimizin bu zaman dilimleri içerisinde gerek Türkiye içinde, ge-rekse Türkiye sınırları dışında İslâm’a ve Kûr’âna hizmetleri ve emeği geçmiş, onu elden ele, dilden dile, gönülden gönüle ulaştıran gönül er-lerini de fırsat buldukça hep ziyaret etmeye çalışmış.

Bu vesile ile de Hacı Bayram Veli’den Nasreddin Hoca’ya; Yunus Em-re’den Hacı Bektaş Veli’ye; Hz. Şems’ten Hz. Mevlâna’ya; Emir Sul-tan’dan Sancaktar Baba’ya kadar birçok ehlullahın zaman içerisinde ziyaretçisi olmuşlardır.[37]