İçeriğe atla
Hac 28Cüz 17 · Sayfa 335

Hac Sûresi 28. Âyet

الحج

Sohbete sor

Liyeşhedû menâfi'a lehum veyeżkurû-sma(A)llâhi fî eyyâmin ma'lûmâtin ‘alâ mâ razekahum min behîmeti-l-en'âm(i)(s) fekulû minhâ veat'imû-lbâ-ise-lfakîr(a)

Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.

Hac Sûresi

“Liyeşhedû menâfi’a lehum veyezkurû-sma(A)llâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin alâ mâ razekahum min behîmeti-l-en’âm(i) fekulû minhâ veat’imû-lbâ-ise-lfakîr(a)” Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. (22/28)


Bu âyet hakkında menfaatlerin ne olduğuna şahit olmak için bir şahit olan Arif-i billah tan seyr etmek faydalı olacaktır.

kroki 2

Mekke-Kâbe’nin Hakikatleri

-Şurası bakın şimdi bu çok enteresan bir hadise, köşe olarak bu Hacerül Esved köşesi, Marifet mertebesinin köşesi. Burada Selam, Zat-ı İlahiyi Selam işte. Bu köşe bakın şuradan gelip şu yarıya kadar, bunun sahası. Buradan da bu yarıya kadar, yani şöyle bir üçgen, Marifet köşesi, sadece bu nokta değil. Şu yarıya kadar yani Sıfat mertebesiyle Zat mertebesi bu ortada kesişiyor. Zat mertebesiyle efal mertebesi yani şeriat mertebesi de bu ortada kesişiyor ve tam bunun ortasında da böyle dört köşe bir kapak var, altında bir şeyler var galiba işte. Tam burası, burası öyle bir enteresan yer ki “insanı kâmil” ile süfli insanın birlikte olduğu yer burası. O zaman “insanı kâmil”i, süfli insandan yani sıradan bir insandan ayırmak mümkün değil bu mertebede.

Dinleyici: İmamın durduğu yer…

-O taraflarda tamam. Bazen imam gerilerde duruyor ama tamam o durduğu yer. Anlaşılıyor mu? Çünkü bak burası şeriat mertebesi, bu köşe şeriat mertebesi ama başladığı yer burası. Yani o zeminin o duvarın orta yeri. Kapı burada kapıyı da Marifet mertebesi, Hakikat Marifet mertebesi içine almakta ve burası “meracel bahreyni yeltekıyan” yani iki denizin birleştiği yer ama birbirine geçmediği yer. Neden? Çünkü “abdiyyet” ile Ulühiyet öyle yakın ki birbirine İnsan-ı Kamil de burada yaşıyor, buraya iniyor ama o dilediğinde her tarafa geziyor ayrı. Ama diğer insanlardan hiç farkı yok. O mertebede, işte buradan eğitim başlıyor yavaş, yavaş geliyor Şeriat mertebesinin kemaline. Buraya geldiği zaman Tarikat mertebesine ulaşmış oluyor. Bu köşede de tarikat mertebesinin kemaline geliyor. Devam ediyor burada Hakikat mertebesine ulaşıyor köşeyi dönüyor, köşe oluyor.

Dinleyici: Dört köşe.

-He sonunda dört köşe oluyor. Burada Hakikat mertebesinin kemali ve Hakikat mertebesiyle Marifet mertebesi burada birleşiyor. Bak bu mertebede, Hakikatle Marifette olanı ayırmak mümkün değil. İkisi birbirine o kadar yakın ki. Yani şöyle bu tavanın altı bakın birinci kat, üstü ikinci kat ama ortada birleşiyor ikisi de.

Dinleyici: Hakikatin kemalatı marifetin başlangıcı oluyor.

-Başlangıcı oluyor. Diğer mertebeler de öyle şeriatın kemali tarikatın başlangıcı oluyor nokta aynı nokta ama birisi yukarıya doğru birisi aşağıya doğru oluyor. Şurası işte İseviyet mertebesi şu geçit bu hicr denen yerde Museviyet mertebesi burası da genelde Muhammediyet mertebesi ve bu ortası da makam-ı Mahmut, şimdi bakın burada üç tane Kabe-i Muazzama var. Bir bu, şu da öyle ama biz bunu böyle yapalım, ikincisi bu üçüncüsü de bu ortadaki, küçülmüş olan üç tane. Birincisi bu, ikincisi bu, üçüncüsü bu, ama bak üçünde de üç tane şeyde Medine-i Münevvere’de dikkat ettiyseniz şu desenler o kadar çoktu ki duvarlarda yerlerde sağda solda, ben bunu hep düşündüm nedir bu diye. Sordum oradaki görevlilere süsleme dediler. Tabi bir yönüyle süsleme ama neyi süsleme Hakikat-i İlahiyeyi süsleme, yani ilahi hakikatleri bu semboller içerisinde süsleyerek ortaya çıkarma. Bu ilk itibariyle baktığımız zaman köşeleri itibariyle bakıyoruz. Şimdi şöyle yaptığımız zaman bak, bu taramalar var ya bu taramalar, Marifet mertebesi bu dörtgen, dörtgenin tamamı, yani dörde bölersek bunu, dört tane Kâbe ortaya çıkar. Yani kareyi ortadan iki çizgi çizmekle dört parça, işte dört makam, yani bunun üçgen olarak yarıya bölündüğü zaman, makamın zahiri, bu içte kalan da bu makamın batını olmakta. Yani bir surette görünen tarafı, diğeri de batını, özü, hakikati. Diğerleri de aynı, burası şeriat mertebesinin zahiri, taranmış yerler, taranmayan açık yerler de batını, yani daha hakikati, sureti bir tarafa şurası da özü. Buranın…

Dinleyici: Aynanın içi görüntüsü,

-Evet yansıması. Şimdi gelelim ikinciye burada işte Zat Sıfat mertebeleri anlattıktan sonra burada da işte kelimeleri, “lâ ilâhe illâllah”, “Kelime-i Tevhid” leri nedir, yani buralar, sonra buralarda da sırasıyla, her köşenin kendine ait zikri, hangi köşede hangi zikir çekiliyor? Ya Allah, ya Hak, ya Hu, dediğimiz zikirler hangi köşelere ait? Şimdi sırayla dokuz, 10, 11, 12 bu ortadakini gösteriyor. Şimdi bir “lâ ilâhe illâllah”, bu tarafa doğru geliyoruz, Ya Allah, İbrahimiyet mertebesi zikri, üç Ya Hu, dört Ya Hak, beş tekrar buradan başlıyoruz Ya Hay, altı Ya Kayyum, yedi ya Kahhar, sekiz ya Fettah, dokuz yani şurası Ya Vahid, 10 Ya Ehad, 11 Ya Samed, 12 Allah. Bakın yine Allah aynı hizaya geldi. “lâ ilâhe illâllah” Allah, aynı hizaya gene gelir.

Dinleyici : ?

-Köşeleri itibariyle bak şimdi, bir iki üç dört köşe, beş tekrar bak, ikinci bir Kâbe oldu, üç Kâbe iç içe burada, üç kere dört 12 oluyor. Beş altı yedi sekiz dokuz, 10, 11, 12.

Dinleyici: 18 tane de yönü oluyor hocam. Yön olarak bakarsanız,

-Ara yönler olarak, Dinleyici :-Şimdi yukarısı aşağısı sağı solu önü arkası altı. Üç tane Altı 18 oluyor.

-Evet, 18 oluyor. Burası da Makam-ı Mahmut’un Bâtıni yani içindeki üçüncü…

-Nedir dediler, ziyaretin nedir dediler, tafsilde aramaktır dedim. Yani burayı ziyaret etmeye niye geliyorsun? Tafsilatıyla aramaktır, çünkü bulunduğu yerde kişi bunun eğitimini yapsa da, müşahede olarak net göz ile siluet olarak görmediği için, tafsilatını bilemez. Ama burada ilmini almadan oraya giderse, işte 120 rahmetin 10 tane rahmete düşer.

NEDİR DEDİLER

-Ziyaretin nedir dediler, yani orada girmekteki kastın, tafsilde aramaktır dedim.

-Mekken nedir dediler, Zati tecellimin şerhidir dedim.

-Haremin nedir dediler, Zatımın şerhidir dedim.

-Zemzemin nedir dediler, Bâtıni pınarımdır dedim.

-Tavaf yerin nedir dediler, Efal alemimdir dedim.

-Direklerin nedir dediler, Sıfat, Esma, Efal tecellilerimdir dedim.

-Birinci sıra direklerin nedir dediler, 99 Esma tecellilerimdir dedim.

-Arka direklerin nedir dediler, “yani bir yukarıdakiler,” Esma tecellilerimin tafsilidir dedim.

-İkinci katın nedir dediler, Sıfat tecellilerimin tafsilidir dedim.

-Terasın nedir dediler Uluhiyet, tecellilerimin tafsilidir dedim.

-Kaben nedir dediler, Zati tecellimin Cem’idir dedim.

-Tavaf nedir dediler, Zatıma gelen yoldur dedim.

-Birinci dönüşün nedir dediler, hayat sıfatının, ikinci işte Esma-i İlahiyenin dönüşümleri, beşinci yedinci dönüşüm…

-Hacer'ül Esved nedir dediler, Zatımdan Efal alemine bakan gözümdür dedim. Yani seyrederim gelen geçeni, tespit ederim kim geldi bana diye computere yazarım.

-İlk selamın nedir dediler, Hakikatime giriştir dedim.

-İkinci selamın nedir dediler, Marifetime giriştir, zatımı selamlamaktır dedim.

-Siyah çizgin nedir dediler, “yani var ya bu tavafın başladığı yer” Uluhiyete gidiş Sıratullahtır dedim.

-Birinci köşen Ruknü ırakî nedir dediler, Umumi şeriatımdır dedim.

-İkinci köşen rüknü şami nedir dediler, Gerçek tarikatımdır dedim.

-Üçüncü köşen rüknü Yemani nedir dediler, Gerçek hakikatimdir dedim.

-Dördüncü köşen rüknü Hacerül Esved nedir dediler, gerçek Marifetimdir dedim.

-Altın oluğun nedir dediler, Rahmetimin Şeriat ve Tarikat ehline aktığı yerdir dedim. İşte burası yarısı şeriat yarısı tarikat mertebesi altınoluk da buraya akmakta.

-Tavaf niçin soldan döner dedim, “niçin döner tavaf sola doğru? Düşünür mü ama insan hiç değil mi gider döner sadece herkes o tarafa dönüyorsa o tarafa döner ama neden döner?

Dinleyici : Kalp solda olduğu için.

Sağ aklı küllümdür her şeyi ihata eder dedim.”

-Ya örtü nedir dediler, Ehadiyetimin gizlenmesidir dedim.

-Ya kapın nedir dediler, Zatımın girişidir dedim

-Ya içinde ne var dediler, üç direk, İlmel Aynel Hakkel Yakîn dedim.

-Hicrin nedir dediler, Zatımın açık yanıdır dedim.

-Hatimin nedir dediler, Şeriat, Tarikat, mertebesinde sınırımdır dedim. “Hatim var ya bu sınır işte.”

-Makam-ı İbrahimin nedir dediler, dostluk Hullet mertebemdir dedim.

-Enin niye 11 metre dediler, biri sen biri de benim dedim.

-Boyun niye 12 metre dediler, Zatıma gelen mertebelerimdir dedim.

-Yüksekliğin niye 13 metre dediler, Resulümün şifresidir dedim.

Çocuk sesleri niye dediler

-Çocuk sesleri niye dediler.

Dinleyici : …

“O çocuk sesleri olmazsa o sahne tamam olmaz. Anne için de öyle çevre için de öyle. Annesi de Hacer Hanımın halini yaşıyor orada. Kısacık da olsa çünkü Allahın huzuruna durmuş çocuk, bağırıyor canhıraş, ama hiç, Allahın huzurunda olunca, çocuğuna hiç bakmıyor dokunmuyor. Zaten çocuklar o zaman bağırmaya başlıyorlar. Sünnette, diğer zamanlarda işte birisi bakıyor, şu oluyor bu oluyor neyse yahut çabuk namazını kılıyor alıyor çocuğunu kucağına, çocuk emniyette hissediyor kendisini, ama yere bırakıldığında çocuk terk edildiğini zannediyor. Farza başlandığında herkesle aynı şekilde hiç çocuklarla ilgilenilmeyince çocuklar terk edildi diye basıyorlar yaygarayı. Hay Allah, Gidiyorsunuz oraya şimdi dünyanın en muazzam yeri, dünyanın en nurani, ruhani yeri, en güzel hafızı, en güzel sesi ortam olarak en güzel, hoparlörler muazzam hiçbir yankı yok, sanki binlerce hoparlörden tek ses çıkıyor gibi, adeta gökyüzünde bir fanus içerisinde duruyormuşsunuz, melekut âleminde ibadet ediyormuşsunuz gibi. Cay cay cay oradan, vay vay vay buradan, hele kadınların çok olduğu tarafa düştün mü yandın. Çünkü çocuklar orada daha çok. O gün bir çocuk kaybetmiş annesini, pıtır pıtır dolaşıyor. Ağlamaya başlıyor, anneee, işte kendi Arap lisanıyla annesi de tabi, eyvah çocuk gitti nereye, farz namazında ama kafa çocukta…

Dinleyici: Ayaklarına bağlıyorlar.

Bazıları da ayaklarına bağlıyorlar o çocuk tepiniyor tepiniyor kurtarmak için, kurtarmaya çalıştıkça bağırıyor, bağırdıkça ağlıyor. Ama işte Hacer validenin halini yaşıyor orada çocuk, sahibi çocuğu nasıl bıraktı, o topuk tekmelemeye başladı, güneşin altında su aramaya gitti, o Safa Merve arasında, o hali yaşıyor işte. Onlar olmasa bu şey tamam olmaz orada, mana tamam olmaz.” İsmail’in o günden yankısıdır dedim.

Mültezemin nedir dediler

-Mültezemin nedir dediler, kapının yanıdır bekleme yeridir dedim. “Hani kapının yanında bir boşluk var ya Kâbe-i Muazzamanın, şu ara, kapıyla köşe arası, mültezem diyorlar. İşte efendimiz de bir rivayete göre buradan miraca çıkmış. O kapıdan girme için bekleme yeri.

-Dokuz minaren nedir dediler, dördü Şeriat, Tarikat Hakikat Marifet, beşi Hazerat-ı Hamsedir dedim.

-İki şerefelerin nedir dediler, Zahir ve Batın davetimdir dedim. “Yani iki şerefe biriyle zahir alemden, bir de batın aleme davet ediyor.”

-Sa’yın nedir dediler, Zatıma gelen yoldur zaman tünelidir dedim.

-Safan nedir dediler, Akl-ı külün zuhurudur dedim.

-Merven nedir dediler, Nefs-i küllün zuhurudur dedim.

-Birinci gidiş nedir dediler, Akl-ı külden nefs-i külle nüzüldür dedim.

-Geriye dönüş nedir dediler, Nefs-i külden akl-ı külle uruçtur çıkıştır dedim.

-Üçüncü yürüyüş nedir dediler, İbrahimiyet tevhidine ulaşmaktır dedim.

-Dördüncü yürüyüş nedir, Museviyet tevhidime

-Beşinci yürüyüş nedir, İseviyet teşbihine

-Altıncı yürüyüş nedir, habibinin gerçek tevhidine ulaşmaktır dedim.

-Yedinci yürüyüş nedir dediler, Zatımla halkımın arasına girmektir dedim. “Demin o padişahın hikayesi gibi.”

-İhram nedir dediler, İnsandaki örtümdür dedim.

-Neden beyazdır dediler, Renksiz olmak içindir dedim.

-Rıdan nedir dediler, “o ihramın bir parçası, rıda bir parçası izar ya” Rıdan nedir dediler azametimdir dedim.

-İzarın nedir dediler, Kibriyamdır dedim “bu hadisi şeriftir.”

-İhramdan çıkmak nedir dediler, renklere boyanmak içindir dedim. “Yani beşeriyete tekrar dönmek için”

-Hervele yapmak nedir dediler, Azametimi göstermektir dedim.

-Haccın nedir dediler, Hakikatimde Cemalimi seyirdir dedim.

-Umren nedir dediler, hakikat-i Muhamedide habibimi seyirdir dedim. “Yani umre hahikat-i Muhammedi için, hac hakikat-i ilahi için.”

-Vedan nedir dediler, İzafidir dedim birlikte olanın vedası olmaz dedim.

-Bunları soran kim dediler, Soran da söyleyen de ben dedim.

-Peki tavaf edenler kim dediler, Hepsi suretlerimdir dedim.

Kapıların niye 95 dediler

-Kapıların niye 95 dediler, biri star yıldız kapısıdır diğerlerinin toplamı 13 eder o da habibimin şifresidir ondan habersiz girilmez dedim. “95’ten bir çıkarılırsa 94 o da 13 yapar. Bu da 12 yapar.

Kâbe-i Muazzamanın Oluşumu Nuh, hakkında Nuh tufanı olduğu zaman, Cenab-ı Hakk Kâbe-i Muazzamayı göğe çekti ve Beytül ma’mur ismiyle oraya koydu, diye bir rivayet var. Bilemiyoruz sağlığı sıhhati ne kadar. Şu veya bu şekilde onun yapılışı değil, o mertebenin orada olması daha ziyade bizi ilgilendiriyor. Muhakkak, insanlar için ilk kurulan ev Mekke’de bulunan mübarek ve âlemlere doğru yolu gösteren Kâbe’dir. Orada açık alametlerle İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse emniyet içinde olur. İnsan aklının şimdilik çok zor veya imkansız gibi olan bu ifadelerin Bâtıni yönlerinin kavranması, bizim de anlayamayacağımız hususlardır. Ancak gönlümüze geldiği ve idrak edebildiğimiz kadarıyla iktifa edeceğiz.

Mevlam “errahman allemel Kur’an, halekal insan ve allemehul beyan” sırrını “errahman” dört ayeti cümlemize lütfetsin. Yukarıdaki ayetin açık ifadesinden de anlaşılacağı gibi insanlar için ilk kurulan ev Mekke’deki Kâbe’dir. O zamanki ismi Beytülatik. Kâbe-i Şerif hakkında ilgili kitaplarda çok geniş malumat vardır. Bizde kısaca onun evveliyatından bahsetmeye çalışalım. Rivayetler derler ki, Cenâb-ı Hakk Âdem (a.s)’ı cennetten çıkarınca yeryüzünde garip kalmasın diye onu cennetten bir arkadaş olmak üzere bir ev indirmişti. Bu ev bugünkü Kâbe’nin yerine konmuştu. Bu yerin seçilmesinin sebebi ise, dünya henüz gaz ve ateş yumağıyken, yavaş, yavaş o mahalden soğumaya başlamış, o mahalden bugünkü oluşumuna başlaması dolayısıyla da merkez olmuştur. Yani ilk kabuk tutmaya başlayan yeri orasıymış. Aradan geçen süre içerisinde nihayet Nuh Tufanıyla o tufanda, Cenâb-ı Hakk cennetten indirdiği Beytini tekrar gökyüzüne çekmiş ve Beytül mamur ismiyle meleklerine tavaf ettirmeye başlamıştır. Bu hususta değişik rivayetler var bu kelime-i Tevhid kitabında daha geniş malumat var bu manada. Öyle derler ki çok fazla meleğin tavaf etmesinden dolayı, bir meleğe tavaf ettikten sonra 70 bin sene sonra bile sıra gelmezmiş. Nihayet yine aradan bir müddet geçtikten sonra takriben günümüzden 5000 yıl kadar evvel, Cenâb-ı Hakk İbrahim (a.s) aynı yerde aynı temeller itibariyle beytini yapmasını ilham ve emir etmiştir. Yeri geldiğinde buraya tekrar değineceğiz. Ey aklı ve gönlü çalışan kardeşim, iyi bil ki Cenâb-ı Hakk âlemdeki bütün oluşumları senin bünyende de ferdi olarak var etti. Yani bu âlemde de ne kadar oluşum varsa onların hepsi bizde var, ufak, ufak. İşte bunlardan ilk var ettiği de senin gönlündür. Gönül âlemindir, yani Kâbe’ndir.

Mekke ise senin varlığındır. Bunları anlamaya çalış. Kâbe’nin kapısını aç orayı faaliyete geçir, yabancıları sokma varsa çıkar. Oradaki putları, gayrı sevgileri, gönlünden haktan başka ne varsa boşalt. Zira mana âleminde ağırlık istenmez. Âlemlere doğru yolu gösteren Kâbe’dir, buradaki âlemler sözü çok geniş manadadır. Belki bir gün Kâbe-i Şerifin olduğu koordinat bir hareket noktası olacak, diğer gezegenlerle irtibat kurmak için veya oradan gönderilecek sinyaller daha güçlü olup çok uzaklara kadar gidebilecek. Zaman bu ayetin hükmünü daha ileride açığa çıkaracaktır. Ancak biz bugün bize lazım olanı anlamaya çalışalım.

Belki de Kâbe-i Muazzama tam orta yerde oradan kullanılan aletlerle daha ilerilere uzaklaşabilecek. Çünkü âlemlere rahmettir diyor. Dünyaya rahmet demiyor, âlemlerle ilgisi var oranın. Orada açık alametler, bu ifadenin dahi hakikatine ulaşmak mümkün değildir, hele hiç görmeden. Görünce bazı hakikatler anlaşılır ancak tamamını anlamak belki çok seneler sonra ilim yoluyla çözülebilir. Orada açık alametler vardır diyor. Ancak gördüğümüz kadarıyla mücmel olarak yani toplu olarak bütün âlemleri kapsamına almış ve bünyesinde barındırmaktadır. Ayrıca bunun için Beytullah yani Allahın evi ismini almıştır. Oradaki mimarinin her taşının dahi bir ifadesi vardır, kısaca anlatmaya çalışırsak. Tavaf edilen yer cisimler âlemi, birinci kat Melekût âlemi, ikinci kat Ceberut âlemi üçüncü kat Lâhut âlemi, ortada duran Kâbe-i Şerifte İnsan-ı Kamil. Böylece Hazeratı Hamse, yani beş Hamse olarak tanımlanan ve 18 bin âlemi de kaplayan bu ifade, orada şeklini buluyor. Yani o Kâbe-i muazzama dediğimiz o külliye içerisinde, bütün âlemler mevcut. Tavaf edilen yer, yani ayakla basılıp, tavaf edilen yer Efal âlemi. Yani faaliyet âlemi, bizim bulunduğumuz bu âlemin tamamı, yeri göğüyle birlikte hepsiyle birlikte. Merdivenlerle çıkılan, yedi sekiz merdiven mi ne kadar var, birinci kat diyelim biz ona.

Birinci kat Melekût âlemi o direkler hep Esmaül Hünsanın zuhurları, tecellileri. Her bir Esmanın zuhuru var. Biz o Kâbe’deki veya herhangi bir yerdeki direkleri yukarısını tutuyor zannediyoruz değil mi? Yani tavanı tutuyor zannediyoruz, kökü aşağıda tavanı tutuyor zannediyoruz, değil tam tersi. Onlar yukarıdan aşağıya uzanan esma-i ilahiyeler her birisi. Yani gök âleminden yer âlemine uzanan manalar, ama görünüşte aşağıdan yukarısını tutan. Bu âlemden bahsederken, gökten bahsederken, direksiz gökyüzü halk ettik biz diyor. Hangi direk tutacak ki mana âlemini, gökyüzünü, o zaman Tuba ağacı gibi, kökleri gökte tecellileri aşağıda.

İşte Kâbe-i Muazzamanın direkleri aynen böyle. Allahın Sıfatlarını, İsimlerini Fiillerini mana âleminden, madde âlemine göndermekte. Tecelli ettirmekte. İşte yere bastığız zemin Efal âlemi, birinci kat merdivenle çıkılan yerler Esma âlemi, onun üstü yani ikinci kat diyelim Sıfat âlemi, onun üstü Ulûhiyet âlemi sonsuz, yani teras terasın üstü Ulûhiyet âlemi sonsuz. Ortadaki Kâbe-i muazzama da ortada durmuş Naz eder, sevgili, bu işler ezelidir ezeli, yeni değildir ezelidir. O da İnsan-ı Kamil yani Hakikat-i Muhamediye, yani Kâbe-i Muazzama, Safa ve Merve arası say mahalli de zaman tünelidir orası da, âlemin başlangıcından sonuna kadar ne varsa o tünelin içinde var. Yedi minare Sıfat-ı Subutiye o gün yedi minaresi vardı, şimdi dokuz minare oldu. Sıfat-ı Subutiye, Hayat İlim İrade Kudret Kelam Semi Basar, çevresindeki direkler ESMA’ÜL HÜSNA yeryüzüne tecellisi, 78 kapısının, bak o zaman ben saydım 78 kapısı vardı, şimdi 95 kapısı var, büyütüldü yani bu kitap okunduğunda bu numaralar yanlış verilmiş denirse şeyi o, o günkü haliyle bunlar. Eski haliyle 87’deki haliyle 78 kapısı var. O zaman numaraları yoktu, bunların üstünde. Ben saydım çevresinde dolaşarak, böyle tavaf ederek dışarıdan, küçüklü büyüklü alt girişi olan kapılar müstahdem girişi kapıları var, ana işte, ziyaretçilerin girişi, yani ibadet ehlinin girişi var, görevlilerin girişi var, ayrı, ayrı. 78 kapısının ayrı, ayrı ifadeleri, bunların hepsi daha göremediğimiz sonsuz manevi alametleri orada mevcuttur. Orada makam-ı İbrahim denilen İbrahim makamı vardır, bir de yer vardır.

Ziyaret yeridir, İbrahim (a.s) Kâbe’yi kurarken, üzerine çıkıp iskeleyi kullandı ve üzerinde ayak izlerinin bulunduğu camekanla muhafaza edilen Kâbe kapısı yönünde, takriben on metre kadar ilerisinde bulunan bir mahal, ziyaret yeri, hacıların tavaf namazlarını kıldıkları yerdir. İşte seninde gönlünde bir makam-ı İbrahim vardır, o makamda Tevhid başlar, gerçek tevhide giden yolun başlangıcıdır. Çünkü İbrahim (a.s) tevhidin babasıdır. “Kim oraya girerse emniyet içinde olur”, ayeti devam ediyoruz. İşte ister Mekke’deki Kâbe’ye gir, ister gönlündeki Kâbe’ye gir, her ikisinde de emniyet içinde olursun. Nefsin her türlü vesvese ve bozgunculuğundan kurtulursun “Maide 97” “Allah Kabeyi o Beyti Haramı, her bakımdan faydalanma vesilesi kıldı.” Her bakımdan insanlar ve insana fayda sağlar. Eğer o manzume oraya kurulmamış olsaydı bu işler hiç bilinmemiş olacak, kimse onlardan faydalanmayacaktı ve Sırr-ı İlahi meydana çıkamayacaktı.

29/10/1999 Cuma (Mekke-Ka’be) Terzi Baba[34]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)