Vekeeyyin min karyetin emleytu lehâ vehiye zâlimetun śümme eḣażtuhâ ve-ileyye-lmasîr(u)
Zalim oldukları halde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.
Zulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, sonunda onları yakalayıvermiştim. Dönüş ancak banadır.
Hac Suresi 48. ayet, Allah'ın zalim topluluklara mühlet vermesini ve ardından onları cezalandırmasını konu edinir. Ayet, ilahi adaletin tecellisini ve nihai dönüşün Allah'a olduğunu vurgulayarak, geçmiş kavimlerin akıbetinden ibret alınması gerektiğini dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karye' kelimesinin aslen 'toplamak, bir araya getirmek' anlamından geldiğini belirtir ve yerleşim yerlerine bu ismin verilmesinin sebebini, insanların orada toplanması olarak açıklar. Ayetteki 'nice karye' ifadesi, helak edilen birçok topluluğa işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karye' kelimesinin Kur'an'da hem yerleşim yeri hem de o yerleşim yerinin halkı anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, 'karye'nin halkının zulmüne ve onların helakine vurgu yapar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'emleytü' fiilinin 'mühlet verdim, erteledim' anlamına geldiğini belirtir. Ayette, Allah'ın zalimlere hemen ceza vermeyip onlara tövbe etmeleri veya hallerini düzeltmeleri için bir süre tanıdığına işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'imlâ''nın 'uzatmak, geciktirmek' manasına geldiğini ve bu bağlamda Allah'ın zalimlere azabı geciktirmesi, onlara uzun bir süre tanıması anlamına geldiğini açıklar. Bu, ilahi sabrın ve hikmetin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulüm' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ait olmadığı yere koymak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'hiye zâlime' ifadesi, o kasabaların (veya halkının) Allah'ın emirlerine karşı gelerek, haksızlık ve haddi aşma içinde olduklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve sadece başkalarına haksızlık etmekle kalmayıp, aynı zamanda Allah'a karşı gelmek ve O'nun sınırlarını aşmak anlamına da geldiğini ifade eder. Ayetteki 'zâlime' kelimesi, bu geniş kapsamlı günahkarlığı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'ahz' fiilinin Kur'an'da genellikle 'yakalamak, cezalandırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ahaztuhâ' ifadesi, Allah'ın mühlet verdiği zalim toplulukların sonunda ilahi azapla yakalandığını ve helak edildiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ahz' kelimesinin 'bir şeyi ele geçirmek, almak' gibi temel anlamlarının yanı sıra, Kur'an'da 'cezalandırmak, helak etmek' anlamında da kullanıldığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın mühletin ardından cezalandırıcı gücünü ortaya koyduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'masîr' kelimesinin 'sâra' fiilinden türediğini ve 'dönüş yeri, varış noktası' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ileyye'l-masîr' ifadesi, tüm varlıkların ve işlerin nihai dönüşünün yalnızca Allah'a olduğunu, O'nun hükmüne tabi olunduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'masîr' kelimesinin 'bir şeyin nihayet bulduğu yer veya durum' olduğunu açıklar. Bu ayette, Allah'ın kudretinin ve hükümranlığının mutlak olduğunu, her şeyin sonunda O'na döneceğini ve O'nun huzurunda hesap vereceğini ifade eder.
Hac Sûresi
“Vekeeyyin min karyetin emleytu lehâ vehiye zâlimetun sümme ehaztuhâ ve-ileyye-lmasîr(u)” Zalim oldukları hâlde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır. (22/48)