İçeriğe atla
Mü'minûn 100Cüz 18 · Sayfa 348

Mü'minûn Sûresi 100. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Le'allî a'melu sâlihan fîmâ terakt(u)(c) kellâ(c) innehâ kelimetun huve kâ-iluhâ(s) vemin verâ-ihim berzeḣun ilâ yevmi yub'aśûn(e)

(99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

Mü'minûn Sûresi

"Kellâ" (hayır!): Kendisine ölüm gelen bir kimse "Rabbim, beni (sâlih amel işlemek için) dünyâya geri gönder" diye yakarmakta, ancak Cenâb-ı Hakk "kellâ" (hayır!) ifâdesiyle bu isteği kesin bir biçimde reddetmektedir.

"İnnehâ kelimetun huve kâiluhâ" (Bu, sâdece onun söylediği (boş) bir sözden ibârettir): Bu ifâdeyi iki yönden düşünebiliriz. Birincisi, geriye dönüş mümkün olmadığı için söylenen söz boştur yâni faydasızdır. İkincisi, sözü söyleyen kişi lafzen tövbe ediyor gibi görünse bile, gönlünde pişmanlık yoktur.

Not: Duâda dil-kalp uyumsuzluğuna, (108)'inci âyete geldiğimizde daha detaylı olarak değineceğiz.

"Ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub'asûn" (Onların arkasında, tekrâr dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır): "Berzah" kelimesi "iki şey arasındaki engel" ma'nâsına gelir. Burada zâhiren, "ölümle başlayıp yeniden diriltilmeye (ba's) kadar sürecek olan ara dönem", "dünyâ ile âhiret arasındaki âlem" ve "kabir hayâtı" anlamlarında kullanılmıştır. Ölüm gerçekleşip kişi berzah âlemine geçtikten sonra artık dünyâya geri dönüşü mümkün değildir; çünkü artık imtihân sahası kapanmış ve amel defteri mühürlenmiştir.

Yukarıdaki ifâdelere bâtınî yönden bakarsak; "berzah", "şehâdet ve gayb âlemleri arasındaki köprü, sınır" olarak düşünülebilir. "Ölüm" ise "fenâ" hâli olup, kişinin o güne kadar gaybinde kalmış olan hakîkatini müşâhede etmesidir. Bu hâl ve müşâhededen sonra daha evvelki perdeli yaşantıya büsbütün geriye dönüş yoktur.


Âyet 101

فَاِذَا نُفِـخَ فِي الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ

Fe izâ nufiha fis sûri fe lâ ensâbe beynehum yevme izin ve lâ yetesâelûn.

Sûr'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)