İçeriğe atla
Mü'minûn 101Cüz 18 · Sayfa 348

Mü'minûn Sûresi 101. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Fe-iżâ nufiḣa fî-ssûri felâ ensâbe beynehum yevme-iżin velâ yetesâelûn(e)

Sur'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.

Mü'minûn Sûresi

"Sûr" lügatte "ses çıkaran eğri boynuz" ma'nâsına gelir. İsrâfîl (a.s.) sûra ilk üflediğinde kıyâmet kopacak ve bütün canlılar ölecek, ikinci defa üflediğinde ise ölüler tekrâr dirilecektir.

Âyette zâhiren, Sûr'a üfürüldüğünde yaşanacak olan dehşet ve telâş nedeniyle, insânların kendi derdine düşüp en yakınlarını dahi unutacağı bildirilmektedir.

Not: Müfessirler, "lâ yetesâelûn" "birbirlerini sormazlar" ifâdesini kıyâmet dehşetinin ilk safhası olarak yorumlayıp, başka âyetlerde görülen karşılıklı konuşmaların daha sonraki safhalarda olacağını söylerler.

Bâtınen, İsrâfîl (a.s.)'dan maksad İnsân-ı Kâmil'dir. Üflemeden kasıt sâlikin irşâdıdır. Birincide kendisine Rûhü'l Kuds üflenir ve fenâ-fillâha ulaşır, Hakk'ta fânî olur, izâfî benliği yok olur. İkincide ise Rûhü'l Âzâm üflenir ve bakâ-billâh mertebesinde yeni, ilâhî bir kimlikle tekrâr kendine gelir. Ancak, artık o fenâya giden kimse değildir; geçmişteki beşerî nispetleri ve bağları kalmamıştır. Dikkat edilmesi gereken husûs, bu şuurda ve idrâkte yaşanacak bir hâldir, zâhir âlemde oranın kuralları geçerlidir.


Âyet 102

فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn.

Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.



Âyet 103

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ

Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn.

Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyâna uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)