İçeriğe atla
Mü'minûn 102Cüz 18 · Sayfa 348

Mü'minûn Sûresi 102. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Femen śekulet mevâzînuhu feulâ-ike humu-lmuflihûn(e)

Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

Mü'minûn Sûresi

Zâhiren, mahşerde herkesin (sâlih) amellerinin tartılacağı, kimin tartısı ağır gelirse onun cehennem azâbından kurtularak felâh bulacağı yâni cennete gideceği ve kimin de tartısı hafif gelirse hüsrâna uğrayıp ebedî olarak cehenneme atılacağı ifâde edilmektedir.

Bâtınen tartıya çıkacak olan kalplerde bulunan ilâhî ma'rifettir. Kalpleri ma'rifetle dolu olan kimseler, beşeriyet kaydından ve vehmî benlik zindanından kurtularak vahdet sancağının altında ebedî saadet ve huzûr bulur. Nefsinin hevâ ve hevesinin peşinden koşarak ömrünü tüketen kimseler ise bu ma'rifet ağırlığından yoksundur ve ebedî olarak Hakk'tan ayrı ve perdelenmiş olarak hüsrânda kalacaklardır.

"Hasirû enfusehum" (nefslerini hüsrâna (ziyâna) uğratanlar) kendi özlerindeki hakîkatleri idrâk ve müşâhede edemeden bu dünyâdan ayrılan kimselerdir.

Konumuzla ilgisi dolayısıyla, Terzi Baba'nın 44 numaralı Â'râf Sûresi isimli kitabından bir bölümü buraya ilâve edelim.


(8) (Vel veznu yevme izinil hakk, fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn.)

"O gün (amelleri tartacak) terâzi haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtulanlardır." Terâzide tartılacak en büyük malzeme kişinin kendi hakîkatini idrâk ederek kendi ağırlığını terâziye koymasıdır. Amellerin terâziye konması başka, kişinin kendi şahsiyetinin terâziye konması başka bir şeydir.

İnsânoğlu kendisini ne kadar iyi tanır ve kendisindeki "ve nefahtü" yü (15/29) ne kadar güzel meydana çıkarırsa ağırlığı o kadar artar. Terâzide onun ağırlığını karşılayacak her hangi bir şey olamayacaktır, işte onlar en üst mertebeden kurtuluşa erenlerdir. İsim ve sıfât mertebesinde fiiller ile kurtuluşa ermek mümkündür fakat Zât mertebesindeki terâzinin ağırlığı için yeterli değildir.

(9) (Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hâsirû enfusehum bimâ kânû biâyâtinâ yazlimûn.)

"Kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar da Âyetlerimize haksızlık etmelerinden ötürü kendilerini ziyâna sokanlardır." Kendilerine zâhir âlem olan "Kûr'ân-ı tafsilî"de gösterdiğimiz İlâh-î hakîkatleri idrâk etmediler, nefslerindeki İlâh-î hakîkatleri de idrâk etmediler ve ortaya bir ağırlık koyamayıp hafif bir hayât yaşadılar, nefsânî yaşadıkları bu hayâtlarını hayâl ve vehîm üzerine kurdukları bir bilgi ile yaşadılar.

Ağırlıktan kasıt basit malzemelerin miktar ağırlığı değildir, ma'nâların asâleti yönünden ağırlıdır. Cenâb-ı Hakk'ın verdiği bir "ve nefahtü" ma'nâsı ve hakîkati yönünden bütün âlemlerden daha ağır gelir. “ İz- -T-B- ”


Âyet 104

تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ

Telfehu vucûhehumun nâru ve hum fîhâ kâlihûn.

Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar.