Vemen ḣaffet mevâzînuhu feulâ-ike-lleżîne ḣasirû enfusehum fî cehenneme ḣâlidûn(e)
Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.
Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.
Mü'minûn Suresi 103. ayet, kıyamet gününde amellerin tartılması ve bunun sonucunda insanların akıbetini ele almaktadır. Ayet, özellikle amelleri hafif gelenlerin durumunu ve cehennemdeki ebedi ikametlerini vurgulayarak, ahiret sorumluluğunun önemini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haffet' kelimesinin asıl anlamının bir şeyin ağırlığının azalması olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda ise bu, kişinin ahiretteki amellerinin, özellikle sevaplarının, tartıda az gelmesi ve dolayısıyla cezasının ağırlaşması anlamına gelir. Bu, manevi bir hafifliği ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'haffet mevâzînuhû' ifadesini mecazi bir anlatım olarak değerlendirir. Burada tartının hafif gelmesi, kişinin Allah katındaki değerinin ve amellerinin karşılığının az olması, yani günahlarının sevaplarından ağır basması demektir. Bu, bir tür değersizliği ve hüsranı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mevâzîn' kelimesinin 'mîzân'ın çoğulu olduğunu ve ahirette amellerin tartılacağı manevi tartıları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'haffet mevâzînuhû' ifadesi, kişinin sevaplarının bu tartıda az gelmesi, dolayısıyla günahlarının ağır basması durumunu anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mîzân' kelimesinin hem maddi tartı aletini hem de adalet ve ölçü anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'mevâzîn' ise, amellerin tartıldığı ilahi adalet ölçüsünü temsil eder. Bu tartının hafif gelmesi, kişinin Allah katındaki değerinin ve amellerinin karşılığının düşük olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mîzân' kavramının Kur'an'da sadece bir tartı aleti olmaktan öte, ilahi adaletin ve kozmik düzenin bir sembolü olduğunu vurgular. 'Mevâzîn'in hafif gelmesi, kişinin bu ilahi düzene aykırı hareket ettiğini ve ahiretteki hesabının olumsuz sonuçlandığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'husran' kelimesinin asıl anlamının sermayeyi kaybetmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'hasirû' ifadesi, kişinin ahiret sermayesi olan iman ve salih amellerini kaybetmesi, dolayısıyla ebedi kurtuluşu yitirmesi anlamına gelir. Bu, en büyük ziyandır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'husran'ın hem dünyevi hem de uhrevi kayıpları ifade ettiğini ancak Kur'an'da genellikle uhrevi kayıp bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'hasirû' ise, kişinin cenneti ve Allah'ın rızasını kaybetmesi, cehenneme müstahak olması anlamında kullanılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'husran' kavramının Kur'an'da genellikle 'kâr' (falah) kavramının zıddı olarak kullanıldığını ve kişinin nihai kurtuluşu elde edememesi durumunu ifade ettiğini açıklar. Bu ayetteki 'hasirû enfusehum' ifadesi, kişinin kendi benliğini, yani ebedi saadetini kaybetmesi anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nefs' kelimesinin hem ruhu hem de bedeni kapsayan insan varlığının özünü ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hasirû enfusehum' ifadesi, kişinin sadece maddi bir kayba uğramakla kalmayıp, kendi varlığını, ebedi saadetini ve Allah katındaki değerini kaybetmesi anlamına gelir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nefs'in farklı bağlamlarda farklı anlamlara gelebileceğini, ancak burada kişinin kendi zatını, benliğini ve ahiretteki akıbetini ifade ettiğini belirtir. 'Nefislerini kaybetmeleri', onların ebedi azaba duçar olmaları demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd' kelimesinin bir şeyin uzun süre kalması veya ebediyen devam etmesi anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hâlidûn' ifadesi, cehennem ehlinin azabının kesintisiz ve sonsuz olacağını, oradan asla çıkamayacaklarını vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hulûd'un Kur'an'da genellikle ahiret bağlamında kullanıldığını ve cennet veya cehennemdeki ebedi ikameti ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'hâlidûn' ise, cehennemde kalışın süresiz ve nihai olduğunu açıkça ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hulûd' kavramının Kur'an'daki kullanımının, sadece uzun süreli kalıştan ziyade, sonu olmayan, ebedi bir ikameti ifade ettiğini vurgular. Bu, cehennem azabının şiddetini ve kalıcılığını pekiştiren bir anlam taşır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.