İçeriğe atla
Mü'minûn 105Cüz 18 · Sayfa 349

Mü'minûn Sûresi 105. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Elem tekun âyâtî tutlâ ‘aleykum fekuntum bihâ tukeżżibûn(e)

Allah, "Ayetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der.

Mü'minûn Sûresi

Bu sorudan maksad bilgi almak değil, işlenen suçu ilân etmektir. Zâhiren, dünyâda kendilerine Kur'ân'ın okunduğunu ancak onların vahyi tasdîk etmeyip inkâr ettiklerini bildirmektedir.

Bâtınen bakıldığında, âyetten kasıt sâdece mushaftaki harfler değildir. Bütün bu kâinat, her bir zerre, her bir olay, Hakk'ın "ayetleri" yâni işâretleridir. Diğer bir ifâdeyle zuhûr ve tecellîleridir. İnsânın kendi varlığı (enfüs) ve dış dünyâ (âfak) okunmayı bekleyen iki büyük kitaptır.

Bu hakîkat Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle bildirilmiştir: "Se nurîhim âyâtinâ fîl âfâkı ve fî enfusihim" (Onlara âyetlerimizi ufuklarda ve kendi nefislerinde göstereceğiz) (Fussilet 41/53) ve "Ve fîl ardı âyâtun lil mûkınîne. Ve fî enfusikum, e fe lâ tubsirûn." (Yeryüzünde yakîn sahipleri için birçok âyetler vardır; kendi nefislerinizde de! Hâlâ görmüyor musunuz?) (Zâriyât 51/20-21).

Ancak, ehl-i küfür kesret ile kayıtlandıklarından, vahdeti ve onun âyetlerini inkâr ederler. Tecellîde takılıp kalır, Mütecellî'den (tecellî edenden) gâfil olurlar.


Âyet 106

قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ

Kâlû rabbenâ galebet aleynâ şıkvetunâ ve kunnâ kavmen dâllîn.

Derler ki: "Rabbimiz, şekâvetimiz bize galebe etti; biz dalâlette bir topluluk idik."



Âyet 107

رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ

Rabbenâ ahricnâ minhâ fe in udnâ fe innâ zâlimûn.

"Rabbimiz, bizi buradan çıkar; eğer (yeniden) dönersek, gerçekten zâlimler oluruz."