İçeriğe atla
Mü'minûn 108Cüz 18 · Sayfa 349

Mü'minûn Sûresi 108. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Kâle-ḣseû fîhâ velâ tukellimûn(i)

Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.

Mü'minûn Sûresi

Âyet, duânın kabul şartının güzel söz değil samîmiyet ve kalp doğruluğu olduğunu bildirir.[13] Yorumunu evvelâ Mesnevî-i Şerîf'in Ahmed Avni Konuk şerhinden alalım (Cilt 5, sayfa 61-62).


171. Çok duâlar onun kokusundan redd olunur. O eğri kalb dilinde görünür.

"Duâ" talep ma'nâsınadır, ya'nî birçok sevimli elfâz (sözler) ile terkîb edilmiş olan duâlar ve talepler, mahzâ (yalnızca) bâtının eğri olmasından dolayı makbûl-i ilâhî olmayıp merdûd (reddedilmiş) olur. Zîrâ talebde esâs bâtındır. Başka düşünüp başka söylemek münâfıklıktır. Nitekim Hak Teâlâ onları takbîhen (ayıplayarak): (Feth, 48/11) "Kalblerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler" buyurur. Binâenaleyh o kalbdeki eğriliğin kokusu, o süslü elfâzı (sözleri) mahmûl (güzel) olan nefeslere yoldaş olup lisân-ı zâhirde görünür. Meselâ bir kimse bâtınında fısk-u fücûr düşünüp dururken, lisânıyla: "Yâ Rab bana servet ihsân et, fakirlere infâk edeyim!" diye duâ etse, Cenab-ı Hak onun kalbine nazır olduğundan bu duâsını red buyurur…

172. O duânın cevâbı "ihseû" gelir. Her degâ'nın sezâsı redd sopası olur.

"Degâ" "hile" demektir, ya'nî bâtını eğri olduğu hâlde zâhiren düzgün ve fasîh elfâz (belagatli sözler) ile edilen duâ ve talebin cevâbı Hak tarafından "İhseû!" ya'nî "Hoşt!" gelir. Zîrâ her hîlenin lâyıkı red sopasıdır. Nitekim kâfirlerin âlem-i âhirette azâbları şiddetlendiği vakit, duâya başlayıp (Mü'minûn, 23/106) "Ey bizim Rabbimiz, bize şekâvetimiz (bedbahtlığımız) galebe etti ve biz dalâlete düşmüş olan taifeden olduk" derler. Hak Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri onlara cevâben (Mü'minûn, 23/108) "Hoşt! Susun, orada dırlanıp durmayın!" buyurur.

173. Eğer senin sözün eğri, ma'nân doğru olursa, o lafız eğriliği Hudâ'nın makbûlüdür.

Eğer senin sözünde fesâhatin (dilin açıklığı, düzgünlüğü) ve belâgatın (etkili anlatım) olmasa ve kelimeleri yanlış telaffuz etsen bile, ma'nân ve murâdın doğru ve selîm olursa, senin lafzı yanlış ve ma'nâsı düzgün olan duânı Hak Teâlâ hazretleri kabûl buyurur.


İnkâr ehlinin Hakk'tan almış olduğu bu cevap, zâhirde kahır gibi görünse de, isti'dâda uygun bir mahalle yerleştirme bakımından bâtında Hakk'ın "Adl" ve "Rahmet" tecellîsidir.

"(Kâle) ihse'û fîhâ" (Hoşt! Alçaltılmış olarak orada kalın!): "İhsa'" kökü Arapça'da hayvân (özellikle köpek) kovarken kullanılan sert bir sesleniştir. Burada, önceki iki âyette Hakk'a iletilen talebin geçersiz ve hükümsüz olduğunu gösterir.

"İhse'û" emri, her varlığın ilâhî ilimdeki ayn‑ı sâbitesinin gerektirdiği menzile konulmasıdır; "ezelî isti'dâdınız böyleydi ve bu isti'dâd üzere zuhûra gelmeyi talep etmiştiniz, şimdi o hakîkatinizde karar kılın ve sükûnet bulun", demektir.

"Ve lâ tukellimûn" (Ve Benimle konuşmayın!): Bu söz, gerçekleşmesi imkânsız olan talepleri sona erdiren Celâl görünümlü bir rahmet tecellîsidir. Susma emri, artık gerçekleşmeyecek talebin peşinde debelenme azâbını sonlandırır ve kişiyi hükmüne râzı olmaya iter.


Âyet 109

اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ

İnnehu kâne ferîkun min ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrur râhımîn.

Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)