Kâle-ḣseû fîhâ velâ tukellimûn(i)
Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.
(Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık.
Bu ayet, kıyamet gününde Allah'ın inkarcılara hitabını ve onların durumunu tasvir etmektedir. Ayet, özellikle inkarcıların müminlere karşı takındıkları alaycı tavrı ve bunun sonuçlarını vurgulamaktadır. Seçilen anahtar kavramlar, bu ilahi hitabın sertliğini, inkarcıların aşağılanmasını ve müminlerin sabrının mükafatlandırılmasını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'خسأ' kelimesinin kovmak, uzaklaştırmak ve aşağılamak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın inkarcıları rahmetinden uzaklaştırıp hor ve hakir bir şekilde cehenneme atmasını ifade eder. Bu, onların dünyadaki kibirlerine karşılık bir aşağılanmadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'اخسئوا' ifadesini 'uzaklaşın, kovulun' şeklinde açıklar. Bu, köpeklerin kovulması gibi bir aşağılama ve hor görme anlamı taşır. Ayetteki bağlamda, inkarcıların Allah'ın huzurundan kovulması ve azaba mahkum edilmesi mecazını içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'kovulma' ve 'uzaklaştırılma' kavramlarının ilahi gazap ve cezalandırma ile yakından ilişkili olduğunu belirtir. 'İhsa' kelimesi, sadece fiziksel bir uzaklaştırma değil, aynı zamanda manevi bir aşağılama ve ilahi lütuftan mahrum bırakılma anlamını da taşır. Ayetteki bu emir, inkarcıların nihai akıbetini ve Allah katındaki değersizliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'تكلمون' kelimesinin 'konuşmak, hitap etmek' anlamında olduğunu belirtir. Ayetteki nehiy (yasaklama), inkarcıların artık Allah'tan merhamet dileme veya kendilerini savunma haklarının kalmadığını, zira dünyadayken bu fırsatı değerlendirmediklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'كلام' kelimesinin 'anlam ifade eden ses' olduğunu ve burada Allah'ın inkarcılarla olan iletişimini kestiğini ifade ettiğini belirtir. Bu, onların dualarının kabul edilmeyeceği ve şefaatlerinin geçersiz olacağı anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, ilahi gazabın ve ümitsizliğin bir göstergesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kelime' kökünün Kur'an'da genellikle 'söz, hitap, emir' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Buradaki 'tükellimuni' ifadesi, Allah'ın inkarcılarla olan diyalog kapısını tamamen kapattığını, onların artık herhangi bir mazeret veya talepte bulunamayacaklarını semantik olarak vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'أخذ' fiilinin 'bir şeyi ele geçirmek, edinmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'İttihaz' (تتخذوهُمْ) ise bir şeyi kendine mal etmek, bir şeye dönüştürmek anlamındadır. Ayetteki kullanımı, inkarcıların müminleri alay ve eğlence objesi haline getirmelerini, onları küçümsemelerini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'اتخاذ' kelimesinin bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak veya benimsemek anlamında olduğunu açıklar. Burada inkarcıların müminleri 'sihriyyen' (alay konusu) olarak benimsemeleri, onların imanlarına ve yaşantılarına karşı takındıkları aşağılayıcı tavrı gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نسيان' kelimesinin 'bir şeyi akıldan çıkarmak, unutmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'نسيتم ذكري' ifadesi, inkarcıların müminlerle alay etmeleri yüzünden Allah'ı anmayı, O'nun ayetlerini ve ahiret gününü unuttuklarını, dolayısıyla gaflete düştüklerini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'نسيان'ın bazen 'terk etmek' anlamında da kullanıldığını ifade eder. Bu bağlamda, inkarcıların Allah'ı anmayı terk etmeleri, O'nun emirlerine ve yasaklarına uymamaları, dolayısıyla ilahi rehberlikten yüz çevirmeleri anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'unutma' kavramının sadece hafıza kaybı değil, aynı zamanda 'ihmal etme, terk etme ve umursamama' anlamlarını da taşıdığını vurgular. İnkarcıların Allah'ı anmayı unutması, onların ilahi mesajı ve ahiret sorumluluğunu bilinçli olarak göz ardı etmelerini ve bunun sonucunda sapkınlığa düşmelerini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'فوز' kelimesinin 'istenen şeye ulaşmak, kurtuluşa ermek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'هم الفائزون' ifadesi, müminlerin dünyadaki sıkıntılara ve alaylara sabretmeleri sonucunda ahirette ilahi rızaya, cennete ve ebedi kurtuluşa nail olacaklarını kesin bir dille ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'فوز' kelimesini 'zafer kazanmak, başarıya ulaşmak' olarak açıklar. Bu bağlamda, müminlerin inkarcıların alaylarına rağmen imanlarında sebat etmeleri, nihai zaferin ve kurtuluşun kendilerine ait olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fevz' kavramının Kur'an'da genellikle 'büyük başarı, kurtuluş ve ebedi mutluluk' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki kullanımı, müminlerin dünyadaki zorluklara karşı gösterdikleri sabrın, ahiretteki en büyük mükafat olan cennetle sonuçlanacağını semantik olarak vurgular.
Mü'minûn Sûresi
Âyet, duânın kabul şartının güzel söz değil samîmiyet ve kalp doğruluğu olduğunu bildirir.[13] Yorumunu evvelâ Mesnevî-i Şerîf'in Ahmed Avni Konuk şerhinden alalım (Cilt 5, sayfa 61-62).
171. Çok duâlar onun kokusundan redd olunur. O eğri kalb dilinde görünür.
"Duâ" talep ma'nâsınadır, ya'nî birçok sevimli elfâz (sözler) ile terkîb edilmiş olan duâlar ve talepler, mahzâ (yalnızca) bâtının eğri olmasından dolayı makbûl-i ilâhî olmayıp merdûd (reddedilmiş) olur. Zîrâ talebde esâs bâtındır. Başka düşünüp başka söylemek münâfıklıktır. Nitekim Hak Teâlâ onları takbîhen (ayıplayarak): (Feth, 48/11) "Kalblerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler" buyurur. Binâenaleyh o kalbdeki eğriliğin kokusu, o süslü elfâzı (sözleri) mahmûl (güzel) olan nefeslere yoldaş olup lisân-ı zâhirde görünür. Meselâ bir kimse bâtınında fısk-u fücûr düşünüp dururken, lisânıyla: "Yâ Rab bana servet ihsân et, fakirlere infâk edeyim!" diye duâ etse, Cenab-ı Hak onun kalbine nazır olduğundan bu duâsını red buyurur…
172. O duânın cevâbı "ihseû" gelir. Her degâ'nın sezâsı redd sopası olur.
"Degâ" "hile" demektir, ya'nî bâtını eğri olduğu hâlde zâhiren düzgün ve fasîh elfâz (belagatli sözler) ile edilen duâ ve talebin cevâbı Hak tarafından "İhseû!" ya'nî "Hoşt!" gelir. Zîrâ her hîlenin lâyıkı red sopasıdır. Nitekim kâfirlerin âlem-i âhirette azâbları şiddetlendiği vakit, duâya başlayıp (Mü'minûn, 23/106) "Ey bizim Rabbimiz, bize şekâvetimiz (bedbahtlığımız) galebe etti ve biz dalâlete düşmüş olan taifeden olduk" derler. Hak Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri onlara cevâben (Mü'minûn, 23/108) "Hoşt! Susun, orada dırlanıp durmayın!" buyurur.
173. Eğer senin sözün eğri, ma'nân doğru olursa, o lafız eğriliği Hudâ'nın makbûlüdür.
Eğer senin sözünde fesâhatin (dilin açıklığı, düzgünlüğü) ve belâgatın (etkili anlatım) olmasa ve kelimeleri yanlış telaffuz etsen bile, ma'nân ve murâdın doğru ve selîm olursa, senin lafzı yanlış ve ma'nâsı düzgün olan duânı Hak Teâlâ hazretleri kabûl buyurur.
İnkâr ehlinin Hakk'tan almış olduğu bu cevap, zâhirde kahır gibi görünse de, isti'dâda uygun bir mahalle yerleştirme bakımından bâtında Hakk'ın "Adl" ve "Rahmet" tecellîsidir.
"(Kâle) ihse'û fîhâ" (Hoşt! Alçaltılmış olarak orada kalın!): "İhsa'" kökü Arapça'da hayvân (özellikle köpek) kovarken kullanılan sert bir sesleniştir. Burada, önceki iki âyette Hakk'a iletilen talebin geçersiz ve hükümsüz olduğunu gösterir.
"İhse'û" emri, her varlığın ilâhî ilimdeki ayn‑ı sâbitesinin gerektirdiği menzile konulmasıdır; "ezelî isti'dâdınız böyleydi ve bu isti'dâd üzere zuhûra gelmeyi talep etmiştiniz, şimdi o hakîkatinizde karar kılın ve sükûnet bulun", demektir.
"Ve lâ tukellimûn" (Ve Benimle konuşmayın!): Bu söz, gerçekleşmesi imkânsız olan talepleri sona erdiren Celâl görünümlü bir rahmet tecellîsidir. Susma emri, artık gerçekleşmeyecek talebin peşinde debelenme azâbını sonlandırır ve kişiyi hükmüne râzı olmaya iter.
اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ
İnnehu kâne ferîkun min ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verhamnâ ve ente hayrur râhımîn.
Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.