İçeriğe atla
Mü'minûn 109Cüz 18 · Sayfa 349

Mü'minûn Sûresi 109. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

İnnehu kâne ferîkun min ‘ibâdî yekûlûne rabbenâ âmennâ faġfir lenâ verhamnâ veente ḣayru-rrâhimîn(e)

Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.

Mü'minûn Sûresi

"Ferîkun min ibâdî" ("Benim kullarım"dan bir zümre): "Ferîk" "küçük ve seçkin bir grup" demektir. Osmanlı döneminde orduda "tümgeneral" rütbesini ifâde etmek için de kullanılmaktaydı. "İbâdi" kelimesi "Benim kullarım" anlamına gelir; Hakk'ın Zâtî tecellîsine mazhâr olmuş ârif kimseleri ifâde eder.

"Rabbenâ" (Rabbimiz): Daha evvel de belirtildiği gibi, her varlığın bir "rabb‑i hâssı" (ona özel terbiyeci bir esmâsı) vardır; fakat bu âyette bahsedilen kullar cem hâlinde "Rabbimiz" diyerek rubûbiyyetlerin kaynağı olan "Rabbü'l‑Erbâb"a yönelirler. Bu çoğul hitap, kesretten vahdete, fark'tan cem'e geçiş işâretidir.

"Âmennâ" (Îmân ettik): Burada "taklîdî îmân"dan değil, "şuhûdî îmân"dan yâni "îkân"dan bahsedilmektedir. Onların îmânları, Vücûd'un tek olduğunu, kendilerinin ise O'nun bir tecellîsi olduğunu müşâhedeli olarak bilmektir.

"Fagfir lenâ" (Bizi bağışla, ört): "Fagfir" kelimesi "örtmek, kalkan olmak, kusuru perdelemek" ma'nâsındaki (ğ‑f‑r) kökünden gelir. En büyük kusur, kendine âit müstakil bir varlık vehmetmektir. Mağfiret istemek, bu vehîm perdesinin kaldırıl-masını dilemektir. Yâni talep şudur: "Ya Rab, bizim şu vehmî 'benliğimizi', kendi ezelî ve ebedî varlığınla ört!" Ârifler zâten "fenâ"ya ulaşarak vehmî benliklerini ortadan kaldırmışlardır, ancak çevredekilere örnek olmak ve yol göstermek için böyle duâ ederler.

"Verhamnâ" (Bize rahmet et): Rahmet, umûmî (genel) ve husûsî (özel) olmak üzere iki türlüdür. Cenâb-ı Hakk genel rahmetiyle âlemdeki tüm mevcûdâta rahmet etmiş, onlara birer kimlik vererek âlemlerde zuhûra getirmiş, zuhûra getirmekle de kalmayıp her an özünden gelen her türlü ihtiyacını da ona vermektedir. Özel rahmet ise, kendi hakîkatini idrâk ve müşâhede etmektir, ehline ve gerekli gayreti gösterene verilir. İşte "Verhamnâ" derken talep edilen, zâhiren genel rahmetten olan paylarının korunup korunup kemâle ermesi ve bâtınen Zâtî müşâhede şuurlarının artmasıdır.

"Ente hayrur râhımîn" (Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın): Her ne kadar Senin rahmet fiillerin merhamet eden mahlûkâtın ile zâhir olsa da, Sen âlemdeki bütün rahmet tecellîlerinin kaynağısın, onlar Senin "Rahîm" esmânın gölgesidir, demektir. Bu husûsta daha geniş îzâhât (118)'inci âyette gelecektir.


Âyet 110

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِياًّ حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ

Fettehaztumûhum sıhriyyen hattâ ensevkum zikrî ve kuntum minhum tadhakûn.

Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)