İçeriğe atla
Mü'minûn 110Cüz 18 · Sayfa 349

Mü'minûn Sûresi 110. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Fetteḣażtumûhum siḣriyyen hattâ ensevkum żikrî vekuntum minhum tedhakûn(e)

Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.

Mü'minûn Sûresi

Bu âyet, Allâh'ın sûretâ zayıf ve fakir görünen kullarına karşı takınılan küçümseyici tavrın, alay edenleri nasıl gaflete sürüklediğini anlatır.

"Fettehaztumûhum sıhriyyen" (Ama siz onları alay konusu edindiniz): Buradaki "hum" (onlar) zamiri sıradan kimseleri değil, bir önceki âyette Cenâb-ı Hakk'ın "ibâdi" (Benim Zâtî kullarım) diye hitap ettiği özel zümreyi ifâde etmektedir.

"Sıhriyyen" kelimesi "alay etmek, hafife almak" anlamlarına gelir. Aynı kökten gelen "teshîr" kelimesi ise "boyun eğdirme" ma'nâsındadır ki buradan, "siz onları alaya aldığınızı zannederken aslında kendinizi hakîkate kapatacak bir bağımlılığa soktunuz" yorumuna ulaşılır.

Ehl-i küfür, basîretleri kapalı ve bâtın gözleri kör olduğundan, Hakk'ın Zâtî kullarının "sûret"ine nazar edip, içlerindeki "sîret"i yâni ilâhî hakîkatleri göremediler ve bu sebeple onları basit ve âciz varlıklar zannedip onlarla alay ettiler. Farkında olmadan, onlarda tecellî eden Hakk'ın esmâlarıyla alay etmiş oldular ki, bu Hakk'a karşı işlenmiş büyük bir saygısızlıktır.

"Ve kuntum minhum tadhakûn" (Ve siz onlara gülüyordunuz): Bu gülüşün kaynağı, kâfirlerin kibir ve cehâletidir. Kibirlidirler, çünkü zâhiren kendilerini mü'min kullardan üstün görmektedirler. Câhildirler, çünkü o kulların bâtındaki hakîka-tinden habersiz olup, zâhire bakarak isâbetsiz hüküm verirler.

Dış görünüşe bakarak insânlar hakkında verilen hükmün yanıltıcı olabileceğine dâir, Efendimiz (s.a.v.) bir hadîste şöyle buyurmuştur: "Nice saçı başı dağınık, kapılardan kovulan kişi vardır ki Allâh adına yemin etse Allâh onu doğrular."

"Hattâ ensevkum zikrî" (O kadar ki, size Zikrimi unutturdular): Hakk'ın velîleri, cilâlanmış bir ayna gibidir; karşılarına gelenin hâlini ve niyetini olduğu gibi yansıtırlar. Onların huzûruna kibir ve istihzâ ile gelen kişi, aslında Hakk'ın Celâlî sıfatlarının tecellîsine tâlip olmuştur. Velînin kalbi, bu talebe uygun olarak, o kişiye Mudill isminin bir tecellîsini yansıtır. Dolayısıyla "unutturan" bizzât kişinin kendi ameli ve hâli olur.

Bu yaşantının îzâhını, Mesnevî-i Şerîf, Ahmed Avni Konuk şerhinden alalım (Cilt 1, sayfa 501-502).


Bu âyet-i kerîme(ler), ashâb-ı suffa ve fukarâ-yı ashâb hakkında nâzil olmuştur. Bu zevât-ı kirâmın her birisi, nazar-ı Peygamberî ile makâm-ı velâyete kadem basmışlar idi. Müşrikler kendilerine karşı ta'rîz (iğneleme) ve istihzâ ettikçe, onlar bu terbiyesizlerin şekâveti (bedbahtlığı) müzdâd (artmış) olmak için Hak fikrini büsbütün onlara unuttururlar idi. İşte bu da, evliyânın kalblerdeki tasarrufâtına açık bir delildir.

1703. Mâdemki tezkîre ve nisyâna kâdirdirler, halâıkın hepsinin gönülleri üzerinde kâhirdirler.

Ya'nî mâdemki evliyâullâh bir şeyi insânın hatırına getirmeğe ve hatırına gelen bir şeyi de bozmağa ve unutturmağa kâdirdir, o hâlde halâıkın gönülleri üzerinde kuvvet-i kâhire ile tasarruf sâhibi olmuş olur.

1704. O nazar yolunu nisyân ile bağladığı vakit, hüneri olsa da iş yapamaz.

Ya'nî bir kimse ne kadar ilim ve akıl ve hüner sâhibi olursa olsun, veliyy-i kâmil onun nazar-ı aklîsinin yolunu unutturmak sûretiyle bağlarsa, hiçbir şey bilmez ve elinden de hiçbir iş çıkamaz bir hâle gelir.

1705. Siz ehl-i sümû'yu maskara zannettiniz. Kur'ân'dan "ensevküm"e kadar okuyunuz.

Ey ilm-i zâhirlerine ve zekâlarına mağrûr olan kimseler! Ma'nen yüksek mertebe sâhiplerini siz, "bunlar hurâfât ile meşgûl birtakım zavallılardır" diye eğlendiniz ve onları maskara zannettiniz. Eğer Kur'ân-ı Kerîm'e îmânınız varsa, "ensevküm"e kadar "Kad eflaha" sûre-i şerîfesindeki âyet-i kerîmeyi Kur'ân'dan okuyunuz ve hâlinizin vehâmetini anlayınız!..

1706. Köy sâhibi cisimlerin pâdişâhıdır; gönül sâhibi sizin gönlünüzün şâhıdır.

Şehirlere ve köylere mutasarrıf olan pâdişâhlar ve hükümdârlar, ecsâm-ı zâhirenin pâdişâhlarıdır; onların tasarrufları kendilerinin hayâtına bağlıdır. Öldükten sonra tasarruf nâmına hiçbir şeyleri kalmaz; fakat gönül sâhibi olan evliyâullâh, âlem-i ma'nâdan olan sizin gönüllerinizin üzerinde mutasarrıf olan şâhlardır; binâenaleyh bunların tasarrufları gönülde olduğu için, tasarruf-ı sûrî sâhibi olan pâdişâhların gönüllerinde de tasarruf ederler. Binâenaleyh tasarrufları hem sûrete ve hem de âlem-i ma'nâya âid olur.


Âyet 111

اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ

İnnî cezeytuhumul yevme bimâ saberû ennehum humul fâizûn.

Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükâfâtlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)