İçeriğe atla
Mü'minûn 112Cüz 18 · Sayfa 349

Mü'minûn Sûresi 112. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Kâle kem lebiśtum fî-l-ardi ‘adede sinîn(e)

Allah, (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar.

Mü'minûn Sûresi

Bu üç âyette, dünyâ hayâtının kısalığına ve geçiciliğine, âhirete varıncaya kadar birçoklarının bu hakîkatin farkına varamadığına vurgu yapılmaktadır.

Uhrevî bakışla (yukarıdan aşağıya doğru) dünyâ hayâtının süresine dâir Kur'ân-ı Kerîm'de geçen diğer bazı ifâdeler şunlardır: "gündüzün bir saati" (Yûnus 10/45; Ahkâf 46/35); "bir gün" (Rûm 20/104); "bir saat" (Rûm 30/55); "bir akşam yahut kuşluk vakti" (Nâzi'ât 79/46).

İlâhî nüzûl mertebelerine göre (aşağıdan yukarıya doğru) zamanın farklılaşmasına dâir bazı âyetler de şunlardır: "Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir" (Hacc 22/47); "Gökten yere kadar bütün işleri O yönetir. Sonra, sizin saydığınız yıllardan bin yıla denk düşen bir günde bütün işler O'na çıkar." (Secde 32/5) "Melekler ve Rûh, süresi elli bin yıl tutan bir günde ona yükselip çıkarlar." (Meâric 70/4) Tüm bunlar bizlere zamanın (yâhut zaman algısının) göreceli olduğunu göstermektedir. Modern fizik ilminin bulgularına da bu hakîkatle uyumlu olup, hız arttıkça ve yerçekimi azaldıkça zamanın yavaşladığını bizlere bildirmektedir.

Hâdis-i şerîfte "insânlar uykudadır, ölünce uyanırlar" buyrulur. Ve uyandıklarında, uykuda kendilerine yıllar gibi gelen zamanın aslında ne kadar da kısa olduğunu idrâk ederler.

Ârifler "ölmeden evvel ölünüz" hükmüyle beşerî benliklerini daha bu dünyâda iken terk ettiklerinden, bu hakîkati biyolojik ölüm henüz gerçekleşmeden müşâhede eder ve bu "bir günlük" dünyâ hayatını, bir gaflet rüyâsı olarak değil, Hakk'ı müşâhede etme fırsatı olarak kullanırlar. Âyette geçen "âddîn" (hesap tutanlar) işte bunlardır.

Gaflet ehli ise dünyâdayken bu ilme ulaşamadıklarından, hiç ölmeyecekmiş gibi hevâ ve heves peşinde koşarak ömür sermayelerini tüketirler ve hakîkatle yüzleştiklerinde büyük bir pişmanlık kendilerini sarar.


Âyet 115

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûn.

"Sizi boşuna halk ettiğimizi ve bize tekrâr döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)