Kâle kem lebiśtum fî-l-ardi ‘adede sinîn(e)
Allah, (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar.
(Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.
Mü'minûn Suresi 112. ayet, kıyamet gününde Allah'ın insanlara dünyada ne kadar kaldıklarını sormasını konu alır. Ayet, 'kalmak' ve 'yıl' kavramları üzerinden dünya hayatının geçiciliğini ve ahiret hayatının ebediliğini vurgular. Dilbilimsel olarak, bu kelimelerin kök anlamları, zamanın ölçülebilirliği ve dünya hayatının sınırlılığına işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin ifade edilmesi, dile getirilmesidir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın sorgulayıcı ve hükmedici iradesinin sözle tecelli etmesini gösterir. Bu, sadece bir konuşma değil, aynı zamanda bir hüküm ve tebliğdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavl (قول) kelimesi, Kur'an'da bazen mecazi anlamda 'irade etmek' veya 'hükmetmek' anlamında da kullanılır. Bu ayette, Allah'ın insanlara yönelttiği bu söz, onların dünya hayatındaki sürelerini sorgulayan bir irade beyanıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Lebise (لبث) fiili, bir yerde durmak, ikamet etmek ve belli bir süre kalmak anlamına gelir. Ayetteki 'lebistüm' (لَبِثْتُمْ) ifadesi, insanların dünya hayatında geçirdikleri zamanın sınırlı ve geçici olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Lebs (لبث), bir yerde durmak ve beklemek demektir. Bu ayette, dünya hayatının bir bekleme yeri, geçici bir durak olduğu ve asıl ikamet yerinin ahiret olduğu ima edilir. Allah'ın bu sorusu, dünya hayatının kısalığını hatırlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kalmak' fiilinin Kur'an'daki kullanımının, genellikle geçici bir ikameti ve asıl varış noktasından önceki bir duraklamayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'lebistüm' de dünya hayatının geçiciliğini ve ahiretin ebediliğine karşı bir 'bekleme' süresi olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Arz (أرض), üzerinde yaşanılan, ekilip biçilen ve insanların mesken edindiği yerdir. Ayetteki 'el-ard' (الأرض) ifadesi, dünya hayatının sahnesini ve insanların bu sahnede geçirdikleri süreyi belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Arz (أرض), yeryüzü, zemin anlamına gelir. Kur'an'da genellikle dünya hayatının geçici bir mekânı olarak tasvir edilir. Bu ayette, insanların 'yeryüzünde' kalma süreleri sorgulanarak, dünya hayatının sınırlılığına dikkat çekilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Aded (عدد), saymak, miktarını belirlemek demektir. Ayetteki 'aded' (عدد) kelimesi, dünya hayatında geçirilen yılların sayılabilir, dolayısıyla sınırlı ve sonlu olduğunu gösterir. Bu, ahiret hayatının sonsuzluğuna bir tezat oluşturur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Aded (عدد), bir şeyin miktarını belirten sayıdır. Bu ayette, 'aded-e sinîn' (عدد سنين) ifadesi, 'yılların sayısı kadar' anlamında olup, dünya hayatının belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olduğunu ve bu sürenin hesaplanabilir olduğunu vurgular.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sene (سنة), bir yıl anlamına gelir ve zamanın ölçü birimidir. Ayetteki 'sinîn' (سنين) kelimesi, dünya hayatının yıllarla ölçülen bir zaman dilimi olduğunu ve bu sürenin ahiret hayatının sonsuzluğuna kıyasla ne kadar kısa olduğunu ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sene' kelimesinin Kur'an'da genellikle belirli bir zaman dilimini ifade ettiğini ve bu bağlamda dünya hayatının sınırlı süresini vurgulamak için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'sinîn' ifadesi, insanların dünya hayatında geçirdikleri sürenin somut bir ölçü birimiyle ifade edilmesini sağlar.
Mü'minûn Sûresi
Bu üç âyette, dünyâ hayâtının kısalığına ve geçiciliğine, âhirete varıncaya kadar birçoklarının bu hakîkatin farkına varamadığına vurgu yapılmaktadır.
Uhrevî bakışla (yukarıdan aşağıya doğru) dünyâ hayâtının süresine dâir Kur'ân-ı Kerîm'de geçen diğer bazı ifâdeler şunlardır: "gündüzün bir saati" (Yûnus 10/45; Ahkâf 46/35); "bir gün" (Rûm 20/104); "bir saat" (Rûm 30/55); "bir akşam yahut kuşluk vakti" (Nâzi'ât 79/46).
İlâhî nüzûl mertebelerine göre (aşağıdan yukarıya doğru) zamanın farklılaşmasına dâir bazı âyetler de şunlardır: "Rabbinin katında bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir" (Hacc 22/47); "Gökten yere kadar bütün işleri O yönetir. Sonra, sizin saydığınız yıllardan bin yıla denk düşen bir günde bütün işler O'na çıkar." (Secde 32/5) "Melekler ve Rûh, süresi elli bin yıl tutan bir günde ona yükselip çıkarlar." (Meâric 70/4) Tüm bunlar bizlere zamanın (yâhut zaman algısının) göreceli olduğunu göstermektedir. Modern fizik ilminin bulgularına da bu hakîkatle uyumlu olup, hız arttıkça ve yerçekimi azaldıkça zamanın yavaşladığını bizlere bildirmektedir.
Hâdis-i şerîfte "insânlar uykudadır, ölünce uyanırlar" buyrulur. Ve uyandıklarında, uykuda kendilerine yıllar gibi gelen zamanın aslında ne kadar da kısa olduğunu idrâk ederler.
Ârifler "ölmeden evvel ölünüz" hükmüyle beşerî benliklerini daha bu dünyâda iken terk ettiklerinden, bu hakîkati biyolojik ölüm henüz gerçekleşmeden müşâhede eder ve bu "bir günlük" dünyâ hayatını, bir gaflet rüyâsı olarak değil, Hakk'ı müşâhede etme fırsatı olarak kullanırlar. Âyette geçen "âddîn" (hesap tutanlar) işte bunlardır.
Gaflet ehli ise dünyâdayken bu ilme ulaşamadıklarından, hiç ölmeyecekmiş gibi hevâ ve heves peşinde koşarak ömür sermayelerini tüketirler ve hakîkatle yüzleştiklerinde büyük bir pişmanlık kendilerini sarar.
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
E fe hasibtum ennemâ halaknâkum abesen ve ennekum ileynâ lâ turceûn.
"Sizi boşuna halk ettiğimizi ve bize tekrâr döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"