İçeriğe atla
Mü'minûn 116Cüz 18 · Sayfa 349

Mü'minûn Sûresi 116. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Fete'âla(A)llâhu-lmeliku-lhakk(u)(c) lâ ilâhe illâ huve rabbu-l'arşi-lkerîm(i)

Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O'ndan başka hiç ilah yoktur. O, şerefli ve yüce Arş'ın Rabbidir.

Mü'minûn Sûresi

Âyet, Allâh'ı Zât-ı Mutlak ve Zât-ı Mukayyed yönleriyle, diğer bir ifâdeyle tenzîhî ve teşbîhî yönleriyle, bizlere tanıtmaktadır. Bu iki zıt yönün toplanmasına ehlullâh "cem'ul ezdâd" ismini vermişler.

"Teâlâ": "Ulüvv" kökünden gelir ve "aşkınlık, üstünlük, yükseklik, yücelik" ma'nâsındadır. Ancak burada sözü edilen mekânsal bir yükseklik değildir; Allâh'ın Zât-ı Mutlak olma yönüyle, bütün kayıtlardan, nisbetlerden ve izâfetlerden münezzeh olduğunu ("mutlak tenzîh"te olduğunu) belirtmektedir. Burası, Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) "Allâh'ın zâtını tefekkür etmeyin" dediği sahadır.

"Melikul Hakk": Yukarıda "mutlak tenzîh" îzâh edilmişti, burada ise "teşbîh"ten yâni Allâh'ın kevn âlemindeki zuhû-rundan ve tasarrufundan, bizlere olan yakınlığından bahsedilmektedir. Mülkün yâni bütün varlık âleminin tek ve hakîkî sâhibi (melîki ya da mâliki) O'dur, orada oturan da tasarruf eden de ancak O'dur. Tüm mevcûdât O'nun mülküdür, O'nun zuhûr ve tecellî mahalleridir, kendilerine âit müstakil bir varlıkları yoktur. Hakîkî ve mutlak varlık yalnızca O'na âittir. 

"Lâ ilâhe illâ hû": Bu, Hakk'ın daha evvel ifâde edilen iki yüzünü ("tenzîh" ve "teşbîh") birleştiren "tevhîd" mührüdür. "Lâ ilâhe", O'ndan başka hiçbir şeyin kendine âit bir varlığı yoktur, dolayısıyla başka bir ilâh da olamaz, demektir. "İllâ hû" ise, bütün âlem, O'nun varlığının farklı mertebelerdeki tecellîleridir, ma'nâsındadır.

"Rabbul arşil kerîm" yâni "kerîm olan arşın Rabbi'dir."

"Arş", "çatı" demektir. Burada, "varlık âleminin çatısı" anlamındadır. Rahmân'ın istivâ ettiği (hükmettiği, tecellî ettiği, rahmetiyle sardığı) makâmdır ve bütün kevn âlemini (cismânî ve rûhânî) kuşatır. "Kerîm" olması, âlemlere ilâhî feyz ve rahmetin oradan gelmesinden ötürüdür.

"Rabbü'l-Arş" olmak, tüm kâinatın Rabbi olmak yâni bütün varlığın terbiyecisi ve yöneticisi olmak demektir.

"Arşil kerîm"in diğer ma'nâsı da Akl-ı Küll'dür. "Arş"ın insândaki karşılığı "baş"tır, insânın en "kerîm" yâni en "şerefli" yeridir. Güzel bir eğitimle Akl-ı Küll'e ulaştığında gönül "kürsi" sinde oturan esmâ-i ilâhiyyeleri en kemâlli şekilde idâre eder, yönetir, zuhûra getirir.


Âyet 117

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

Ve men yed'u maallâhi ilâhen âhare lâ burhâne lehu bihî fe innemâ hısâbuhu inde rabbih, innehu lâ yuflihul kâfirûn.

Kim, hakkında hiçbir delîli olmadığı hâlde Allâh ile birlikte başka bir ilâha yönelirse, onun hesâbı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler aslâ kurtuluşa eremezler.