Efehasibtum ennemâ ḣaleknâkum ‘abeśen veennekum ileynâ lâ turce'ûn(e)
"Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"
Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?
Bu ayet, insanın yaratılış amacını ve ahiret sorumluluğunu sorgulayan temel bir mesaj taşımaktadır. Yaratılışın anlamsız olmadığı ve nihai dönüşün Allah'a olacağı vurgulanarak, insanın dünya hayatındaki eylemlerinin bir karşılığı olduğu hatırlatılmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hasibe' fiilinin hem saymak, hesaplamak hem de zannetmek, sanmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, 'boşuna yaratıldıklarını ve Allah'a döndürülmeyeceklerini' zannetmeleri, yani yanlış bir inanca sahip olmaları bağlamındadır. Bu, bir muhasebe eksikliğini ve hakikati idrak edememeyi gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hasibtüm' kelimesinin burada 'zannettiniz mi?' anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu, Allah'ın insanlara yönelttiği bir kınama ve sorgulama olup, onların yanlış bir varsayımda bulunduklarını ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hasb' kökünün Kur'an'da genellikle bir şeyin değerini veya sonucunu hesaplama, değerlendirme anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'hasibtüm' ise, insanların yaratılışın nihai amacını ve ahiretteki hesaplaşmayı yanlış değerlendirmeleri, yani bu konuda bir yanılgı içinde olmaları anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'halk' kelimesinin aslen bir şeyi takdir etmek, ölçmek ve sonra onu icat etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'halaknâkum' ifadesi, Allah'ın insanı belirli bir takdir ve amaç doğrultusunda yarattığını, bu yaratılışın tesadüfi veya anlamsız olmadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'halk'ın yoktan var etme, bir şeyi örneksiz bir şekilde meydana getirme olduğunu açıklar. Ayetteki 'halaknâkum' ifadesi, Allah'ın insanı benzersiz bir şekilde yarattığını ve bu yaratılışın bir hikmet ve gaye taşıdığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak yaratıcılığını ve kudretini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'halaknâkum' ifadesi, insanın Allah tarafından yaratıldığını ve bu yaratılışın 'abes' (boşuna) olamayacağını, dolayısıyla bir sorumluluk gerektirdiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'abes' kelimesinin 'faydasız, boş yere' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'abesen' ifadesi, Allah'ın insanı bir amaç olmaksızın, faydasız bir şekilde yaratmadığını, aksine her yaratılışın bir hikmet ve gaye taşıdığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abes'in bir şeyi faydasız ve anlamsız bir şekilde yapmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'abesen' ifadesi, Allah'ın yaratmasının hikmetli olduğunu ve insanın varlığının da belirli bir amaç doğrultusunda olduğunu, bu amacın ise Allah'a kulluk ve ahiret sorumluluğu olduğunu ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'abes'in bir fiilin faydasız ve boş yere yapılması olduğunu belirtir. Ayetteki 'abesen' kullanımı, Allah'ın yaratma fiilinin yüceliğini ve hikmetini vurgulayarak, insanın yaratılışının da bu yüce hikmetin bir parçası olduğunu ve anlamsız olamayacağını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'türceûn' kelimesinin burada 'diriltilip Allah'a döndürüleceksiniz' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu, ölümden sonraki dirilişi ve hesap vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkışı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesinin bir yere veya bir duruma geri dönmek anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'türceûn' ifadesi, insanların dünya hayatından sonra Allah'a geri döndürüleceklerini, yani ahirette diriltilip hesap vereceklerini vurgular. Bu, yaratılışın amacının bir parçasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rücû'' kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'a dönüş' anlamında kullanıldığını ve bu dönüşün bir hesaplaşma ve yargılama ile sonuçlanacağını belirtir. Ayetteki 'türceûn' ifadesi, insanın dünya hayatındaki eylemlerinden sorumlu tutulacağı nihai dönüşü ifade eder ve yaratılışın 'abes' olmadığına dair güçlü bir kanıttır.
Mü'minûn Sûresi
"Halaknâkum abesen" (boşuna halk ettiğimizi): Âlem-lerin ve mevcûdâtın halk edilişi boş yere, amaçsızca ya da rastgele değil, "Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarına ayna olması" içindir. "Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi sevdim de âlemleri halk ettim" kudsî hadîsi bu ma'nânın anahtarıdır. Halkiyyeti "abes" olarak görenler, algıları ilâhî hikmetten perdeli olanlardır.
"Ve ennekum ileynâ lâ turce'ûn" (Ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?): Bu, insâna hesap gününü ve Hakk'a geri dönüş gerçeğini hatırlatan bir sorudur. Bu âlemler kevn ve fesâd (olma ve bozulma) üzerine halk edilmiştir; hiçbir zuhûr ve tecellî ebedî değildir. Her varlık vakti geldiğinde, geriye çekilerek aslına rücû edecektir.
"Rücû etmek", zâhiren bakıldığında, fizik bedenin ölümünden sonra Rabbine kavuşmak olarak düşünülür. Bâtınen ise, varlığı varlık olarak görmeyip, idrâkte ve şuurda hepsini gerçek sâhipleri olan Hakk'a ulaştırmak, iâde etmektir. Bu tevhîd anlayışının her mertebede farklı bir hâli vardır. Özetlersek;
Tevhîd-i Ef'âl mertebesinde tüm eşyâ (her "şey") Hakk'a rücû ettirilir: "Kullu şey'in hâlikun illâ vecheh, lehul hukmu ve ileyhi turceûn" (O'nun vechinden başka her şey helâk olacaktır. Hüküm O'nundur. O'na döndürüleceksiniz.) (Kasas 28/88) Tevhîd-i Esmâ mertebesinde tüm "kimlik"ler Hakk'a rücû ettirilir: "Kullu men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechu rabbike zûl celâli vel ikrâm." (Varlık âleminde bulunan her KİM'lik fânîdir, ancak celâl ve ikrâm sahibi Rabbının VECHİ, varlığı bâkîdir.) (Rahmân 55/26-27) Tevhîd-i Sıfat mertebesinde kişi beşerî benliğini tamâmen terk ederek Hakk'a rücû yâni mi'râc eder: "Kullu nefsin zâi-katul mevt." (Her nefs ölümü tadacaktır.) (Bakara 2/253) Tevhîd-i Zât mertebesinde artık ortada Hakk'tan başka bir varlık kalmamıştır: "Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve." (Allâh kendi kendine şâhittir ki O'ndan başka ilâh yoktur.) (Âl-i İmrân 3/18) Kişi bu âlemde ilmini, idrâkini ve müşâhedesini hangi mertebeye ulaştırabildiyse, Hakk'a dönüşü de o mertebeden olacaktır.
Not: Tevhîd mertebelerine dâir geniş îzâhât Terzi Baba'nın 14 sıra numaralı İrfân Mektebi isimli kitabından alınabilir.
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ
Fe teâlallâhul melikul hakk, lâ ilâhe illâ hû, rabbul arşil kerîm.
Gerçek hükümdâr olan Allâh, yücedir. O'ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş'ın Rabbidir.