İçeriğe atla
Mü'minûn 115Cüz 18 · Sayfa 349

Mü'minûn Sûresi 115. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Efehasibtum ennemâ ḣaleknâkum ‘abeśen veennekum ileynâ lâ turce'ûn(e)

"Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

Mü'minûn Sûresi

"Halaknâkum abesen" (boşuna halk ettiğimizi): Âlem-lerin ve mevcûdâtın halk edilişi boş yere, amaçsızca ya da rastgele değil, "Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarına ayna olması" içindir. "Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi sevdim de âlemleri halk ettim" kudsî hadîsi bu ma'nânın anahtarıdır. Halkiyyeti "abes" olarak görenler, algıları ilâhî hikmetten perdeli olanlardır.

"Ve ennekum ileynâ lâ turce'ûn" (Ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?): Bu, insâna hesap gününü ve Hakk'a geri dönüş gerçeğini hatırlatan bir sorudur. Bu âlemler kevn ve fesâd (olma ve bozulma) üzerine halk edilmiştir; hiçbir zuhûr ve tecellî ebedî değildir. Her varlık vakti geldiğinde, geriye çekilerek aslına rücû edecektir.

"Rücû etmek", zâhiren bakıldığında, fizik bedenin ölümünden sonra Rabbine kavuşmak olarak düşünülür. Bâtınen ise, varlığı varlık olarak görmeyip, idrâkte ve şuurda hepsini gerçek sâhipleri olan Hakk'a ulaştırmak, iâde etmektir. Bu tevhîd anlayışının her mertebede farklı bir hâli vardır. Özetlersek;

Tevhîd-i Ef'âl mertebesinde tüm eşyâ (her "şey") Hakk'a rücû ettirilir: "Kullu şey'in hâlikun illâ vecheh, lehul hukmu ve ileyhi turceûn" (O'nun vechinden başka her şey helâk olacaktır. Hüküm O'nundur. O'na döndürüleceksiniz.) (Kasas 28/88) Tevhîd-i Esmâ mertebesinde tüm "kimlik"ler Hakk'a rücû ettirilir: "Kullu men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechu rabbike zûl celâli vel ikrâm." (Varlık âleminde bulunan her KİM'lik fânîdir, ancak celâl ve ikrâm sahibi Rabbının VECHİ, varlığı bâkîdir.) (Rahmân 55/26-27) Tevhîd-i Sıfat mertebesinde kişi beşerî benliğini tamâmen terk ederek Hakk'a rücû yâni mi'râc eder: "Kullu nefsin zâi-katul mevt." (Her nefs ölümü tadacaktır.) (Bakara 2/253) Tevhîd-i Zât mertebesinde artık ortada Hakk'tan başka bir varlık kalmamıştır: "Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve." (Allâh kendi kendine şâhittir ki O'ndan başka ilâh yoktur.) (Âl-i İmrân 3/18) Kişi bu âlemde ilmini, idrâkini ve müşâhedesini hangi mertebeye ulaştırabildiyse, Hakk'a dönüşü de o mertebeden olacaktır.

Not: Tevhîd mertebelerine dâir geniş îzâhât Terzi Baba'nın 14 sıra numaralı İrfân Mektebi isimli kitabından alınabilir.


Âyet 116

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ

Fe teâlallâhul melikul hakk, lâ ilâhe illâ hû, rabbul arşil kerîm.

Gerçek hükümdâr olan Allâh, yücedir. O'ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş'ın Rabbidir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)