Ve-inne lekum fî-l-en'âmi le'ibra(ten)(s) nuskîkum mimmâ fî butûnihâ velekum fîhâ menâfi'u keśîratun veminhâ te/kulûn(e)
Hayvanlarda sizin için elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de.
Hayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz.
Mü'minûn Suresi 21. ayet, en'âm (ehli hayvanlar) üzerinden Allah'ın kudretini ve insanlara bahşettiği nimetleri vurgulamaktadır. Ayet, hayvanların insan yaşamındaki temel rollerini, özellikle beslenme ve fayda sağlama yönlerini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'en'âm' kelimesinin 'ni'met' kökünden geldiğini ve Allah'ın insanlara bahşettiği nimetlerin başında geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, bu hayvanların insan yaşamı için bir lütuf ve fayda kaynağı olduğuna işaret eder. (el-Müfredât, s. 817)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'en'âm' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'deve, sığır, koyun ve keçi' gibi dört ayaklı evcil hayvanları kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'fî'l-en'âm' ifadesi, bu hayvanların bizzat kendilerinde ibret ve fayda bulunduğunu vurgular. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 55)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'en'âm' kavramının sadece bir hayvan türü olmaktan öte, Allah'ın insanlara olan cömertliğinin ve yaratılışındaki hikmetin bir göstergesi olarak sunulduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, insanın bu hayvanlar üzerindeki hakimiyetini ve onlardan elde ettiği faydaları Allah'ın bir nimeti olarak görmesi gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ibret' kelimesinin 'geçmek, bir halden diğerine geçmek' kökünden geldiğini ve bu bağlamda, hayvanların durumundan yola çıkarak Allah'ın kudretine ve birliğine dair bir anlayışa ulaşmayı ifade ettiğini belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 306)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ibret'in, bir şeyden diğerine geçerek ondan ders çıkarmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'le'ibretün' ifadesi, hayvanların yaratılışındaki mükemmellik ve onlardan elde edilen faydaların, insan için Allah'ın varlığına ve kudretine dair açık bir delil olduğunu gösterir. (el-Müfredât, s. 540)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ibret' kavramının Kur'an'da genellikle bir olay veya durumdan çıkarılması gereken derin anlamı ve öğüdü ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, hayvanların insanlara sunduğu somut faydaların ötesinde, onların yaratılışındaki düzen ve hikmetin tefekkür edilmesi gerektiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sakâ' fiilinin 'su veya başka bir içecek vermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'nüsḳīkum' ifadesi, Allah'ın insanlara doğrudan bu nimeti bahşettiğini, hayvanların sadece bir aracı olduğunu vurgular. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 280)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn, 'sakâ' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara veya toprağa su ve rızık vermesi bağlamında kullanıldığını ifade eder. Burada, hayvanların karınlarından çıkan sütün, Allah'ın bir lütfu olarak insanlara içirildiğini ve bu durumun bir mucizevi yaratılış olduğunu belirtir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 1, s. 570)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'menfa' kelimesinin 'nef' kökünden geldiğini ve 'fayda, yarar' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'menâfi'u kesîretün' ifadesi, hayvanların sadece süt ve et sağlamakla kalmayıp, ulaşım, yük taşıma, giyim gibi birçok farklı alanda insanlara fayda sağladığını vurgular. (el-Müfredât, s. 825)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'menfa' kavramının, bir şeyden elde edilen olumlu sonuçları ve yararları kapsadığını açıklar. Bu ayette, hayvanların insan yaşamının sürdürülebilirliği ve konforu için vazgeçilmez birçok fayda sunduğunu, bu faydaların Allah tarafından bahşedilen birer nimet olduğunu ifade eder. (el-Külliyyât, s. 886)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'menfa' kavramının, Allah'ın yaratılışındaki hikmetin ve insanlara olan lütfunun bir göstergesi olarak sıkça kullanıldığını belirtir. Bu ayette, hayvanların sunduğu 'birçok fayda'nın, insanın şükretmesi ve Allah'ın kudretini idrak etmesi için birer vesile olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ekele' fiilinin temel olarak 'yemek, gıda almak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'minhâ te'külûn' ifadesi, hayvanların etinin insan beslenmesinde önemli bir yer tuttuğunu ve bu durumun da Allah'ın insanlara sunduğu bir rızık olduğunu gösterir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 25)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ekl' kelimesinin sadece fiziksel yiyecek tüketimini değil, aynı zamanda bir şeyden faydalanmayı da kapsayabileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki kullanımı, hayvanların etinin doğrudan gıda olarak tüketilmesine işaret eder ve bu nimetin önemini vurgular. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 1, s. 129)
Mü'minûn Sûresi
Bu âyet, zâhiren hayvânların (en'âm) insânlara sunduğu faydaları hatırlatır. Bâtınen bakıldığında;
"Ve inne lekum fil en'âmi le ibreh" (Hayvânlarda sizin için elbette bir ibret vardır.)
"En'âm" (hayvanlar): Kişinin beden varlığını ve hayvânî nefsini temsîl eder. Tıpkı zâhirde hayvânların insân hizmetine verilmesi gibi, insânın fizik bedeni de rûhunun hizmetine verilmiş bir "binektir".
"İbreh" (ibret): "Ubur" kökünden gelir, "geçmek, aşmak" ma'nâsındadır. Dolayısıyla "ibret", sâdece ders almak değil, zâhirî sûretten bâtınî ma'nâya geçiş yapmaktır. İrfân ehli, kendi nefsine ve beden varlığına bakarak oradan ilâhî hakî-katlere "geçiş yapar". Varlığın dış kabuğunda takılı kalmaz.
"Nuskîkum mimmâ fî butûnihâ" (Onların içlerindeki sütten size içiririz.)
"Fî butûnihâ" (Onların karınlarında): "Karın" veya "iç", varlığın zâhirinin ardındaki bâtını simgeler. Tıpkı sütün, kan ile fışkı (atık) arasından saf bir şekilde çıkması gibi (Nahl 16/ 66), ilâhî hakîkatler de bu kesîf, dünyevî ve nefsanî varlığın "içinden" zuhûr eder.
"Nuskîkum" (Size içiririz): Bu "içirilen" şey bâtınen, varlığın hakîkatine dâir ma'rifet ve hikmet sütüdür. "Biz içiririz" ifadesindeki "Biz", bu hakîkatlere ulaşmak için yalnızca kulun kendi çabasının yeterli olmadığını, bu işin ancak Zâtî yardım ve lütufla mümkün olduğunu ifâde eder. Bir başka ifâdeyle, bu ilimler hakîkî ma'nâda ancak ehli olan âriflerden alınabilir.
"Ve lekum fîhâ menâfiu kesîretun ve minhâ te'ku-lûn" (Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz de.)
"Lekum fîhâ menâfiu kesîretun" (Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır): Örneğin, onların derisinden ve yünlerinden elbise yapılır ki, bu sâlikin nefsâni arzularınıüzerini örten ve onu dışarıdan gelebilecek vesvese ve benzeri saldırılardan koruyan "takvâ libâsı"dır.
"Ve minhâ te'kulûn" (Onlardan yersiniz de): "Et", nefs-i emmâre ve levvâme ilimlerine işârettir. Âyette sözü edilen et ve süt, sâlikin bu mertebelerdeki mânevî rızıklarıdır.
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟
~ ~ ~
Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn.
Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.